30 Eylül 2012 Pazar

Boğazın Yargıçları Gözaltında


  Bugün Beykozspor Bozcaada ile kendi evinde karşılaşacağı maç için Çorlu'ya gitti.  Evet İstanbul takımı Beykozspor cezası nedeniyle seyircisiz maç oynama cezası ile birlikte Çorlu'ya sürüldü adeta. Yani 135 km ötede seyircisiz bir maç oynansın diyor "yetkililer."

    Bunun üzerine Beykozspor taraftarları Boğazın Yargıçları da takımlarını yalnız bırakmamak adına Çorlu'ya deplasman yaptılar. Yaklaşık 20 kişi 135 km yol teperek Çorlu'ya  vardı. Maçta Beykozspor Murat Saim'in golüyle öne geçti. Sonrasında ise Bozcaada durumu 2-1'e taşıdı. Beykozspor aleyhine bir kırmızı kart ve bir penaltı çalındı maçta. Bunlar işin sportif yönü, hakem hatalıdır oyuncu hak etmiştir takım hak etmiştir vs.

     Bu maç ile ilgili söylemek istediklerim bundan sonra başlıyor. Beykozspor taraftarları "anlatılanlara göre" tel örgülerden maç izlemek istiyor . Polis uyarıdan sonra bu hareket tekrarlanınca topluca göz altına alıyor tüm Beykozsporlu taraftarları. Ben bu yazıyı yazarken hala gözaltındaydı taraftarlar. Kesin bilgileri göz altılar sonlandıktan sonra yine aktarmaya çalışacağım.

    Beykozspor cefakar taraftar tanımına en güzel uyan taraftar gruplarından. Hani derler ya cebimizde yoktu gönlümüzden verdik diye Boğazın Yargıçları hem cebinden hem gönlünden verenlerden. Felsefeleri basit: Armanın olduğu her yerde... Bu yüzden de bugün seyircisiz ve Çorlu'da oynanacak maça 135 km gittiler.

       Şimdi sormak istediğim de göz altından başka yolu yok mudur bunun? Stadın karşısında balkondan izleyene de var mı bu uygulama? Hukuki boyutunu bilmiyorum o yüzden net şeyler söylemek istemiyorum ama polis şiddetini polis copunu ensesinde hisseden bir taraftar grubu olduğunu çok iyi biliyorum Boğazın Yargıçları'nın! Hem de kimsenin bir bahane bulup açıklayamayacağı konularda bile...

     Son olarak söylemek istediğim eğer futbolun içinde ve çevresinde bir forma olacaksa bu futbolcuların giydiği, terlettiği kulüp formaları olmalı elinde copu biber gazıyla hazır kıta bekleyen keyfi ve  orantısız güç kullanan güvenlik güçlerinin üniforması değil! Boğazın Yargıçları'nın göz altı kararı sonlandıktan sonra olayı daha ayrıntılı bir şekilde öğrenip tekrar anlatmaya çalışacağım...

     Beykozspor camiasına ve Boğazın Yargıçları'na geçmiş olsun.

4 Görünümlü 10 Numara Nuri!

          Nuri'nin Real Madrid'den ayrılacağı kesinleşince gideceği kulüpler açısından telaşlanmıştım. Acaba Arsenal mi daha iyi olur yoksa Liverpool mu daha iyi olur diye düşünürken en kötü senaryo da Türkiye'ye gelmesiydi. Bana göre Wenger'in eline düşmesi onun için daha iyi olabilir diyordum. Yani şu süreçteki Liverpool ona bir şey katmaktan çok ondan bir şeyler alabilirdi.

       İlk maçında Arsenal önünde benim korkularımı karşılar nitelikte de bir oyun oynadı Nuri! Ama sonraki maçlarda Nuri o ilk maç faciasını bir kenara koyarak daha iyi oynamaya başladı. Önce fizik olarak nasıl oldu bilmiyorum ama bir anda toparlandı. Gücü yerine geldi. Çünkü Milli takımda ve Arsenal karşısında izlediğim Nuri ayakta durmakta güçlük çekiyordu ve rakibinin her pozisyonda koşuda gerisinde kalıyordu.


    Hafta içinde WBA maçında 2 golle yıldızlaşan Nuri döndüğünün sinyalini mi vermişti yoksa bu "bir anlık gaz" mıydı benim için karar vermek çok güçtü. Hafta sonu Norwich deplasmanı daha belirleyici olabilirdi. Liverpool artık 3 puan alacaktı başka bir ihtimali ya da bahanesi olamazdı bu maçın. Beklediğim gibi daha doğrusu olmasını istediğim gibi Liverpool 5-2 galip gelirken Nuri yine sahanın yıldızıydı. 1 gol attığı maçta 2 de asist yapan Nuri bir "başlangıç" yaptığını gösterdi.

    Tipik bir 10 numara değil belki ama Liverpool'u hücuma taşıyan isim olarak öne çıkıyor Nuri. Hücum organizasyonlarında pas dağılımında hep onun ismi var. Bana göre 10 görünümlü 4 numara olarak oynuyor şu an. Umarım daha da geliştirir bu özelliğini...

    Liverpool aşkımız malum, içinde bir de Nuri olunca o Nuri de gol atmaya attırmaya da başlayınca daha ne isteyelim dedirtiyor insana bu durum! Eminim ki Anfield Road'da dün 22 yaşında bir İngiliz şöyle sesleniyordu Nuri'nin ikinci asistinden sonra "sen ne büyük topçusun be Nuri!" Nereden mi biliyorum? Çünkü İstanbul'da 22 yaşındaki bir Liverpool taraftarı ikinci asistini de izledikten sonra öyle dedi oradan biliyorum!



İlk iki fotoğraf hucumhatti.com adresinden alınmıştır...

29 Eylül 2012 Cumartesi

Rakip Kazanmaz İstanbullular Kaybeder!

         Ordu'da oynanan maçta kimse 2-0'lık net bir skorun adını ağzına almasa da Ordu'nun dişli bir futbol oynayacağını söylüyordu. İstatistiksel olarak Cuper-Terim, Ordu-Galatasaray diye bir sürü kıyaslanmaya gidilse de son söz yine o yeşil sahada söylendi.

       Hasan Kabze oyunda kaldığı bütün dakikalarda canla başla oynadı. Harika bir gol ve bir asist ile geceyi kapatırken taraflı tarafsız herkesin alkışını aldı. 2.golün sahibi Stancu da bu takımdan zorla "gönderilenlerden" ... Culio ile gelen Stancu hatta transfer döneminde Galatasaray'ın başına "bela" olmuştu. Şimdi eski takımına hırs yaptı attı diye bir hikaye çıkarmak istemiyorum. Zaten Galatasaray'ın yediği son 4 gol eski futbolcuları tarafından atılmış. O gün gününde olanın, iyi olanın atmasının ardı ardına tesadüfü diyorum ben buna...


       Maçtan sonra öne çıkan bir kaç nokta var ona değinmek istiyorum. İlki Hasan Kabze'nin iyi oyununun Galatasaray taraftarı ve Terim tarafından övülmesi...Ne diyor Terim Galatasaray ahlakı ile oynadılar, ne dedi taraftarlar, iyi futbol oynadı başkaları gibi soru işaretleri bırakmadı... İlk soru o başkaları derken kimi kastediyor olabilirler? Yani ben bunu diğer İstanbul kulüplerinin üzerlerine alınmadan Galatasaray üzerinden düşündüm. Yani daha önceleri eski Galatasaraylı oyuncuların performansında şaibe vardı da biz mi fark etmedik de Hasan Kabze bu kadar olay oldu?

      Ayrıca olması gereken de bu değil midir? Yani eski futbolcunuz ne olursa olsun sizin futbolcunuz değildir artık. O yüzden mesleğinin önüne "eski" sıfatını eklersiniz. Ne yapacaktı, şu an formasını giydiği takım için çalışmak yerine , o gün o statta giydiği takımın formasını desteklemeye gelen binlerce taraftarına ihanet edip "eski" takımı için mi oynayacaktı?


      Son olarak da bugünkü gazete manşetleri ve dünden itibaren yer alan internet sitelerindeki haber başlıkları... Orduspor kazanmamış da Galatasaray kaybetmiş! Orduspor'un mücadelesini görmeden; "ders olsun" buları burada "BRAGAlım", "eski aslanlar yıktı" gibi Galatasaray penceresinden haberler okuduk! Yani o sahada oynanan futbolda, çıkan skorda Orduspor'un hiç bir katkısı yok tamamen figüran, aslolan İstanbul "büyükleri" mantığı... Bu maç için başlık arayanlar; "Ordu zirveye tutundu" ya da "Ordu'da kaybetmeme serisi devam ediyor" tarzında bir başlık atıyorsanız spor gazetesi olurdunuz ama diğerlerini atıyorsanız spor değil 3 İstanbul takımının gazetesisiniz!

28 Eylül 2012 Cuma

Çözüm Yalın ADSL...

      Size kişisel ve gereksiz bir durumumu anlatayım. Yazının son bölümünde de demek istediğimi... Evimde TTNET'ten istemeyerek de olsa daha iyi bir alternatifi olmadığı için internetini kullanıyorum. Bunun için ilk başvurumda yeni bir eve geçtiğim için önce telefon hattı bağlattım. Bayideki çocuğun da yardımıyla fiyakalı bir telefon numarası buldum. Eve interneti ertesi gün bağladılar ben de bağlanana kadar sabit bir telefon alamadığım için gelen yetkili " ben en azından siz interneti kullanın diye telefon gelene kadar direk hatta bağladım modemi bu şekilde kullanırsınız sonra takarsınız telefonu" dedi. Teşekkür ettim ve o şekilde kullandım bir müddet.

     Sonra baktım ki cep telefonlarının ihtiyacı karşılaması sebebiyle hiç sabit bir telefona ihtiyaç duymuyorum. İnterneti de böyle kullandığıma göre " bir de gidip sabit telefon mu alacağız" uyanıklığıyla (!) bu şekilde kullanmaya devam ettim. 2. yılına giriyoruz bu uygulamanın ve hiç de bir sorun yaşamadım. Ama ben bu zamanlar içinde devamlı bu telefon için abonman bedeli denen saçma sapan bir parayı ödedim. 21 lirayı her ay fatura olarak ödüyordum ama o telefondan bir kere "alo" dememiştim.

     Sonra nasıl yaparız diye araştırdım yalın ADSL diye bir şey varmış. Ona mı geçsem dedim ama onda da sağ olsun Birgün Gazetesinde Ali Gül isimli bir vatandaşın yazısı ve buna benzer yorumlarla internetsiz kalacağım diye korkumdan yanaşmadım.

    Şimdi her ay faturamı ödüyorum, bazen unutuyorum 3-4 fatura birikiyor toplu olarak ödüyorum falan filan... Şimdi bunun iki çözümü var ya yalın ADSL ya da eve telefon bağlatıp en azından ödediğim paranın karşılığını almak. Yani bu kadar basit. Şimdi diyeceksiniz ki bundan bize ne, o zaman şöyle bir benzetme yapayım da asıl derdimi anlatmış olayım:

    Bu hikayeyi hepinizin bildiği bir şeyle örneklendirmek gerekirse; bu hikayedeki ben Beşiktaş'ım, Quaresma da o kullanılmayan telefon hattı!!! Çözüm bana göre yalın ADSL ama bakalım ne olacak?



27 Eylül 2012 Perşembe

Bugün Futbol Oynamak Yasak



    Sabah gazete spor sayfalarına göz gezdirirken gözüme takılan bir haberi paylaşayım buradan. Çünkü baktım internette pek hakkında bilgi yok, sadece Birgün Gazetesinde yer alıyor. Burada Birgün Spor'a da bir artı parantez açıp söylemekte fayda var; Kemal Ilıkkan'ın yoğun çaba ve emekleriyle hazırlanan spor sayfasında kısıtlı imkan ve sayfaya rağmen çok iyi işler çıkarıyorlar. Gerek Erkut Tekinli Orhan Ulucalı(Borges Blog) Fırat Topallı(Uçan Hollandalı) kadrosu gerekse haber içerikleri olarak sayfalarca hazırlanan spor sayfalarına meydan okuyorlar. Gelelim habere...


    Haberimiz Nürnbergli  Almong Cohen ile ilgili. Cohen dün oynanan Hannover maç kadrosundan kendisini çıkardığını açıkladı. Sebebi ise Cohen'in İsrailli bir Yahudi olmasından kaynaklanıyor.  Yahudilerin kutsal günü olan Kefaret Günü'ne yani Yom Kipur'a Bundesliga maçının denk gelmesi nedeniyle oyuncu böyle bir istekte bulundu ve hocası da anlayışla karşılayarak buna onay verdi.

   Cohen "tam da bugün bir futbol oynayacak olmamız büyük bir talihsizlik ama hayatta futboldan daha önemli şeyler de var" diyerek bugünde arabaya binmenin dahi yasak olduğunu söyleyip bu nedenle futbolda oynayamayacağını söylüyor. Teknik Direktör Hecking ise "onun inancı bugün ona futbol oynamasını yasaklıyorsa biz de bunu anlayışla karşılamak zorundayız" diyerek destek veriyor.

    Kefaret Günü Yahudilerde en kutsal ve dini ağırlığı en büyük günlerden. 25 saatlik bir oruç tutuluyor ve insanlar günün büyük kısmını dualarla geçiriyor. Aynı durum Hertha Berlin'de de yaşandı. Berlin ekibinin teknik direktörü Luhukay Dresden maçı için Sahar'dan vazgeçemek zorunda kaldı ve bu durumu şöyle açıkladı; "bazı şeyler vardır, futboldan önce gelir."


   Bu hoşgörülü davranışları, herkesin dinini özgürce yaşayabilmesi adına tebrik etmek düşer bize. Ama bir de empati ile karışık bir soru sorayım bir de öyle düşünüp tartışalım bu meseleyi: Olmaz da hani olur ya, takımınızın şampiyonluk maçı var ve takımınızın yıldızı bel kemiğiniz umudunuz diyor ki "inançlarım gereği final maçında yokum" O zaman da şimdiki gibi olumlu bakar mıydık yoksa endüstriyel futbol ağzıyla profesyonellikten mi dem vururduk? Çok ince bir konu biliyorum ama tüm hoşgörü müessesesi bu sorunun cevabında gizli gibi durmuyor mu?

26 Eylül 2012 Çarşamba

Derbi Kasımpaşa'nın...



    Türkiye Kupası maçları için iş fikstürüm uyunca yine semt takımı sayılan İstanbulspor'un Süper Lig ekibi Kasımpaşa ile yaptığı maçı izlemeye fırsat buldum. Hafta içi olmasına rağmen stat hafta sonu olan Gölcükspor maçına oranla çok daha fazla doluydu. Bunun sebebi Kasımpaşa mı yoksa maçın önemi tam kestiremedim tribünlerde...

   İki takım arasında kadro olarak derin uçurumlar vardı. Kasımpaşa as kadro ile sahadayken İstanbulspor Gölcük maçındaki oyuncularından bazılarını kulübeye çekmişti. İlyas, Tayfun, Doğukan, Ali Işık gibi isimler sanırım lig düşünülerek yedek bırakıldı. Çünkü araştırdım herhangi bir sakatlık ya da cezaya rastlayamadım . Zaten Tayfun ikinci yarıda oyuna dahil oldu. Kasımpaşa ilk yarıda hücumda organize olmakta çok güçlük çekti. Eğer etiketlerini isimlerini kaldırsanız aynı ligde mücadele eden iki takım zannedebilirdiniz bu mücadelenin sahiplerini.

   İstanbulspor yetenekleri el verdiğince mücadele etmeye çalışıyor ara ara çıkışlarla da tehlikeli olmak istiyordu. Bir ara cesaretini toplayıp rakip kaleye gitmeye başlayınca İstanbulspor kornerler kazanmaya başladı. Yine bir kornerde Kasımpaşalı savunmacıların ceza sahası dışına attıkları topu kanatlara yayarak Mehmet Can'ın ortasında arka direkte topa kafa vuran Hamit İstanbulspor'u öne geçiriyordu ve tribünlerde büyük bir sevince sebep oluyordu. İlk yarı bu skorla tamamlandı.

   İkinci yarıda oyuna  Aytaç dahil olarak İstanbul'un durgun forvet hattını hareketlendirmeye çalıştı. Aytaç geçen hafta en çalışkan isimlerdendi. Girdiği bir pozisyonda topu yan kale direğine çarpmasa belki de ondan maçı koparan adam diye bahsedecektik ama olmadı.

    Öte yandan günün durgun ismi Uche anlaşılan o ki ikinci yarıya damga vurmak istiyordu. Orta sahada kanatlara kadar inip top alma çabasına girişen forvet yine böyle bir pozisyonda topu Halil'e kazandırdı ve Halil de şık bir vuruşla gol attı. Tam bundan iki dakika sonra Sancak yine Halil'e harika bir pas attı ve Halil kendisinin ve takımını ikinci golünü kaydetti. Bu golden sonra gerek İstanbullu futbolcular gerekse tribünde biz golün ofsayt olduğundan yakınsak da eve gelince televizyondan gördüm ki ofsayt değil nizami bir gol ve harika bir ara pası...

    70'lere doğru temposu giderek düşen İstanbulspor bir de 10 kişi kalınca artık sadece amaçsız koşular ve mücadele kaldı ortaya. Tayfun girse de amaçsız top ezişleri ve bencil tavırlarıyla çok can sıktı. Maça damgasını vuran isim ise bence Kasımpaşa da Halil'den öte ikinci yarıda oyuna giren Adem Büyük oldu. 2 topu direkten dönen Adem'in isteği ve hırsı parmak ısırttı.


   Maçın son anlarında kopan iki takıma skor tahtasına hangi skoru yazalım dediler ve onlar da Kerem'in şık ortasını harika bir rövaşata ile ağlara gönderen Uche ile cevap verdiler. Uche'nin bu golü uzun süre İstanbulspor tribünlerinden alkış aldı. Maç 3-1 Kasımpaşa galibiyeti ile sona ererken izleyenler gayet memnun ayrıldı mağlubiyete rağmen. Çünkü ortada üzülecek bir şey yoktu futbolcular ellerinden geleni yaptı ve ancak bu kadarı geldi. Son olarak İstanbulsporlu futbolculara mücadeleleri için teşekkür maiyetinde bir alkışlı uğurlama yapıldı ve stat boşaltıldı.

   En güzel anlardan biri ise su molasında avucuna doldurduğu bütün bardak suları karşı köşedeki top toplayıcı arkadaşlarına ve yan hakeme koşa koşa getiren küçük top toplayıcının çabasıydı.

Ümit Özat ve Erkeklik!



       Her gün televizyonlarda kocaları-sevgilileri tarafından katledilen, tecavüze uğrayan, ikinci sınıf muamelesi gören kadınların ülkesi burası...Burada kadına el kaldırmanın küfretmenin "erkeklikten" sayıldığı bir dünya yaratıldı artık. Erkek TV kanalları, erkek programları, erkek gazeteleri, hepsinden öte erkek toplumu oluşturuldu. Şöyle ki gündüz kuşaklarındaki kadın programlarında dahil erkeğin namus cinayetlerinin, kadını terk etmesinin kadının kusuru zeminine oturtulduğu bir ton saçmalık her gün evimize misafir oluyor.

     Geçtiğimiz akşam Ümit Özat- Simge Fıstıkoğlu tartışması bundan öte bir anlam taşımıyordu aslında. Bu toplumda erkeğin üste çıkmak için dahi olsa kadını aşağılaması gerektiği ve bunu yaparken de su içer gibi rahat olması şaşılacak şey değil. Konuyu kısa özetle geçelim kadın seyircilerin yorumunu beğenmeyen Özat programda bir kadın yorumcunun bulunduğunu unutarak "kadınların futboldan anlamayacağını" söylüyor. Simge Fıstıkoğlu da haklılığının verdiği rahatlıkla lafını çekinmeden doğru şekilde ve kişisel saygı sınırını aşmadan cevap veriyor. Sonra Özat "futbol kariyeri benimle aynı seviyede olmayanla futbol konuşmam" diyor ve ekliyor "ben karımla bile konuşmuyorum"...

    Bu algı kariyer meselesi falan değil. Kadın anlamaz, evinde otursun, yemek yapsın,çocuğuna baksın hele bir de 3 çocuk olursa o 3'ün en az ikisi de erkek olursa ben o kadına "bağyan" derim kafasının cisimleşmiş hali... Fıstıkoğlu'nun yorumlarını beğenirsin beğenmezsin ama bunu kadın futboldan anlamaz sen de kadınsın yani anlamazsın diye açıklayamazsın. Bunu erkeklik ile açıklamak kimse kusura bakmasın ama düşünmek için beyin hücresi değil testosteron hormonu kullanıldığını düşündürüyor bana. Erkeklik konuşturmak yerine tez çürütmektir mantıklı olan!

   İlk olarak kadınlar futboldan anlar birinin bunu açıklaması gerekiyor Ümit Özat'a... Hem de en az cinsiyetçilik ve ırkçılık yapabilecek bir beyine sahip olan erkek kadar hatta ondan daha fazla anlar. Şunu unutmayın yıllardır erkeklere yapılan onca yatırımın karşılığı sıfır iken üvey evlat kadın sporlarının başarısı ortada...Kadın futbolunda da daha bir kaç seneye kadar kafa kafaya oynadığımız takımlardan bu sene fark yiyorsak bunun da suçlusu kadın futbolcular değil onlara bu tarz bir yönetimi reva gören "erkek" yöneticilerdir. Aydınlar döneminde erkeklik hormonun üst seviyeye çıktığı Türkiye Futbol Federasyonunda gelenek devam ediyor. Federasyonun sadece erkeklerin federasyonu olarak görev yürüttüğü ortamda Ümit Özat'ın milli futbolcu olması sadece bir ayrıntıdır.

   İkincisi ise kariyer meselesi... Kariyeri Özat ile aynı olmayanla konuşmazmış! Mourinho ülkeye geldiğinde eminim ilk olarak Ümit Özat'ı görmek isteyecektir bu yorumu öğrenmiş olsa. Ümit Özat'a bir kaç isim tavsiyesi vermek daha doğru olur sayfalarca yazı yazmaktan sanırım...Simon Kuper! Kuper tüm coğrafyanın en iyi kalemlerinden biridir. Amatör olarak futbol oynayan Kuper son kitabında kariyerinin çeyreği etmediği futbolcularla sohbetlerini aktarmıştı. O sohbetlerde futboldan hayatın her alanına dair cümleler bulmak mümkün. Kuper Ümit Özat'ın da futbol kariyeri kadar bir kariyere sahip değil futbolculuk olarak, peki kendisi bu eşsiz eser "Futbol Adamları" kitabına dahil edilmek istense geri kafalılıkla "Kuper de kim kariyeri benimle eş değer olmayan adamla futbol konuşmam" diyebilir mi?

     Cesar Luis Menotti; sadece futboldan anlayan , futboldan da anlamaz diye güzel özetlemişti mevzuyu aslında. Yine bu topraklardan yetişmiş değerli bir yazar olan Dağhan Irak; anlattığın şey haftanın 6 günü boş kalan yeşil bir çim dikdörtgenin dışına taşmıyorsa yani hayata dokunmuyorsa sen boşa konuşuyorsun dinleyen de boşa dinliyor diyor. Bu iki sözle anlatmak istediğim aslında futboldan "anlamak" dediğimiz şey sadece ondan anladığımız zaman hiç bir şey ifade etmiyor. Futbolu bilen "erkekler" sadece onu bilip cinsiyet eşitliğinden bir dem bir şey anlamamışlarsa hiç bir şey bilmiyorlar demektir.

    Son olarak zihniyet meselesine dönecek olursak; Ümit Özat'ın kadını küçümseyen , ikinci sınıf gören tavrına söylenecek laf şudur: Ümit Özat tecavüzcü ya da kadına şiddeti onaylayan biri değil ama kadına şiddet uygulayan ya da tecavüzcü zihniyetler Ümit Özat'ın o sözlerini onaylayan kişiler... Acı ama gerçek!

25 Eylül 2012 Salı

İstanbul Boğaları Tökezledi

altligler.blogspot.com adresinde yayınlanan İstanbulspor-Gölcükspor maç yazım...












      Spor Toto 3.lig'te ikide iki yaparak başlayan İstanbulspor hafta içine bir de kupa galibiyeti alarak sezona çok iyi başladı. Bu hafta sonu da kendi evinde Gölcükspor ile oynayan İstanbulspor'u canlı skor sitelerinden takip etmek yerine fırsat bularak yerinde izlemeye karar verdim. İstanbulspor'un şimdiki evini bilmeyenler için söyleyeyim, Yenibosna-Kuleli'de Bahçelievler İl Özel İdare Stadında oynuyor.

    Baştan söylemek gerekirse maçı İstanbulspor gözüyle izlediğim için o yönden yorumlamak istiyorum.  İstanbulspor yaklaşık 250-300 civarındaki taraftarının önünde maça etkili ve baskılı başladı. Özellikle sol kanadındaki Ali Işık ve arkasındaki Doğukan Pala sol kanadı forse ederek bir çok pozisyon girişiminde bulundular. Forvette Aytaç biraz daha başarılı olsa belki de beklenen gol ilk yarıda gelebilirdi. Orta sahada Ali Işık ve Tolga'nın iyi oyununa Tayfun ve Emre destek veremeyince kaptırdıkları her top kalelerinde hızlı hücum oldu. Özellikle Tayfun'un bencil bir oyun tarzı var. Kolay kolay pas atmıyor, attığı pası takip etmiyor geri zaten hiç koşmuyor. Şöyle açık bir örnek vereyim; rakibi iki adım ötesinde topu ayağında gevelerken değil rakibe pres yapmak o yöne doğru adım dahi atmadı. Bu tüm maç boyunca da bu şekilde devam etti. Bir dönem Beykozspor'da kiralık oynayan Tayfun tribünde beni tek kelimeyle kahretti. Tipik "yeteneği var ama ihanet ediyor" tarzı bir futbolcuya benziyor. Umarım kısa sürede yüksek form grafiğine kavuşur, çünkü arkasında oynayan İlyas Akan çok iyi bir oyuncu olmasına rağmen onun kaptırdığı toplarda çok zor anlar yaşıyor.


    İstanbulspor ilk yarıda tehlikeli bir bölgeden frikik kazandı ve paslaşarak kullandılar.  Emre ayağında topu geveleyerek gelen pası kaptırınca neredeyse tüm hatlarıyla ileride olan takım geri dönemedi. Gölcükspor'un savunma oyuncusu Ensar önce kaleci Serdar'a  takılsa da sonrasında güzel bir vuruşla topu ağlara gönderdi. İlk yarı skoru Gölcük lehine 1-0 tamamlandı.

  İkinci yarıya ben Tayfun ya da Emre çıkar diye beklerken Tolga kenara geldi. Yerine giren Mehmet ise sadece ilk 15 dakika etkili olabildi. İkinci yarıda etkisini arttıran İstanbul Boğaları bu kez sol kanattan değil de sağ kanattan gelmeye başladı. Bu kanatta İlyas ve Tayfun oyunlarını ilk yarının üzerine çıkararak iyi işlere imza attılar. Özellikle Tayfun'un Mehmet'in kafasına gönderdiği topu Mehmet ıska geçince İstanbulspor bir golden daha olmuştu. Ali Işık ise ilk yarıya oranla oyununu düşürmüştü ama nadiren de olsa etkili toplarla geliyordu. İkinci yarı oyuna giren Fatih ise yaptığı ortalarla etkili oldu. Özellikle serbest vuruş ve kornerle tehlike yaratan oyuncu kısa sürede göz doldurdu.

    Bu yarıda maça etki eden bir unsur da hakemdi demek yanlış olmaz sanırım. İlk yarıda faul çalma konusunda sıkıntıları olan hakem bunu ikinci yarıda da üst seviyeye çıkardı. "Yandım" demeyene faul çalmayan hakem gereksiz yere de oyunu çok durdurdu. Kısacası faule çalmadığı düdükleri her iki taraf için de faul olmayan pozisyonlarda çaldı. İkinci yarı bir de Gölcüksporlu futbolcuların "profesyonellik" adına 1-0 önde oldukları için yerden kalkmakta zorlanmaları(!) da hakemin etkisiz kaldığı noktalardan biriydi. Hele bir pozisyonda Gölcükspor kalecisi Ertuğrul aldığı hava topundan sonra kendini yerden yere vurmasına hakem önce faul çaldı sonra da İstanbulsporlu bir futbolcuya sarı kart gösterdi. Eğer maçta yan hakemlerin başarılı yönetimi olmasaydı çok daha zor anlar yaşayabilirdi maçın baş hakemi Sacit Keşkek!

    Maçın belkide en heyecanlı anlarına 90+5'lik bölüm sahne oldu. 90'dan sonra beraberlik için baskısını iyice arttıran İstanbulspor direkten dönen bir topun yanında 3 kez de kaleci Ertuğrul'a takıldı. Son saniye basketi şekline dönen anlarda Fatih'in harika ortasına Mehmet kafa vurmak yerine kafası ile dokununca top kaleci Ertuğrul'un ellerinde eridi ve Gölcükspor zorlu İstanbulspor deplasmanından 3 puan ile döndü. Böylelikle İstanbulspor da bu sezon ki ilk mağlubiyetini almış oldu...

    

STSL 5.Haftanın Görünümü

      Haftanın açılış maçında Karabükspor evinde Antalyaspor'u ağırladı. Antalyaspor bu sezon da aldığı skor ve oynadığı futbolla en istikrarsız takımlardan biri olacağını gösterdi. Halbuki Şifo faktörüyle sempati duyduğum bir rayına otursun dediğim takımların başında geliyorlar. Karabükspor ise dışarıda bu sezon da yokuz ama içeride sonuna kadar savaşırız mesajını veriyor aynı şekilde. Maçta sert Antalya savunması damgasını vurdu diyebilirim. Bu sertlik kırmızı kartla sonuçlanıp 10 kişi de kaldılar. Gol ise Karabükspor'un sezon içindeki mücadelesini ve geleceğini gösterir cinstendi, son dakikada bir karambol anında... İşte Karabükspor'un ligdeki durumu bu sezon böyle olacak sanırım! Bir not düşmek gerekirse Karabük'ten Cernat Antalyaspor'dan ise Emrah ismi not düşülebilir. Özellikle Emrah bir kaç yıl içinde kendini biraz daha geliştirirse şampiyonluk oynayacak bir takıma yolu düşebilir. Sonuç olarak 1-0 ile ilk galibiyetini aldı Karabükspor!


     Açık söylemek gerekirse haftanın en çekişmeli geçmesini beklediğim ve haklı çıktığım maçı Kayserispor-Eskişehirspor maçıydı. Maçın ilk yarısı neredeyse Kayserispor'un hegemonyası ile geçildi. Özellikle Mouche'nin harika oyunu Kayserispor'u güçlü kılan özelliklerdendi. Bobo'nun 2 golüyle öne geçen Kayserispor ilk yarının son dakikalarında Necati'ye engel olamadı ve ilk yarı 2-1 bitti. Burada Bobo'ya parantez açmak gerek; güçlü olmasa da hala tam isteneni veremese de attığı bu iki gol onun için çok önemli. Umarım onun için çıkış haftası olur. İkinci yarıda ise maç daha fazla ortada oynandı. Sanırım bu sene Kayseri'nin en zayıf yönü defansı özellikle merkez defansları...Şöyle açıklayayım Tello kafa ile güzel bir gol attı (karambolden değil). 2-2'den sonra maçta defans özelliği kalktı gibi bir ortam oluştu. Karşılıklı kaleciye karşı karşıya pozisyonlar çizgiden çıkarılan toplar ne ararsanız vardı. Ve son noktayı Kayserispor koydu, Mouche'den güzel bir kafayla gelen galibiyet golü de ilk 3 puanı getirdi Kayserispor'a...


       İstanbul'daki maçta İBB Ordu ile karşılaştı. Maçın henüz 20. dakikasında ağır bir kararla 10 kişi kalan İBB bunu hiç hissettirmedi desek yanılmış olmayız sanırım. Hakem sarı verilebilecek bir pozisyona direk kırmızı verirken yine Barral'a yapılan penaltılık bir müdahaleyi de bir şey yok diyerek geçiştirdi. Hakemin damgasını vurduğu ilk yarıdan sonra hakem aradan çekilince futbol izlemeye başladık. Öncelikle İBB'nin gol makinesi Webo yine gol atarken cevap gecikmeden Stancu'dan geldi. Bu maçta da iki takımın kazanamıyoruz madem  kaybetmeyelim garanticiliği ön plandaydı ama işe yaradı! 1-1


     Lige namağlup devam eden Beşiktaş deplasmanda Gaziantepspor ile karşılaştı. Olcay'ın erken golüyle önce geçen Beşiktaş ilk yarıyı önde kapatsa da ikinci yarının başında Sosa'nın golüyle yıkıldı. Maça damgasını vuran isimlerden olan Manuel Fernandes harika bir asist ile Kara Kartalı yine öne geçirse de bu kez de Cenk'in penaltı golüyle yakalandı Beşiktaş. Son dakikada ise Orhan'ın harika şutuyla Gaziantep 3 puanı alan taraf oluyordu. Beşiktaş'ın kaybetmesinden çok Gaziantepspor'un ısrarı ve kazanması ön plana çıkarılması gereken bir maç oldu.


    MİY-Gençlerbirliği geneli vasat geçen bir maçta, maçın hakkı olarak yenişemediler. Gençlerbirliği bu sezon çok şey beklediğim ama reklamlarının aksine "ritmini bulamayan" takımlardan... Öne geçseler de Nobre Fenerbahçe ve Beşiktaş'ta "atamadığı" eşi benzeri bulunmaz röveşatalarından birini atarak eşitliği sağladı. Maçın skoru da 1-1 olarak belirlendi.


    Ligin vasat altı takımlarından Elazığspor evinde Busaspor ile 1-1 berabere kalırken bu skorun oluşmasında Bursaspor'un beceriksizlikleri yardımcı oldu. İlk olarak ligin kayıp golcüsü Gökhan Emre Ciksin ile 1-0 öne geçti Elazığspor. Sonrasında Bursaspor yeni transferi Tuncay Şanlı'nın şık pası ile başlayan atakta kazandığı penaltıyı Pinto'nun gole çevirmesi sonucu eşitliği yakaladı. Sonrasında ahlar vahlar arasında kaçan pozisyonlar sonuç vermeyince maç 1-1 tamamlandı.


     Ligin flaş takımı Kasımpaşaspor deplasmanda Sivasspor ile karşılaştı. Geçmiş haftalara nazaran Sivasspor'un ağırlığını koyduğu maçta Kasımpaşa forvetlerinin şanssızlığına yenildi diyebilirim. İlk yarıda öyle bir pozisyon vardı ki Özer ceza sahası içindeyken Navratil'den 1,5 penaltılık pozisyon çıkardı ama hakem devam dedi. İlk yarının son dakikalarında da Aatıf'ın golüyle Sivasspor öne geçti. Maç bu skorla biterken geceye asıl damgasını vuran Kasımpaşa "A.Ş"nin Metin Diyadin'in görevine son vermesiydi şirket kararları gereği...Kaybeden Kasımpaşa olacaktır, Metin Hoca da maalesef yine bir şanssızlıkla sezonu tamamlayamadı.


    Galatasaray evinde ligin "mütevazı" takımı Akhisar'ı 3 golle geçerken geceye Burak'ın Sercan'a Hamit'in de Burak'a boş kale asistleri damga vurdu. Bu maçın analizini ya da başka bir şeyini yapmaya gerek yok, çünkü iki takım arası uçurum epey vardı. Galatasaray hazırlık maçı havasında geçen maçta 3-0 ile galip geldi. Hamza Hoca ise buna dikkat çekerek Galatasaray'a kaybetmenin onlar için sorun olmadığını zaten rakiplerinin Galatasaray olmadığın söyleyerek maçı ve geceyi özetledi.


   Haftanın Pazartesi günü oynanan son maçında Şükrü Saraçoğlu'nda Trabzonspor'u ağırladı Fenerbahçe. Açık söylemek gerekirse 9 maçtan en sıkıcı geçeni bu maçtı. Sanırım iki takımda da Pazartesi Sendromu vardı, yoksa bu kadar vasat bir eşleşme olmamıştı bu iki takım arasında uzun süredir. Maçın son anlarına doğru Olcan ile mutlak pozisyonlara girse de Trabzonspor yine Olcan'ın bireysel hatalarından dolayı gollerden oldu. Trabzonspor'da Bamba ise isabetli bir transfer olduğunu kanıtlarken Baroni'nin isteksiz futbolu saç baş yoldurttu. Futbol olarak kısır olan gecede gol de çıkmayınca birer puanla golsüz beraberlikle razı olmak zorunda kaldı iki ekip!

24 Eylül 2012 Pazartesi

"Proce" Takımları

      Ligin ilk büyük teknik direktör ayrılış şoku "proce" takımı Kasımpaşa'dan geldi. Kasımpaşa Sivasspor'a 1-0 yenildiği maçın ardından teknik direktör Metin Diyadin ile yollarını ayırdı.

     Metin Diyadin geçen yıl da Orduspor ile benzer şekilde bir ayrılık yaşamıştı. Kasımpaşalı yöneticinin açıklamalarında Diyadin'in performans sebebiyle gönderilmediği, şirket kararının bu yönde olduğunu öğrendik. "Şirketler" futbola el atıp saha içine dokunmaya başlaması ilk değil elbet. Takımların sonuna gelen A.Ş'ler 11 kurmaya da başlayacaklar yakında, belki de kuruyorlardır bile...

     Kasımpaşa kendini sezon başından beri iyi bir proje takımı olduklarını söyleyerek lanse ediyordu. "Proce" mi sekteye uğradı yoksa o "proce" içinde Diyadin'e mi yer yoktu bunlar açıkça cevaplanması gereken soruların başında geliyor. Taraftarı hiçe sayarak armayı değiştiren yöneticiler şok kararlar almaya yeminli gibi duruyorlar. Bu kadar hızlı bir şekilde ilk tökezlemede hoca ile yollar ayrılıyorsa gelecek hoca hazır demektir! Madem getirebiliyordunuz o hocayı, niye 5.haftayı beklediniz ya da sezon öncesi güvenmediğiniz bir hoca ile niye lige başladınız?

     Biliyorum bu sorular Türk spor kulüplerindeki yöneticiler için nafile ve cevabı olmayan sorular...Umarım benim hazırladığım gibi Kasımpaşalı patronlar da hazırlamışlardır kendilerinin istikrarsız sonuçlarına...Tabi bu arada bundan sonra sempati duyulan takım konumundan istifa ettikleri de bir geçek...

23 Eylül 2012 Pazar

BoboGol

 

       Kötü sonuçların ardından Kayserispor adına benim aklıma hep ilk olarak Bobo geldi. Nasıl olur da bu kadar değişmiş olarak dönerdi buralara diye sordum kendime. Bir yıl oynamamış olmak demek bu kadar etkileyebiliyordu bir adamı. Hazırlık kampı da geçirse toparlanamıyordu. Kayserisporlular için belki kötü giden haftalarda küçük bir detaydı ama Bobo'yu izlemekten zevk alan benim için büyük bir sorun olarak göze çarpıyordu.

      Son günlerin tartışılan ismiydi yine hele ki geçen hafta saç baş yolduran anlardan sonra... Ve bugün önceki haftaları tamamen unutturmasa da bir teselli armağanı verdi. Geçen haftaki arka direkte vurma ile rakibe vurdurma arasında kalan topu saymazsak bugün Bobo 2 gol atarak golcü Bobo'ya dönüşün sinyallerini verdi.  Mücadelelerde hep yerde kaldı, hücum haricinde hiç bir yere etkili koşu yapmadı. Döndü demek için çok erken ama gol atmayı unutmadığını gösterdi bize, hatırlattı.

    Biz Bobo'yu kafasını iki elinin arasında ah vah çekerken değil gol sevincinde çocuklar gibi şen halleriyle hatırlarız. O yüzden en güzel Bobo gol atan Bobo'dur bizim için...


22 Eylül 2012 Cumartesi

STSL: Gaziantepspor-Beşiktaş : 3-2

     Cumartesi gecesinin prömiyeri olarak sunulan Gaziantepspor-Beşiktaş maçı bol gollü az futbollu bir maç olarak tanımlattı kendini bana. Bakıldığı zaman futbol adına pek az şey görebildik. Estetik goller paslar bir elin parmağını geçmeyecek sayıdaydı.

  Maça erken gelen Olcay golüyle başlayan Beşiktaş ilk yarı olarak oyunu domine etmese de kontrol altında tutmayı başardı. Gaziantepspor ise orta saha mücadelesi ile ayakta kalmaya çalıştı. İkinci yarı ise maça hızlı başlayan Gaziantep oldu. İkinci yarının 4. dakikasında Sosa ile golü bulan Gaziantep oyunu dengeledi.

    Hücumlarına ve savunmasına telaş gelen Beşiktaş akıllı top kullanamamaya başladı. Kaptırılan toplar kapılan toplar hengamesinde sıkıcı bir 15 dakika izledik. Sonrasındaki dakikada ise Beşiktaş'ın iki defa oyunun yönünü değiştirme isteği ile topu sahada en iyi kullanabilecek oyuncuya ulaştırdılar. Fernandes top ayağında içeriye baktı sonra topa baktı ve harika bir pasla -asla orta değil- topu Almeida'nın kafasına bıraktı. Almeida da eğilerek topa kafa vurmak yerine güzel bir kafa vuruşu ile tekrar Beşiktaş'ı öne geçirdi.


    Beşiktaş öndeydi ama açık söylemek gerekirse futbolunu kabul ettirememişti rakibine. Gaziantep ise güzel futbol oynamıyor ama tabiri caizse "ısıran" futbol ile oyunun kendi lehine çevirmeye çalışıyordu. Samet Aybaba kötü giden takımda teşhisi yanlış yapınca işler daha da Antep lehine döndü. Orta sahadan birini çıkarıp bir orta saha almak yerine Holosko'yu zayıf halka olarak gördü ve onu çıkardı. Halbuki o dakikalarda Beşiktaş'ta düşen cephe orta sahanın ortasıydı. Zira o dakikadan sonra da orta sahanın ortası Taksim Gezi Parkından hallice olarak bitirdi maçı.

  Bir yan topta topa hatalı çıkan "tecrübeli" savunmacı Sivok penaltıya sebebiyet verince Cenk McGregor'u ters köşeye yatırıp durumu eşitliyordu. Beşiktaş bu dakikadan sonra galibiyet golünü aradı ama o arayış için hiç bir artı değer koymadı sahaya. Gaziantepspor da "bu Beşiktaş daha bana gol atamaz" rahatlığına kavuşunca ibre görünürde Beşiktaş'tan yana aslında ise Gaziantepspor'dan yana döndü. Samet Aybaba da maçı "kazanmak" adına tek olumlu iş yapabilen Fernandes'i kenara çekip Batuhan'ı aldı oyuna.

   Maç böyle bitiyor derken Gaziantepli Orhan Gülle ceza sahası dışından haftanın golü olmaya aday bir golle sonucu belirliyordu 90+2'de. Batuhan bu gole "Orhan kardeşimiz oradan 500 defa vursa bir tanesi gol olur o da bu gece oldu" derken ister kabul edin ister etmeyin Hikmet Karaman'ın değişiklik kartları maçı aldı. İkinci yarı oyuna giren Sosa ve Orhan'ın attığı goller 3 puan getirdi.


  Geceden diğer notlara gelecek olursak:

Hakem: Maçın sertleşmesine daha doğrusu Fernandes ve Olcay'ın tekmelenmesine göz yumdu, Fernandes'e gösterilen sarı kart ise bu hareketlerin ardından tam bir komediydi.

Olcay: Golü attı iyi işler de yaptı zaman zaman ama Serdar Kurtuluş'un sert müdahalesinden sonra ayağı kırılmış gibi çimleri yolarken on saniye sonra sağlam şekilde ayağa kalkması hoş değildi. Bu taraftar onu bu şekilde sevmez, sevemez, O da diğer antipatik oyuncular gibi futbol kamuoyuna malzeme olur biter.

Uğur Boral: Gecenin en çok aksayan adamıydı. Ne hücumda ne savunmada kötü işler yaptı ve çok pozisyon geldi onun kanadından. Peki alternatif var mı diye bakıldığında ise kulübede bir isim yok. Mecburen İsmail Köybaşı beklenecek.


Erkan : Maça girdiği ilk andan itibaren arzuluydu istekliydi ama bunun yetmediğini gösterdi. Son vuruşu yok ve kafayı kaldırmakta güçlük çekiyor. Top ayağına geldiğinde gereksiz bir panik havasına bürünüyor. Çok çalışması lazım ki alternatif ya da direk ilk 11 oyuncusu olabilsin.

Fernandes: Yok onun gibisi şu takım içinde...Alternatifi yok , muadili ya da amiyane tabirle "çakması" yok! Onun gösterilen bu anlamsız sarı kartlar sonucunda cezalı olması ya da bu maçtaki gibi tekmelere maruz kalarak sakatlanması durumunda Beşiktaş ne yapacak çok merak ediyorum.


Sudan Ucuz 100 TL'ye Bilet...



     Türkiye Kupası bu sene yeni formatıyla sürpriz takım ve mücadelelere sahne olacağını belli etmişti. O müsabakalardan biri de çekilen kuralar sonucunda Niğdespor-Beşiktaş oldu. Niğde ilinde büyük bir coşkuyla karşılanan eşleşme taraftara "hangi Beşiktaş?" sorularını bile sordurmuştu.

    Niğde'de oynanacak maça iki farklı yönetici profili gözünden bakıldı eşleşmeden sonra! Önce Beşiktaş cephesi saha zemininden şikayetçi olarak maçı başka bir şehir ve stada almak istediler. TFF buna ne yanıt verecek merak konusu...

   Alt liglerde kötü zeminler bilinen bir gerçek. Bırakın alt ligleri Süper Ligde bile bazı takımların sahaları tabiri caizse patates tarlasına dönmüş durumda. Onları her hafta konuşuyoruz ama alt lig takımlarının zemin tesis ve saha sorunlarını ancak "büyüklerden" birine denk gelirse konuşma gereği şikayet etme gereği duyuyoruz. Emin olun ki Niğdespor 3 büyük İstanbulludan biri ile değil de Trabzonspor ile bile karşılaşsaydı bunlar gündeme dahi gelemeyecekti. Bu haberi haberleştiren basına da bunu söyleyen yöneticiye de birileri söylemeli , o stat sadece Beşiktaş maçında değil o takımın her maçında öyle. O sahada maç oynamak her zaman tehlikeli...

     Diğer bir yönetici profili de Niğdespor'un başkanı... Niğdespor başkanının yaptığı açıklamaları gülümseme ve garipseme ile karışık okudum. Diyor ki;maç biletleri için fiyatları 75 ile 100 lira arasında belirledik. Fiyatları düşük tuttuk ki "fırsatçılık yapıyorlar" demesinler... Peki normal maçlarda bilet fiyatları kaç paradır Niğdespor'un? Evet o bir gösterge olamaz lig maçı ile şampiyonlar ligi maçının fiyatı aynı mı ki diye sorulabilir. Evet doğrudur aynı değil ama uçurum da bu kadar derin değil! Kulüp başkanı değil mübarek Anadolu Kaplanı! Fırsat bu fırsat olması da onu kamçılayan bir başka husus muhtemelen. Geliri turu geçerlerse futbolculara dağıtacaklarmış. Aman ne büyüklük...Favori belliyken şartlar belliyken olmayacak duaya amin sesi aramak niye? Futbol bu belli olmaz tabi ki...Kendisinin de dediği gibi Beşiktaş'ın Pendik'i de olabilirler ama kağıt üzerinde zor gözüküyor. Samimiyetini ise şu şekilde anlarım "bilet fiyatları yüksek yenilsek de yensek de bu parayı takıma dağıtacağız" derse samimidir. Geri kalanı sadece göz boyama...

  Son olarak da Devlet Bahçeli tarzı bir icatla bitirmiş sözünü Niğdespor başkanı:  Ev sahibinin şansı %51'dir. Bu sene Türkiye Kupası'nın 51. yılı ve Niğde'nin plakası da 51! İşte bu bizi motive ediyor!

    Ne diyelim bilet parası için hayırlı işler , 51'li kehanet için de akıl fikir dileyelim sizin için!

21 Eylül 2012 Cuma

Davacı: Fikret Orman - Davalı:Beşiktaş Taraftarı




        Beşiktaş için "geleneksel saha kapatma" maçı "insandan sayılmayan" kadına oynama mevsimi açıldı. Bekliyordum da bu kadarı çok erken oldu. Henüz ikinci iç saha maçında ilk vukuatta otoriter (!) TFF cezayı kesti Beşiktaş'a...

      Olayın içeriği bahanesi ise şu oldu: Bülent Uygun'un kafasına isabet eden madeni para! Yapılan işin hiç bir şekilde savunulur yanı yok. Güle oynaya kazandığın bir maçta hangi psikoloji ile rakip antrenöre bir şey atma ihtiyacı hissedersin? Hoş güle oynaya değil dişe diş geçen maçta niye hissedersin o da ayrı bir mesele...

     Şimdi ilk uyarıda saha mı kapatılır hani bunun uyarı maddesi hani önce para cezası vs. detayına hiç bulaşmayalım. Onu Burası Kapalı sitesinde Eser Gökulu çok güzel anlatmıştı. Merak edenler oradan güzel karşılaştırmalarla konuyu inceleyebilir. İnsanın aklına şu geliyor böyle direk kafadan saha kapatma cezası gelince; acaba "sorsana sorsana Demirören'den hesap sorsana" lafına mı içerledi birileri...


    Maçın ikinci yarı rölantiye girmesiyle taraftarlar Fikret Orman'dan Demirören'den hesap sormasını istemişti. Bu ne kadar etkili olmuştur acaba ceza terazisinde ? Demirören'den hesap sorulmasını istemek saha kapattırmak için yetiyor da artıyor bile sanırım!

     Asıl önemli husus ise yöneticilerin bu konuyla ilgili gerekli hukuksal işlemler diye bir şeyler anlatırken araya parayı atan taraftarı da sıkıştırmış olması...

    Fikret Orman ilk geldiği günlerde öncelikle İnönü'deki kamera sayılarını arttırmıştı. Hem de yana yakıla stat aradığı dönemdeydi bu arttırma işlemi! Güvenliğin önemli olduğunu söyleyen Orman BJK TV'de "bundan sonra saha kimin yüzünden kapatılıyorsa cezasını o öder" demiş ve gazetecilerden biri de "dava açılma ya da maddi kaybı tanzim etme gibi şeyler de olabilir mi" sorusuna "neden olmasın" demişti.

     Şimdi görüyoruz ki bu olay hayata geçiriliyor. Sahaya parayı atana diyecek laf yok baştan sonra ahmaklık... Ama bir başkanın kulüp adına bir taraftara masraf karşılatması da büyüklüğe sığmaz biliyoruz da Fikret Orman hangi etiğin içine sığdırmış onu bilmiyoruz. Kombine sahiplerinin hakları gasp ediliyor, şu oluyor bu oluyor diye sıralayabilirsiniz ama çözüm bu değil! Maçlara almama cezası uygularsın ya da buna benzer cezalar olabilir.

    170 TL'lik biletlere FEDA adını veren yönetim tişört forma bilet paralarını ultra güvenlik önlemleri için harcıyor sanırım. Dava masrafları için de bir FEDA kampanyası düzenlesinler de para akıtalım bu iş içinde... Bahsi geçen taraftarı ortalama bir maddi gelir sahibi insan olarak düşünüyorum ödeyeceği para neye göre olacak peki? Stadı elbette ki tam kapasite ile dolu olarak hesaplayacaklar. Peki cezasız maçta doldurabildin mi o stadı? Hayır!


    Sıra yavaş yavaş sokağa da gelir elbet. İster komik gelsin ister tuhaf ama yakında lisanssız ürün kullananlara dava açacağım derse Fikret Orman kimse şaşırmasın. Davaya gelince de Fikret Orman önce FEDA sezonunu ne için yapmak zorunda kaldığını düşünsün... Önüne çıkan şeyleri değerlendirsin, istemese de üzülse de yapmak istemese de Demirören ismiyle karşılaşacaktır. Sonrasında da  o Demirören'den hesap sormaya çalışsın... İşte belki o zaman biz de iyi niyetine inanırız olmazsa cezalı maçın masraflarını da taraftar toplanıp kendi cebinden karşılar. Karşılamazsa bile "iş adamı" başkanımız bir kampanya bulur o parayı bizden yine bir şekilde alır ama önce bir Demirören'le hesaplaşsın!

    Stattan kombine satamayan yönetim görülen o ki adliye saraylarından kombine aldırmaya çalışıyor taraftarlara ama bu kime yarar kime zarar orası Fikret Orman'ın hiç de umduğu bir sonuç olmayabilir.

YD illüstrasyonu Şairler Parkı sitesinden alınmıştır...

Yine Olmadı...


         Avrupa Liginde Fenerbahçe ilk maçında yine bizi şaşırtmadı demek doğru olacak sanırım! Fransız takımlarını Bordeaux'den beri yenemeyen Kocaman ile Avrupa'da galibiyete hasret kalan Fenerbahçe bu kez yapacak dediğimiz anda bile şüphelerim vardı.

      Maçın analizine gelecek olursak Fenerbahçe ilk yarıda ayakta kalan taraftı. baskılı oyun arzulu oyun sonuç vermeye çok müsaitti. Caner'in golüyle üstünlük de sağlandı, ilk yarı bu şekilde kapandı. İlk yarıda sol kanadı o kadar aksadı ki Fenerbahçe'nin ilk çıkıldığında gol geldi desek yeridir. Hasan Ali hücuma çıkabildiği zaman etkili olabiliyor ama savunmada kaldığı zaman baskıyı kaldıramıyor kendi kendine saçmalıyor.


    Savunmanın en göze çarpan adamı hatalarıyla Bekir oldu. İlk yarıda kaptırdığı top bile başlı başına ben bu takımın adamı değilim düşüncesinin tezahürüydü. Alex ile Sow'un hareketli oyunu pozisyon olarak geri dönüyordu.

    İkinci yarıda Alex'in kafasıyla gelen ikinci gol galibiyetin kapısını aralamış gözüküyordu. Hatta gaza gelen taraftarlar sahadaki Fransız takımına sesleniyordu "Koyduk mu?" diye... Koyduklarını düşünüyorlardı seksist akıllarıyla...


   Marsilya ve Valbuena'nın söyleyeceği şeylerin olduğu kesindi... O dakikaya kadar suskun olmaları şüphelenmek için yeter de artardı bile...Alex ve Sow'un oyundan çıkması da hücumda top tutan adam sayısını düşürmüştü. Bienvenu - Baroni ikilisi sahada varla yok arasında kalmış daha da kötüsü Bienvenu resmen fiili olarak Marsilya'ya çalışmaya başlamıştı.

  Marsilya Valbuena önderliğinde bir başkaldırış gerçekleştirmeye istekliydi. İlk gollerini yine Valbuena'nın harika ver kaçı sonucunda güzel vuruşuyla da buldular. İşte bu dakikadan sonra Marsilya geldi Fenerbahçe yaslandı. Yaslandıkça yaslanan Fenerbahçe hata yapmaya da başladı. Dönen topları Bienvenu'ye veriyorlar o da topu ezerek tekrar Marsilya'ya kazandırıyordu.

   Yıllar önce Tromso-Galatasaray maçı NTV'de yayınlanıyordu. Anlatıcı da Ercan Taner'di. Ercan Taner'in NTV'deki ilk günleriydi... Galatasaray'ın korner kullandığı sırada Ercan Taner şöyle diyordu: Gol kokan dakikalar bunlar...
   
Taner haklı çıktı, o kornerden dönen topla Tromso gol bulup maçı 1-0 kazanıyordu.

    Murat Kosova 90+3'te 3 puana saniyeler kaldı derken 1-2 saniye içinde bu görüntü geldi aklıma... O son saniyelerde Marsilya Bekir'in de yardımıyla 2. golü bulup durumu beraberliğe taşıyordu.

    Alex neden çıktı diye Kocaman'ı eleştirmek farz oldu...Kocaman maçı kafasında bitirdi Alex'i çıkardı deniyor. Doğrudur erken havaya girmiş olabilir. E peki 55.dakikada "koyduk mu?" diyen taraftar girmedi mi erken havaya? Takımı desteklemeyi bırakıp senin dilinden tek kelime anlamayan futbolculara "koyduk mu" diye bağırmak taraftarlık oluyorsa Alex'i oyundan erken çıkarmak da çok mantıklı bir hareket diyorum ben.

    Artık Aykut Hoca'yı eleştirmek popüler kültür ögesi haline gelmişken dönüp kendine bakmamak iki yüzlülüktür.

    Kısacası kaybedilen bir 2 puan var ortada. Ama bu puan Fransa'da 5te5 yapan Marsilya'ya kaybedildi. Marsilya da bu gece oynadığı futbolla ne olursa olsun grubun favorisi olduğunu tekrar gösterdi.

     Marsilya ilk 11'i ve sonraki değişikleriyle oyuna giren oyuncularıyla ne kadar kaliteli bir takım olduğunu gösterdi. Saygı duymak gerek hem liglerinde hem Avrupa'da bu kadar iyi bir mücadele başka bir şeye ihtiyaç duymuyor çünkü.

    Güzel futbolun için de eyvallah Valbuena!


20 Eylül 2012 Perşembe

Avrupa Ligi Başlıyor | Fenerbahçe vs. Marsilya

       Bu akşam Fenerbahçe Avrupa Ligi açılışında evinde Marsilya'yı ağırlıyor. Maçın favorisi kağıt üzerinde Fenerbahçe gibi dursa da kolay olmayacağı kesin! Karşınızdaki takım Marsilya gibi bir takımken favori kelimesinin hiç bir anlamı da yok zaten.

      Marsilya Fransa'nın Beşiktaş'ı konumunda diyebiliriz. Onlar da bir Feda girişimini başlattılar. Ellerindeki oyuncuları satıp yerlerini alt liglerden ve alt yapıdan doldurmaya çalışıyorlar. Katar sermayeli PSG'ye karşı maddi anlamda direnmeleri de çok zor gözüküyor. Teknik direktörleri de yarıştıkları kulvarlardan en önemlisinin lig olduğunu açıkladı zaten. Geçen yıl da ligde 10. olup Fransa Kupasını alarak o şekilde Avrupa'ya katıldılar.

     Defans en zayıf halkaları gibi gözükse de şu ana kadar liglerinde sadece bir gol gördüler kalelerinde. En önemli isimler olarak Ayew kardeşler Gignac ve Valbuena gözüküyor.Ayewler harika bir ikili oluşturarak dış şutlarla da etkili olabiliyorlar. Sevindirici bir unsur da onlar adına Gignac'ın yeniden gol atmaya başlaması. Kötü sezonlar geçiren forvet bu yıla iyi başladı ve ileri uçtaki en büyük ümidi olarak gözüküyor Marsilya'nın...

     En özel ve ayrı parantez tabi ki Valbuena'ya ayırmak gerekiyor. Marsilya'nın maestrosu sayabileceğimiz oyuncu durdurulması en zor isim olarak gözüküyor. Onun durdurulması Marsilya'nın tüm hücum düzeneğinin durması anlamına gelebilir. Ama gel gör ki asıl iş onu durdurabilmekte...

     Fenerbahçe cephesinde ise yine aynı soru dolaşıyor: Alex oynayacak mı, oynamalı mı? Kaleye Volkan'ın dönmesiyle kaledeki tereddütler giderilmiş gözüküyor. Defansta merkez bölgede sorun yok ama sağda ve solda Hasan Ali ile Gökhan'ın formsuzlukları can sıkıyor.

    Orta sahada ise Meireles'in takımda uzun süredir oynuyormuş hissi veren performansı ümit verici. Eleştirilse de Mehmet Topal orta sahada takım için önemli işler yapmaya devam ediyor. Baroni son maçta Fenerbahçe'yi ipten alan oyuncu oldu bu tarz maçları da çok iyi oynuyor. Tek soru işareti ise Alex... Oynayacak mı ya da oynamalı mı sorusu hep gündemde olacak. Marsilya orta sahasını düşündüğüm taktirde Alex'in duran top ya da atabileceği tek tük ara pası haricinde ne katabileceği şüpheli. Alex maçı tek başına alabilir mi, evet alabilir ... Peki bu olasılık için bu kadar önemli bir maçın 11'i ona göre şekillenir mi Aykut Kocaman bunun cevabını en iyi verecek olan kişidir. Oynatsa da oynatmasa da onun kararına saygı duymaktan başka bir seçenek dahi göremiyorum.

     Forvet de ise Sow tek başına olacak muhtemelen. Krasic ya da oynaması halinde Alex'in paslarına ihtiyacı olacak olan forvetin performansı iyi ya da kötü manada geceye damgasını vurabilir.

     Sonuca gelecek olursak kağıt üzerinde favori gösterilen bir Fenerbahçe ile Fransa Liginde 5 maçta 5 galibiyet almış bir Marsilya...Kesin favori belirtmek zor ama güzel bir maç olacağını söylemek hiç de güç değil!