31 Mayıs 2013 Cuma

İstatistik | Topa Dokunmadan Biten Lig

Match Study sezonun bitişiyle birlikte sezonun geneliyle ilgili ilginç istatistikler yayınlamaya başladı. Devamı gelecek olan istatistik çalışmalarında benim en çok dikkatimi çeken iki istatistiği kayda geçmek gerektiğini düşündüm.

"Asla doldur boşalt pas yapmıyor, pas oyunundan taviz vermiyor", "ligin en iyi topunu oynayan takımlardan biri", "istikrar çok önemli" "işte istikrarın karşılığı" yorumlarına hepimiz Gençlerbirliği için sık sık şahit olduk. Ama bu iki tablo söylenenlerin ve düşünülenlerin tam tersi istikametinde şeyler anlatıyor.

3 dakikalık özetleri izleyerek yorum yapan yayıncı kuruluşun yorumcularını dinleyince Gençlerbirliği'nin neden Şampiyonlar Ligini zorlamadığını sorgularken bulabiliyorsunuz kendinizi...Ama işler hiç de onların söylediği kadar ya da taraftarların yere göğe sığdıramayacağı kadar romantik değil. Hatta dramatik iki tablo var:

Bu tablo Süper Lig takımlarının yaptığı pas sayısını gösteriyor. Bu tabloda doldur boşalt tarzı ilkel futbol oynamıyor diye övülen Gençlerbirliği sanırım doldur boşalt yapmamış ama pas da yapamamış. Tabloda sondan birinci sırada 10bin pas barajını ancak geçebilmiş bir takım... 1-0 öne geçilen maçlarda "doğaldır, rakip mağlup olduğu için baskılı oynamak zorunda, biz de korkak oynamak zorundayız" açıklamasının sonuçlarından biri bu tablo!

 Bu tabloda ise takım halinde topla oynama sayıları yer alıyor. Gençlerbirliği burada da topla alakası olmayan bir takım sıfatıyla en son sıraya yerleşiyor. 

Bu sonuçlar ışığında şans faktörünün Gençlerbirliği'nin yanında olmadığı değil aslında bol bol yanında olduğunu görüyoruz. Ligi on birinci sırada bitiren bir takım için olağan karşılansa da tribünlerde "Taraftar burada Avrupa nerede" denilen ya da kulübesinde 8.liği ya da 5.liği hedef koyan bir takım için hiç de olağan değil. 

İstatistikleri rakamlardan kurtarıp sokağa indirirsek Gençlerbirliği bu sene top oynamamış. 

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Milan Lola Smiljanic Kimdir?

Transfer döneminde “ayrılacaklar” kısmında hareketli günler geçiren Gençlerbirliği “gelenler” kısmına ilk ismini yazdırdı. Takımda son zamanlarda başlayan Sırbistan furyası devam etti ve gelen isim Partizan’ın ön liberosu Milan Lola Smiljanic oldu. Henüz netleşmese de yapılacak son görüşme ile transferin netleştirileceği söyleniyor. 

İsveç doğumlu Lola, bu sene Partizan’la şampiyonluk yaşarken, takımıyla 24 maça çıkıp bir gol bir asist yaptı. Kariyerini 3 bölümde incelemek gerekirse ; ilki 1.Partizan dönemi, ikincisi İspanya dönemi ve sonuncusu da 2.Partizan dönemi diyebiliriz.

İlk Partizan döneminde genç bir oyuncu olarak A takıma yükselen Lola bu dönemde 48 maça çıktı. Bu 48 maçta 1 gole imza atan oyuncu tipik bir ön libero olarak göze çarpıyor. Hücumda pek gözükmeyen ama orta alanda savunmayı ilk başlatan isim…

Kalitesini Partizan’da belli eden oyuncu Avrupa piyasasının dikkatini çekmekte geç kalmıyor. Henüz 21 yaşındayken Espanyol 3M Euro bonservis bedeli vererek 2007-2008 sezonu için Lola’yı renklerine katıyor. Lola burada De la Pena’nın gölgesinde kalarak onun sakat ve cezalı olduğu durumlarda ancak ilk tercih olabildi. 3 sezonda 47 maça çıkan oyuncu bir ara Gijon’a kiralansa da orada da aradığı başarıyı bulamayınca, Espanyol onu Partizan’a kiraladı.

2.Partizan döneminde ilk yıl biraz bocalasa da 18 maça çıktı yine bir gol ile tamamladı sezonu. Şampiyonluk yaşadığı sezonun ardından Espanyol’a dönüp dönmeyeceğinin tartışıldığı yaz, Espanyol sözleşmesini karşılıklı fesih ederken o da Partizan ile iki yıllık mukaveleye imza attı.

Bu iki yılda şampiyonluklarına 2 tanesini daha ekleyen Lola 65 maça çıktı. Onun en çok ön plana çıkan özelliği istikrar. Forma girdiği zaman kolay kolay sakatlık yaşamıyor,kart görmüyor. İkinci bir Tosic vakasıyla karşı karşıya olabiliriz. Takımına Avrupa Kupası maçlarında da katkı sunan 26 yaşındaki oyuncunun sözleşmesi bu sezon sona erdi.

4 Sırbistanlı oyuncuya sahip Gençlerbirliği de 5. Sırp’ı almak için kollarlı sıvadı ve bonservisi elinde bulunan oyuncuyu renklerine bağladı. Bu transfer Azofeifa’nın gidişini düşündürse de Lola’nın oyun yapısı olarak oynadığı yer Özgür İleri ve Petrovic çevresinde bir yer olabilir en fazla.

Azo gibi hücumun hemen gerisinde oynayarak verimli olması zor gözüküyor. Ki Azo’nun o bölgede ne kadar verimli olduğu da tartışılır. Lola muhtemelen yine orta sahanın gerisinde kullanılacaktır. Ama kimin yerine?

U21’in değişilmez oyuncusu, yıldız adayı olan Milan Lola Smiljanic o devamlılığı gösteremeyerek A Milli’de 6 kez forma giyebildi. Avrupa Kupalarında da Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi müsabakalarında toplam 22 kez yine Partizan’la sahada yer aldı.

Tecrübe olarak yeni bir takım hüviyetine bürünecek Gençlerbirliği’nde önemli bir rol üstlenebilir. Takımdaki diğer Sırplar nedeniyle de uyum sorununu kolay atlatacaktır. Metin Hoca 6 yabancı hakkının 5’ini Sırplardan kullanabilecek pozisyonda şu anda. Orta sahanın 3 Sırp ile kurulması halinde ise bir çok metafora gün doğacaktır.

Bu transfer Sırbistan’da da epey yer buldu. Taraftarlar şampiyon takımın dağılmasını istemezken takımın golcü ismi Mitrovic’in Porto’ya satışı gündeme gelirken, Lola’nın da Gençlerbirliği ile anlaşması taraftarları kızdırdı.

Sırbistan basını ise Lola transferine ilginç bir şekilde yaklaşırken, Kırmızı Kara formayı giyen Tosic,Tomic,Petrovic ve Lekic’e de gönderme yaparak “Lola Sırp kolonisine katılıyor” diye duyurdu.

Erken bir yaşta talihsiz yurt dışı deneyiminin ardından ikincisinde görece daha rahat bir ortamda onu neler bekliyor ya da o neler yapabilecek hep birlikte göreceğiz.


26 Mayıs 2013 Pazar

Gençlerbirliği Sezon Değerlendirmesi - 2

Tek Maçla Gelen Bahar ve Aranan Golcünün Bulunması

İkinci yarı Antalya deplasmanında başlıyordu. İlk yarıda oynayan ideal 11’de tek değişiklik vardı: Lekic-Vleminckx.

“Maç başlar başlamaz” sıfatını kullanmanın hiçbir abartı taşımadığı bir an yaşandı. 4.dakikada skor 2-0 olurken gollerin isminde Björn Vleminckx yazıyordu. 28.dakikada da Misak-ı Milli sınırları içindeki en erken Hat-Trick performanslarından birini izliyorduk.

Maç 5-3 biterken Björn 4 gol atıp bir golü de rakibinin kendi kalesine göndermesini sağlıyordu.  Lekic’in 17 maçta attığı 2 gol ve Vleminckx’in 90 dakikada attığı 4 gol!
“Aranan” golcü bulununca ilk yarıda 11.tamamlanan lig bambaşka bir hal almıştı. Hedef daha da yukarılardı. Her ne kadar taraftar Avrupa Ligine katılım diye güzel niyetler sayıklasa da Fuat Çapa hedefi belirlemişti: Geçen sezon alınan 49 puanı geçmek…

Ardından Ankara’da kötü futbolla, o dönemler “yenmeyeni dövüyorlar” denilen ama sonra filmlere konu olacak bir direnişle ligde kalan Akhisar’ı 1-0 yenmek de moralleri bozmamıştı. Futbol adına sahada hiçbir şey koyamayan takım 3 puanı almanın sevinciyle yoluna devam ediyordu.

Orduspor’da Ramazan’ın abartısız bir şekilde orta sahadan, Eskişehirspor maçında da orta saha yuvarlağının biraz önünden yediği iki golle alınan iki mağlubiyet uyandırma servisi görevi görüyordu.
Bu mağlubiyetlerin ardından takım tekrar 11.lige geriliyordu. Şunu da eklemek gerek Orduspor ikinci yarıda sadece 2 galibiyet alabildi. Bunlardan biri düşme hattında mücadele ettiği Karabükspor diğeri, taraftarın Avrupa hedefi, teknik direktörün 49+ puan dediği Gençlerbirliği oluyordu.

Sezonun Ütopyası: İstikrar

Takımdan bağımsız şekilde golcülüğü sorgulanan Björn’ün yeniden sahne alma vakti geliyordu.  MİY maçında Vleminckx golle yeniden buluşurken, o haftaların eleştirilen isimlerinden Jimmy güzel bir gol atıyor. Oyuna ikinci yarıda giren Zec ise kulübün 1000.golüne imza atıyordu.

Zec kenarda oturduğu maçlarda klasikleşen oyuncu değişikliği hamlelerinde sebebi nedendir bilinmez Ekigho’dan sonra geliyordu. Takımın gole ya da baskıya ihtiyacı varsa Zec değil Ekigho giriyordu. Bu maçta ilk kez sıralama bozulunca güzel bir 1000.gol izliyorduk. Ekigho’yu Kırmızı Kara forma ile ne kaleci ile karşı karşıya pozisyonda gördüm ne de öyle bitiricilikten bir izlenim bırakıyordu.
Sezonun bir bölümü de 60-65 arasında giren Ekigho’lu oyuncu değişiklikleriyle de geçiyordu. Neyse ki vazgeçilebildi.

MİY’in de aslında bir yalancı bahar göstergesi olduğu başka bir gerçekti. Lig tamamlandığında ligin dibine demir atmış MİY’in galibiyet sayısı ikinci yarıda sadece 1, sezon sonunda da 4’tü.

Ardından Kayserispor karşısında iyi oyuna rağmen alınan mağlubiyet üzüntü veriyor ama ümit vaat etmeye devam ediyordu. O maçta özellikle ikinci yarıda oyuna dahil olan Azo ve Zec bu takımın vazgeçilmezleri olduklarını kanıtladılar. Zec’in kariyerinde en çok gol attığı takım olan Kayserispor’a bir gol daha atması için 3 önemli fırsat daha çıkıyor ama rakip kaleci devleşince kalede görülen tek pozisyonun gol olması sonucu 3 puan Kayseri’de bırakılıyordu.

Mart Ayı Puan Ayı

1 Mart’ta içeride düşen bir başka takım olan İBB ile 0-0 biten maçtan kalan tek şey “Azo onu nasıl kaçırır?” sorusuydu. Fırat Aydunus’un kendisine arkadan omuz atan İBB’li oyuncu yerine Zec’i oyundan atmasının dışında herhangi bir özetlik görüntü de çıkmamıştı.

8 Mart’ta ise Galatasaray deplasmanına çıkılıyordu. Kayseri’de Tosic’in yokluğunu solda kapatan Serkan Kurtuluş bu kez Cem Can’ın yerine sağ bekteydi.

Yavaş yavaş form tutmaya başlayan Tomic de ilk on birde yer alıyordu. İlk yarı tarihi farkı kaçıran Galatasaray kimi zaman beceriksizliğine kimi zaman da Ramazan’ın reflekslerine-kurtuluşlarına yenik düşüyordu. Boş kaleye kaçan iki pozisyonu futbolda herhangi bir terimle açıklamak mümkün bile değil.

İkinci yarı ise biraz daha toparlanmış bir Gençlerbirliği sahadaydı. En azından 11 kişi ile kendi ceza sahası etrafında toparlanmış değil de; Jimmy ile Tomic ile kanatlardan çıkmaya çalışan bir Gençlerbirliği vardı.
Maç içinde akılda kalan rakip performanslarından biri de Eboue’nin abartılı ve gereksiz yere yatışları oluyordu. 60.dakikada Tomic sağdan ortaladığında yine yerde olan Eboue, Vleminckx’in golünü de en düzgün açıdan izleme şansına sahip oluyordu.

Maçın son dakikalarında doğru Özgür Yankaya’nın şapkadan çıkardığı penaltı ise Türkiye futbolu ve hakemliği için utanç anıydı. Özgür İleri’nin dokunmadığı Drogba’nın kendini yerde bulması ile “sebep arayan” hakem sebebini bulmuş ve penaltıyı göstermişti.

Çilek transferlerle gündemi işgal eden ziraat sever Galatasaray’ın patates tarlasını andıran stadı penaltının kaçmasını sağlayınca golden sonra geceye damga vuran hareket zemini eğilerek alkışlayan Tosic’den geliyordu.

16 Mart ise Gençlerbirliği’nin 90.yılını kutladığı haftanın finali gibiydi. Karabükspor karşısında son dakikaya kadar mücadele eden takım 90.dakikada yine Vleminckx’in golüyle 3 puanı alıyor ve Galatasaray galibiyeti ile başlayan kuruluş haftasını Karabük galibiyeti ile tamamlıyordu.

Bu  puanlarla Gençlerbirliği 6.sıraya kadar yükselerek 4. Kasımpaşa ve 5. Bursaspor’un 3 puan gerisinde kalıyordu.

“Beraberlik Benim Karakterimdir”

Herhangi bir takım eğer golü erken bulup 1-0 öne geçerse bu onun için avantaj sayılabilir. Ama söz konusu takım bu sezonki Gençlerbirliği olunca işler hiç de öyle olmuyor.

Elazığ karşısında 16.dakikada Ante’nin attığı gol bitmek tükenmek bilmez bir Gençlerbirliği savunması ve Elazığ baskısına dönüşüyordu. Ha geldi ha gelecek diye beklenen gol de er yada geç maçın sonlarına doğru gelince bir beraberlik daha geliyordu. Mart ayını mağlubiyetsiz 2 galibiyet 2 beraberlikle kapatan Gençlerbirliği üst sıralara yakın bir yerdeki konumunu devam ettiriyordu.

Ardından gelen Antep ve Sivas beraberlikleri de Gençlerbirliği’nin unvanını sonuna kadar hak ettiğini kanıtlıyordu. 

Bu üç beraberlikte öne geçilen maçlarda bağıra bağıra gelirken tribünlerden de “bu iş böyle gitmez” sesleri yükselmeye başlıyordu. Maç sonlarında Fuat Çapa’ya öne geçilen maçlarda neden geri yaslanıldığı sorulduğunda “Yaslanmıyoruz, rakipler mağlup durumda olduğu için mecburen gol arıyorlar, baskı kurmaya çalışıyorlar. Bu gayet doğaldır.”diyordu.

Gençlerbirliği bu oyunuyla ilk dakikada gol bulsa 90 dakika savunma yapacak bir takım kimliğine bürünüyordu. Artık golü atıp geri çekilmek kimliğine takım genetiğine yansıyacak bir olumsuz örnek olabilecek seviyeye gelmişti.

Ah Bu Galibiyetler de Olmasa…

Tıpkı İBB maçında oynanan oyunun benzeri Sivas’ta oynanarak Fenerbahçe maçına gelinmişti. Hafta içi Mustafa Kaplan haberleri duyulmuş Fuat Çapa da “profesyonelce” bir açıklama yaparak “doğaldır, onlar da ben de görüşebilirim başka takımlarla, isimlerle” demişti. Hoca polemikleri altında geçen haftanın sonunda maça Ahmet Çalık sürprizi ile çıkıyordu takım.

Curri ve Ante sakattı. Sivas maçında stoper oynayan Özgür’ün orta saha gücünden yararlanmak isteyen Fuat Çapa mecburen Ahmet Çalık’a şans vermişti. Ahmet de ilk profesyonel maçında harika bir performans sergileyerek Webo’ya adım attırmadı. Önce Aykut’un kafasıyla ardından Türk Telekom’un dejavusu şeklinde Tomic’in ortası Björn’ün kafasıyla maç 2-0 bitiyor Fenerbahçe şampiyonluktan oluyordu.

Gençlerbirliği ise 6.sırada yer alıyor ve Avrupa Ligi için Bursaspor ile puan farkı 6’da kalıyordu. Fikstür ise tamamen Gençlerbirliği’nden yanaydı. Avrupa Ligine gitmek için bire bir rakipleri ile oynayacaktı. Kasımpaşa ve Bursaspor ile final niteliğinde maçlar olabilirdi.

Avrupa Liginden küme Hattının Üstüne
Trabzonspor maçındaki kötü oyun ve olağan mağlubiyete kimse şaşırmadı. Ütopyası istikrar olan bir takım için hayli olağan bir durumdu. “Avrupa olmayacak” düşüncesi kesinleşince 5.lik de bir hedeftir denilerek “hedef 5.lik” dendi.

5.lik için de rakip Kasımpaşa ile içeride final niteliğinde bir maç olacaktı. Ama hepsi maç öncesinde kaldı. Maçın içinde uzun uzun esnemelere yol açan iki takımın oyunu 0-0 biterken Gençlerbirliği 5.liğe Kasımpaşa da Avrupa hedefine veda ediyordu.

Ardından tek pozisyon dahi bulunamayan Şeref Bey stadının veda maçında alınan 3-0’lık mağlubiyet ve Bursaspor’un A2 destekli takımı ile içeride alınan 2-2’lik beraberlik 5.likten bahseden, 49+ puandan bahseden takımı 45 puanla düşme hattının biraz yukarısına 11.liğe getiriyordu.


İstikrarsızlığın istikrarını izlediğimiz sezonda geriye kalan birkaç güzel anıdan, bir elin parmağını geçmeyecek kadar iyi futbol oynanan maçtan başka da bir şey değildi.

24 Mayıs 2013 Cuma

Gençlerbirliği Sezon Değerlendirmesi - 1

Gençlerbirliği için ligin 3 devrede oynandığını söylemek yanlış olmaz. 1.bölüm 17 haftalık ilk devre, 2.bölüm 13 haftalık 30.haftaya kadar süren bölüm ve son bölüm de 4 haftalık geçmek bilmeyen, durdurulamaz düşüşün yaşandığı bölüm…

Sezon Başı : Gidenler-Gelenler
Gençlerbirliği 9.luk ve 49 puanla sezonu tamamladığında iki isim ön plana çıkıyordu. Biri Soner Aydoğdu diğeri de Yasin Öztekin’di. İki isim de parladıkları sezonun ardından Trabzonspor’a satıldı. Öte yandan takımın golcüsü olan Tum da “yaş haddinden” takımdan gönderildi. Fuat Çapa’nın sık sık vurgu yaptığı gibi bu isimler skorun %55-60’ını sırtlamışlardı. Bunların ayrılışı da haliyle derin arayışlara sevk ettiyse de takımı alınan oyuncular bu isimlerin mevki ya da yerleriyle pek ilgisi olmayan isimler oldu.

Birebir isim vermek gerekirse Tum yerine Dejan Lekic alındı. Hem de maliyet olarak Gençlerbirliği standartlarının çok çok üzerinde bir rakama... İmza atıldığında büyük ümitler verilen Lekic için sezon sonu hiç de hoş bitmeyecekti.

Diğer isimler ise Dusko Tosic, Mehmet Kara, Jimmy Durmaz,İlkay Durmuş, Ekigho, Petrovic ve Serkan Kurtuluş alındı.

Bu gelen isimlerden flaş denilecek isim Jimmy Durmaz’dı. Malmö ile şampiyonluk da yaşayan oyuncu gelecek vaat eden bir isim olarak alındı. Öte yandan Dusko Tosic de son yıllarda düşüşe geçen bir grafik sergilese de kalitesi herkesçe bilinen bir oyuncuydu.

Petrovic küme düşen Blackburn’un vazgeçilmez isimlerinden olurken diğer isimler tam bir “kapalı kutuydu”. Mesela Ekigho, Samsunspor küme düşerken jeneriklik gol kaçırmalarla futbol komedi programlarına görüntü hazırlıyordu. Profesyonel yaşamda bu tarz şanssızlıklar olabilir ama kısa süre içinde 4 defa yaparsanız farklı nedenleri vardır bu hataların. Ekigho ayrıca oyun olarak da pek bir şey vaat etmemiş olacak ki, ikinci yarıda Samsunspor kendini Gekas’a teslim etmişti gol yollarında. Alıcı bulması ayrı bir mucize, o alıcının Gençlerbirliği olması ise bambaşka bir mucizeydi.

İlkay ve Mehmet ise gelecek vaat eden isimlerdendi. Herhangi bir risk barındırmayan genç isimler olması transferleri konusunda bir hata potansiyeli barındırmıyordu. Serkan ise Galatasaray da pek şans bulamayınca daha fazla süre alabileceği bir takımda oynamak adına gelmişti.

Bu isimler ışığında muammalarla dolu bir sezona başlangıç yapılıyordu. Hedef? Yolda belirlenecekti…

İstikrar Ne Yana Düşer Usta Gençlerbirliği Ne Yana
9. hafta sonunda Gençlerbirliği lig sıralamasında 3.sırada yer alırken ligin dalgalı haline ayak uydurmuş bir görünümdeydi. 8.haftada oynanan ve 3-3 tamamlanan Galatasaray maçı ise ümitleri diri tutmak için harika bir sezon başına işaret ediyordu.

Ardından gelen Ankara’daki Elazığ mağlubiyetiyle başlayan bambaşka bir sürece giriliyordu. Fenerbahçe’ye 4-1’lik Trabzonspor’a 4-0’lık mağlubiyetleri de hızlı düşüşün hızlandırıcısı oldular.

Gençlerbirliği 17 hafta sonunda 25 gol atıp 26 gol yiyerek ilk yarının en fazla galibiyetini alan takım olarak ligin 11.sırasında yer alıyordu. Alınan galibiyet sayısı sadece 4 olurken takımın geçen seneden daha iyi olacak diye alınan oyuncularından ses çıkmıyordu.

Hücumda yer alan dört isim: Lekic-Ekigho-Zec ve Artun atılan 25 gole sadece 4 golle destek olabilmişlerdi. Lekic’in 2, Zec’in 2 golü istatistiklere geçerken, Fuat Çapa kimi zaman Zec’i en ileri uçta kimi zaman da Lekic’i en ileri uçta deniyordu.

Hatta bir ara Lekic’i forvet arkası bile oynattı.Ama olmuyordu. Lekic’ten o anlatılan işleri yapacak bir forvet çıkmıyordu.  Şapkadan tavşan çıkarmak gerekti bu işleri tersine çevirmek için. Ama o tavşan nasıl çıkacaktı?

Stoperlerin gol katkıları da olmasa sıralamada çok daha aşağılarda olunacaktı. Aykut Demir gibi kaliteli bir stoper ve Ante gibi “sabrın sonu selamet” cümlesinde karşılık bulan oyuncunun savunma ve hücumda yaptıkları takım adına sayılabilecek olumlu adımlardandı.

Jimmy Durmaz zaman zaman sahne almış, Hurşut Meriç ise standart bir şekilde olumlu katkı yapmaya devam etmişti. İkisi ile ilgili en büyük sıkıntı da savunma yapmamaları olurken hücumda yaptıkları bu eksilerini götürüyordu.

Ara Transfer Dönemi
Ara transferde 4 oyuncu gelirken, Mustafa Kayabaşı, Mehmet Kara, Tayfur Bingöl, Yusuf Emre, Oktay Delibalta, Mehmet Sedef ve Onur Bayramoğlu gönderildi. Bu isimlerin bir çoğu orta saha mevkisinden olurken, bazılarına hiç şans dahi tanınmamıştı.

Gelen isimler ise takımlarında az şans bulan Kerim Zengin ve Doğa Kaya oldu. Diğer iki isim ise Partizan’da giderek artan bir form grafiği ile dikkat çeken Nemanja Tomic ve kariyerinde Hollanda gol krallığı da bulunan Björn Vleminckx’ti.


Vleminckx birebir Fuat Çapa’nın istediği ve alınma sürecinde aktif rol oynadığı bir isim oldu. Tomic’ten önce İbricic ismini öneren Çapa, bu oyuncunun bonservisinin Lokomotiv Moskova, satış opsiyonunun da Antep’te olmasından dolayı uzayacak transfer görüşmeleri ve artacak maliyet göz önünde bulundurularak reddedildi. Yerine Partizan’dan Tomic alındı. Bu iki oyuncu aldıkları sürelerin karşılığını verirken, diğer iki isim ise bekleneni veremedi. Gerçi beklenen neydi onu da kimse tam anlamıyla bilmiyor. Alt yapıdan yetişen Doğa , boşaltılan orta sahaya alternatif oluşturmak adına yine de olumlu bir hamleydi. Ki sezon içinde şans da buldu.

17 Mayıs 2013 Cuma

A2 Lig Finali | Gençlerbirliği - Ankaraspor | Kimseler Görmese de Bilmese de...


A2 Ligi Türkiye Şampiyonası finalleri Fethiye’de yapıldı. Fethiye’de çeyrek ve yarı final maçlarını fazla ilgi gösterilmezken final maçındaki seyirci sayısı ise o maçların aksine epey artmıştı. Fethiyelilerin yoğun ilgi gösterdiği müsabakada doldurdukları tribün ise genel itibariyle Gençlerbirliği tribünleri oldu.

Maça yakın saatlerde oynanacak Avrupa Ligi finalini televizyondan izlemek için , maçın ilk yarısında evine gitmek isteyen birkaç taraftarı da Fethiyeliler “Burada Gençlerbirliği final oynuyor, ne yapacaksın Benfica’yı , Chelsea’yi” diyerek yerlerine oturttular. Tribündeki Fethiyeliler maç boyu “Haydi Gençler” tezahüratlarıyla Gençlerbirliği'ne desteklerini de eksik etmediler.

Saha içine dönecek olursak Gençlerbirliği, Kayserispor’u  8-1 gibi farklı skorla çeyrek finalde elerken, yarı finalde Final Grubunda da rakibi olan MP Antalyaspor’u 2-0’lık rahat bir skorla devirdi. Bu sonuçlarla finale çıkan Kırmızı Karalı ekibin rakibi Göztepe ve Kasımpaşa’yı eleyerek gelen Ankaraspor oldu.

Maçtan önce tek tek konuştuğum teknik ekip ve oyuncuların ortak sözü “Kupayı Beştepe’ye götürmek” olurken, takımımızdaki oyuncuların kendilerine olan güveni de tamdı. Sezon içinde oyuncularla yaptığım görüşmelerde de, ligin ortasında dahi bugünü hedeflediklerini sık sık dile getirmiş olan oyuncular hedeflerine yaklaşmanın gururunu da yaşıyorlardı.

Ankara derbisine sahne olan finalde Gençlerbirliği Yasin,Hakan, Berat, Veli, Eren, Emre Avcı, Emre Dönmez, Utku, Atabey, İrfancan ve Ayberk on biri ile başladı. Daha sonra Selahattin, Arda,Reha,Furkan ve Haydar kenardan oyuna dahil olarak Gençlerbirliği adına ter döktü.

Maçın ilk dakikalarında  Ankaraspor baskılı oynasa da savunma dörtlüsünde Hakan-Veli-Eren-Berat Ankaraspor hücum organizasyonlarını durdurdu.  Sağ bekte Hakan sol bekte de Berat özellikle hücuma yaptıkları destekle de takıma katkı sundular.

Maçın dengeye geldiği an ise orta sahayı Gençlerbirliği'nin ele geçirmesi oldu. Emre Dönmez’in sakladığı toplarla rakip alanda daha rahat atak imkanı bulabilen Kırmızı Karalar İrfancan’ın dik oyunuyla da ileri uçta tehlikeler yarattı.  İlk tehlikeli atak ise 15.dakikada yapılan baskı sonucu Ankarasporlu oyuncuların topu uzaklaştıramamasından dolayı yaşandı. Ceza sahası önüne düşen topa Utku sert vurdu ancak son anda savunmaya çarpan top direğin yanından kalecinin bakışları arasında kornere çıktı.

Bu ataktan 5 dakika sonra ise Berat’ın ortasında oluşan karambolde önce Ayberk vurdu direkten döndü, ardından Atabey geldi topa müdahale ettiği anda hakem tarafından faul verildi.

30. dakikada ise maç boyunca sol kanadı savunma ve hücum yönüyle çok iyi kullanan Berat yine içeriye harika bir orta yaptı. Ayberk’in havada asılı kalarak vurduğu mükemmel kafa şutunu kaleci de aynı güzellikte tokatlayarak çeldi. Bu tarz bindirmeleri 120 dakika boyunca aynı şekilde yapan Berat tribündeki izleyicilerden de büyük beğeni topladı. Tribünlerde top Berat'a geldiği her an "Berat Tosic" benzetmeleri yapıldı. Utku ile ya da İrfancan ile paslaşmalarını izleyince Zec-Tosic pas bağlantısı akıllara gelmemesi imkansızdı neredeyse...

35.dakikada Ankaraspor kalesinde yaşanan karambolün bir benzeri Gençlerbirliği kalesinde yaşanırken savunma topu çizgi üzerinden uzaklaştırarak skordaki dengenin bozulmasına izin vermedi. Bu dakikaya kadar savunma ardına atılan toplarda da kaleci Yasin zamanında çıkışlarıyla tehlikeleri önledi.

İkinci yarı iki takımda ceza alanlarında tehlike yaratamazken Gençlerbirliği uzaktan şutlarla rakip kaleyi yokladı. Ankaraspor ise orta alanı geçer geçmez yaptığı basit top hatalarıyla tehlike yaratmanın uzağında bir grafik sergiledi. Birkaç savunma ardına top atma girişimi haricinde pek bir tehlike yaratamadılar ve 60.dakikadan sonra da fizik olarak oyundan düştüler.

Gençlerbirliği ise Utku ve Ayberk ile uzaktan kaleyi yoklayarak tehlikeler yarattı. Oyunun hakimiyetini yavaş yavaş ele geçiren Kırmızı Karalar Haydar’ın da oyuna girmesiyle orta saha üstünlüğünü tamamen yakaladı. 75.dakikada Emre Avcı ikinci sarıdan kırmızı kart ile oyun dışında kalınca oyun adeta yeniden başladı.

Orta alanda yorulan Utku’nun yerine hücum gücü yüksek olan Furkan’ı da oyuna dahil eden Gençlerbirliği geri adım atmadan on kişi ile kontrollü ama baskılı bir oyun oynuyordu. Furkan’ın oyuna girer girmez yaptığı ortaya Atabey kafayı vurdu. Önde olan kaleci topa müdahale edemezken, top direği sıyırarak üstten auta gitti. Atabey bu pozisyon haricinde de hava hakimiyeti ve gücüyle de rakibe zor anlar yaşattı. Gol atamamış olsa da hücumda toplu ve topsuz alanda yaptıkları ile takımımızı katkı sundu.

Bu pozisyonun hemen ardından gelişen atakta Ankaraspor korner kazanırken uzaklaştırılan topu tekrar içeri dolduran Ankaraspor savunması topu savunmanın arkasına düşürdü. O bölgede takımın golcüsü olan Mehmet Yılmaz topu kontrol etti ve skoru 1-0’a taşıdı.

Yenilen bu gol Gençlerbirliği'ni daha fazla hücum yapmaya sevk ederken Ankaraspor da skoru korumak için tamamen geri çekildi. Bu sırada maç boyu tartışmalı kararlara imza atan hakem, Gençlerbirliği teknik direktörü Veyis Kanber’i de tribünlere gönderdi.  

Gençlerbirliği 89.dakikada oyuna golün hemen ardından giren Reha ile atak buldu. Reha soldan yaptığı bindirme ile dip çizgiden ceza alanı içine çıkardı. Penaltı noktasından İrfancan vurdu, çizgiden çıkardılar. Ardından oluşan karambolde bir şut daha geldi ama savunmalarıyla uzaklaştırmayı başardılar. Uzaklaştıkları yerde pozisyonun başlangıcında yer alan Reha atağı sürüklerken ceza alanı dip çizgisinde kendisine faul yapıldı.

Topun başına yine Reha geldi. Reha içeride arkadaşlarına yaptığı el işareti ile yönlendirmenin ardından topu içeri yollarken top Eren’e kadar geldi. Eren ise arka direkte güzel bir vuruşla bu maçın böyle bitmeyeceğini ilan eden golü attı.

Bu gol tribünleri yeniden harekete geçirirken tüm tribünler uzun süre “Haydi Gençler” tezahüratlarıyla yeniden tezahüratlarını arttırdı.

Maç uzatmalara giderken, uzatmaların ilk dakikasında Furkan karşı karşıya pozisyonda mutlak gol pozisyonundan yararlanamadı. İki tarafta da yorgunluğun üst seviyeler çıktığı gözlenirken, iki ekip de atak yapmakta zorlandı. 117.dakikada ise maç boyunca hakemi azarlar gibi konuşan, itiraz eden Ankarasporlu oyunculara hakem ilk kez itirazdan dolayı kart gösterdi. Bu kart Sedat’ın ikinci sarı kartı olunca maçın bitimine yakın iki ekip de on kişi olarak sahada kaldı.

Kalan son 3 dakikada da gol sesi çıkmayınca maç penaltılara gitti. Gençlerbirliği adına ilk penaltıyı,120 dakika boyunca yorgunluk emaresi göstermeyen Berat kullandı ve gole çevirdi. İkinci penaltıcı Veli ve üçüncü penaltıcı Haydar penaltıları gole çeviremeyince penaltılar Ankaraspor lehine 4-1 tamamlanıyordu. 

Maç sonunda büyük hüzün yaşayan Gençlerbirlikli oyuncular, madalyalarını aldıktan sonra soyunma odasına giderken tribünlerde Kırmızı Karaları alkışladılar ve  “Güzel, temiz  futbolunuzu, efendi oyuncularınızı unutmayacağız” diyerek uğurladılar takımı…

Maç boyunca öz verili mücadeleden vazgeçmeyen oyuncular üzüntülerini anlatacak kelimeler bulamazken bir çoğunun ortak görüşü “Çok yorulduk ama 10 kişi kalınca, buraya kadar geldik yorulamayız diyerek yorgunluğumuzu, ağrılarımızı, her şeyi unuttuk. “ oldu.

Fethiye’den bir kupa ile dönemedi bu takım belki ama başarılı bir jenerasyonun verdiği ümit ve Fethiye halkının Gençlerbirliği’ne karşı artan sempatisi ile dönüldü...

14 Mayıs 2013 Salı

Fuat Çapa'dan Veda...


Gençlerbirliği Teknik Direktörü Fuat Çapa, kulübün resmi internet sitesi olan www.genclerbirligi.org.tr 'den taraftarlara iki yılın değerlendirmesini yaptığı bir veda konuşması yaptı:

Saygı değer Başkanımız İlhan Cavcav,Yönetim Kurulu ve Gençlerbirliği taraftarı,

Sizinle iki yıldır yapmış olduğumuz kader ortaklığının sonuna geldik. Bunlar profesyonel yaşamın her alanında olan ve anlayışla karşılanması gereken hadiselerdir. Kimi zaman kulübün gelecek planı teknik direktöre, kimi zaman da teknik direktörün gelecek hesabı kulübe uymayabilir. Bunlar gayet doğaldır. Biz de aile içinde böyle bir fikir ayrılığına düştük ve çok sevdiğim, ilk göz ağrım dediğim Gençlerbirliği’nden kulübümüzle yaptığımız uzun değerlendirmeler sonucunda ayrılmaya karar verdim.

Özellikle bu iki yıllık süreçte gerek taraftarımız gerekse yönetimimizle çok güzel günler yaşadık. Başkanımız İlhan Cavcav’ın bize sunmuş olduğu çalışma ortamının yanında verdiği destekleri unutamam. Türk futbolu için büyük bir değer olan Başkanımız İlhan Cavcav gibi hem futbolu hem yöneticiliği çok iyi bilen biri ile çalışmak beni son derece mutlu etti.

İlk olarak taraftarlarımızla gerçekleştirdiğimiz toplantılarla karşılıklı fikir alış verişinde bulunduk. Sizlerle bağımı koparmamak adına da bu toplantıların olmadığı dönemlerde sosyal medyada iletişimi kesmemeye çalıştım. Çünkü Gençlerbirliği hepimizindi ve bu birlikteliği de büyük oranda sağladığımızı düşünüyorum.

İlk geldiğim günlerde kulübün içinde bulunduğu süreçten dolayı zor günler geçireceği iddia edilse de ekibimize güvendik ve ekibimizle azımsanmayacak sonuçlar elde ettik. Takımımızın ilk on birine yerleştirdiğimiz oyuncuların sezon sonunda farklı kulüpler tarafından bonservis bedelleri ödenerek alınması da ekibimizin başarısını gösteriyor. Aldığımız 49 puan , averajla bizi Avrupa Kupaları Play Off mücadelesinin  dışında bırakırken normal sezonu 9.tamamladık. Üzerimizde yer alan 5.takımın 50, 6-7 ve 8.takımın da 49 puanda sezonu tamamlaması tablodaki yerimiz açısından herkesi fikir sahibi yapabilir.

Bu sezona da belirtmiş olduğum gibi on birimizden oyuncular kaybederek başladık. Tum-Soner ve Yasin 27 gol atmıştı ve bu sezon onların ayrılması demek gol gücümüzün %60’ını kaybetmek demekti. Hazırlık döneminde ilk işimiz bu isimlerin yerini doldurmaya çalışmak oldu. 7-8 tane oyuncu transfer ettik. Ligin ilk bölümünde üst sıralarda kalarak iyi bir tablo sergiledik. Sonrasında kısa süreli bir düşüş yaşadık ama tekrar toparlanmayı bildik. Bunu da geçirdiğimiz olumlu ve başarılı hazırlık döneminin sonucu olarak görüyorum.

İlk yarı sonunda ekip olarak hücumda zayıf olduğumuzu düşündüğümüz için de şu anda tüm Gençlerbirliklilerin büyük bir hayranlıkla izlediği Björn’ü takıma kazandırdık. Bildiğim bir isim olduğu için ona güvenim tamdı. O da bu güvenimi boşa çıkarmayarak hem takımımızın vazgeçilmezi hem de tribünlerin sevgilisi oldu. Nokta transfer olarak sayabileceğimiz ligdeki birkaç isimden biri olan Björn, hücumdaki bu açığımızı büyük oranda kapattı.  Benim için onu Ankara’ya ve Gençlerbirliği’ne kazandırmak da ayrı bir mutluluk oldu.

Sezonun geneline dönecek olursak da daha iyi bir yerde bitirebileceğimiz sezonu kimi zaman şanssız puan kayıpları yaşayarak bu seviyede noktaladık. Kimi zaman takım olarak atladığımız detaylar, kimi zaman o detaylarda etkili olan hakem kararları ile bugüne kadar geldik.

Hedefimiz geçtiğimiz sezon yakaladığımız puan ve sıralamanın bir adım da olsa yukarısında olmaktı. 49 artı puanı hedef olarak önümüze koyduk fakat ligin aldığı seyir geçen yıldan çok farklı olduğu için geçen yılın 49 puanı bu yılın 55 puanına tekabül ediyor. Ve koyduğumuz hedefi matematiksel olarak yakalayamamış gözüksek de bence o hedefi yakaladık.

Kulübümüzü genel olarak değerlendirdiğimde ise ; Gençlerbirliği kulüp yapısı olarak alt yapıya verdiği önem ile ülke çapında büyük bir örnek oluşturuyor. Türkiye ligleri için bir futbolcu fabrikasına benzeyen bu yapının başarısına bakmak için çok uzağa gitmeye gerek yok. En basitinden A2 takımımızın ve daha alt yaş gruplarındaki takımlarımızın başarıları buna çok güzel kanıtlar… Alt yaş gruplarında hedefi şampiyonluktan başka bir şey olmayan bir kulüp yapısından söz ediyoruz.

Yine A takımımıza bu takımlarımızdan taşıdığımız oyuncularımız oldu. İlk sezonumda kupa maçlarında şans verdiğimiz genç oyuncularımız oldu. Yine bu sezon A takımımızda sürekli şekilde şans bulmaya başlayan Ahmet Çalık, U20 Milli Takımının kaptanı Artun yine U20 takımının sürekli oyuncularından İlkay kulüp olarak kazandığımız ve Türk sporuna kazandırdığımız oyunculardan sadece bir kaçı… Mesela Ahmet U15 takımımız şampiyon olurken kaptan olarak şampiyonluk kürsüsünde yer alıyordu. Yine Artun çok küçük yaşlardan itibaren hem kulübümüzde hem milli takımlarda kaptanlık -liderlik yapıyor. Gelecek yıllar da bu isimleri çok daha sık duyacağız! Ancak bu isimlere şans verebilmek için kadro olarak da belli bir istikrarı yakalamak gerekiyor. Maalesef 7-8 transferle başlamak zorunda olduğumuz bir sezonda çok da kolay olmuyor . Ülke olarak her şey olup bittiğinde kimse bunları, alt yapıdan takıma çıkardığımız oyuncuları değil skorları ve sonuçları konuşuyor. Bu da bir başka üzücü nokta ve ülkede teknik direktörlerin elini kolunu bağlayan bir başka konu…

Tüm bu süreçte taraftarımızın her geçen gün artan desteği ve gücünü inkar edemem. İlk geldiğim günlerde 2-3 bin civarında bir maraton tribünü doluluğu önünde oynarken, bu sene bu ortalamayı 7-8 bine çıkardık. Kültür olarak farklı bir kültürü temsil eden Gençlerbirliği taraftarı ülkemiz içinde olumlu bir örneği temsil ediyor.Ben Gençlerbirliklilerin sayısının bundan sonra da giderek artacağını düşünüyorum.

Son olarak Ankara’nın bendeki önemini belirtmek isterim. İlk geldiğim günlerde Belçika’yı çok özlüyordum. Ama zamanla bu öyle bir hal aldı ki izinlerimde Belçika’ya gittiğimde Ankara’yı özlemeye başladığımı hissettim. Bunda Gençlerbirliği’nin büyük bir payı var ama sadece Gençlerbirliği olarak da kısıtlayamam. Burada dostluklarım ve oluşan arkadaşlıklarım var. İlk görev yerim yani ilk göz ağrım…Bunun verdiği yoğun bir duygusallık var… Gençlerbirliği kulübü ve taraftarlarını olduğu gibi Ankara’yı da hiç unutmayacağım…

Bana bu iki yıllık süreçte yardımcı olan başta Sayın İlhan Cavcav’a , yönetim kurulumuza, kulüp çalışanlarımıza; tribünde desteğini hiç esirgemeyen taraftarlarımıza ve saha içinde-dışında kader ortaklığı yaptığım teknik ekibim ve oyuncularıma her şey için çok teşekkür ediyorum. 

4 Mayıs 2013 Cumartesi

A2 Liginde Sona Doğru...

A2 Liginde artık sona yaklaşıldı. Final Grubu ve 4 klasman grubunda yapılan mücadeleler dün sona ererken Play Off'a yükselen takımlar da belli oldu. 8 takımlı Final Grubundan ilk 4 sırayı alan takımın katıldığı diğer 4 klasman grubundan da sadece liderlerin yer aldığı çeyrek final Play Off mücadeleleri Fethiye'de yapılacak.

6 Mayıs'ta yapılacak kura çekiminin ardından; 8-9 Mayıs Çeyrek Final mücadeleleri 11-12 Mayıs Yarı Final mücadeleleri 14-15 Mayıs ise Final ve 3.lük maçı yapılacak.

Play Off'a katılan takımlar ise;

Gençlerbirliği
Beşiktaş
Göztepe
MP Antalyaspor
Fenerbahçe
Kayserispor
Ankaraspor
Kasımpaşa oldu.

Final Grubunda Gençlerbirliği ve Beşiktaş aynı puana sahip ancak averajla Gençlerbirliği liderliğe oturdu. Final grubunun iki güçlü takımı olan Gençlerbirliği ve Beşiktaş Play Off'ların da doğal favorilerinden... Beşiktaş lige hızlı bi başlangıç yaparak puan farkını bir ara 8'e kadar çıkarsa da son 4 haftalık performanslar sonucu Gençlerbirliği onları yakaladı ve liderliği ele geçirdi.

Finallerde Gençlerbirliği'nin gruplarda olduğu gibi en büyük dayanağı ise Atabey olacak. Ancak son Trabzonspor maçında gördüğü kırmızı kart onu çeyrek final maçlarından alıkoyacak. Öte yandan İrfancan, Utku ve Ayberk de diğer önemli silahları takımın...

Öte yandan Beşiktaş'ın ise Recep Akkemik ve Mertcan gol yollarında en büyük silahı...Sonlara doğru takım olarak performansları düşse de bu iki isim gollerini atmaya devam etti.

Göztepe de Play Off'ları erken garantileyenlerden oldu. Üzerindeki iki takımla yaptığı 4 maçta 3 beraberlik alırken sadece İzmir'de Beşiktaş'a yenildi. 4.takım olarak gelen MP Antalyaspor ise Play Off biletini son maç da aldı. Trabzonspor ve Adana Demirspor ile son haftaya kadar taşıdıkları 4.lük şanslarını deplasmanda Karabükspor'u yenerek sonlandıran Akdeniz ekibi sanırım Final Grubundan gelen en güçsüz takım konumunda gözüküyor.

Klasman gruplarında ise Ankaraspor haftalar öncesinden liderliği garantilerken, Kasımpaşa, Manisaspor ile son haftaya kadar yarış içindeydi. 3 puanlık farkla lider olarak Fethiye'ye gitmeyi de başardılar. Kayserispor da 2 hafta kala lidreliğini ilan edenlerden oldu...

Klasman gruplarında en ilginç mücadele ise 1.Grupta Fenerbahçe ile Karşıyaka arasında oldu. Son maçlar öncesinde Karşıyaka 69 puan ile lider Fenerbahçe 68 puan ile ikinciydi. Ancak 26 Nisan'da oynanan Fenerbahçe-Sakaryaspor maçında Sakaryaspor 4 sarı kartlı oyuncu oynatınca 2-0 kazandığı maçta hükmen mağlup sayıldı ve Fenerbahçe 71 puanla lider Karşıyaka 69 puanla ikinci sırada kaldı. Son maçlarda Karşıyaka, Kocaelispor'u 7-0 yense de Fenerbahçe de Eskişehirspor'u 1-0 yenince gruptan Fenerbahçe lider ayrıldı.

Geleceğin yıldızlarının yer aldığı takımlar kimse görmese de bilmese de 8 Mayıs'tan itibaren Fethiye'de sahne alacak...

3 Mayıs 2013 Cuma

A2 Ligi | Gençlerbirliği 5-2 Trabzonspor


A2 Ligi Final Grubu son hafta müsabakasında Play Off'u haftalar önce garantilemiş Gençlerbirliği kendi evinde Play Off şansını bu maça bırakmış Trabzonspor'u ağırladı. Trabzonspor Play Off bileti peşinde Gençlerbirliği ise grubu lider bitirme peşinde maça çıktı.

Maçta; Yasin (71.dk Yusuf),Berat,Hakan,Veli, Eren, Haydar, Burak (72.dk Arda), Utku (45.dk Emre Avcı), Atabey, İrfancan (58.dk Oğuz), Ayberk (45.dk Reha) isimleriyle mücadele ederken rakibimiz Trabzonspor da sahada; İbrahim, Murat, Recep (41.dk Burak), Emre, Abdullah,Mustafa (45.dk Eren), Abdulkadir 36.dk Yüksel), Tevfik (45.dk Onur) , Yusuf, Hayri, Yunus (64.dk Alihan) isimleriyle yer aldı.

İlk on beş dakikalık bölümde Gençlerbirliği biri frikik olmak üzere 3 kez rakip kaleyi zorladı. 15.dakikada da Utku'nun uzun topunda savunma arkasına sarkan Berat ceza sahasında sıfıra inerek harika bir orta yaptı. Bu ortaya kayıtsız kalamayan Atabey de aynı güzellikte kafa vuruşu yapınca skor 1-0'a taşındı. İzleyenler henüz bu golü konuşmayı bitirmemişken İrfancan harika bir ara pası ile Ayberk'i topla buluşturdu. O da düzgün bir vuruşla 17 dakikada skoru 2-0'a taşıdı.

28.dakikada ise bu kez Utku sağ kanattan ortaladı yine Atabey yükseldi ve yine topu ağlarla buluşturdu. İki gol pozisyonunda da gol olması için topu ceza sahasına havadan atmanın yeterli olduğunu Atabey adeta kanıtladı. Goller haricinde de hava toplarındaki ezici üstünlüğü rakiplerini zorluyor. Yerden gelen toplara da kayıtsız kalmayan Atabey düzgün şutlarıyla da golcü özelliğini devam ettiriyor.

Dakika 40'ı gösterdiğinde ise iki golün sahibi Atabey rakibi ile girdiği pozisyonda hakem tarafından kırmızı kart ile oyun dışında bırakıldı. Uzaktan bakıldığında normal bir faulmüş gibi gözüken pozisyona hakem de öyle yaklaştı gibi gözüküyordu. Ancak oyuncunun yanına geldikten sonra tereddütsüz bir şekilde kartı çıkardı.  Daha sonra sakatlanan Recep ayağa kalkamadı ve sedye ile kenara getirildi. 

Rakibinin 10 kişi kalmasının ardından ilk yarıyı en azından bir gol atarak kapatmak isteyen Trabzonspor tüm takım halinde ileri çıkınca Gençlerbirliği'nin hızlı gelişen atağında Utku'nun ara pasında topla buluşan Burak kısa bir tereddüt anından sonra topu ağlarla buluşturdu ve ilk yarı da bu skorla 4-0 sona erdi.

İkinci yarı ise Trabzonspor adeta golle başladı. 46.dakikada gelişen ilk ataktan golle dönen Karadeniz ekibi Onur'la skoru 4-1'e getirdi. Atabey'in kart görmesinden sonra diğer oyuncuların da sakatlık ya da kart cezalısı olmaması için önlem alan Gençlerbirliği Teknik Direktörü Veyis Kanber, Ayberk, Utku, İrfancan gibi isimleri kenara aldı. Bu değişimlerde oyuna giren Reha ve Arda ise skoru değiştiren isim oldular. Reha rakibini eksilterek sokulduğu Trabzonspor ceza alanında ara pasla Arda'yı buluşturunca skor 5-1'e geldi.

Maçın kalan dakikaları iki taraf için zaman doldurmaktan öteye gitmese de son dakikada Hayri sağ çaprazdan harika vurdu ve skoru 5-2'ye getirerek maçın skorunu tayin etti. Bu sonuçla Trabzonspor Play Off dışı kalırken Gençlerbirliği, Beşiktaş ile aynı puanda olmasına rağmen averaj ile liderliğini ilan etti.


1 Mayıs 2013 Çarşamba

İstatistik | Trabzonspor 2-0 Gençlerbirliği


Geçen hafta yokluk zamanında kazanılan Ahmet gibi bu hafta da şans Kerim'e güldü. Kerim ara transferde takıma katılmış ve sadece geçtiğimiz hafta Fenerbahçe maçında 8 dakika görev almıştı. Onun sağ beke yerleşmiş olması Cem Can'ı da "sevdiği" orta alana çekti. Ekstra olarak Hurşut seçimi de bu haftanın değişkenlerinden oldu. 

Maç anındaki sahaya dizilişe bakınca Gençlerbirliği'nin önceki maçlara göre takımı daha önde kurduğunu görüyoruz. Ahmet ve Aykut'un neredeyse orta saha çizgisine yakın oluşu bile bunu kanıtlıyor. Ayrıca Tosic ile solda sağlanan kuvvet bir dönem Kerim ile sağda da gerçekleşti bu oyun yapısıyla...Geçen haftada 34 metrede kurduğu oyunu bu kez 35 metrede oynadı. 1 metrecik fark gibi gözükse de Ahmet ve Aykut Ramazan'ın önünde oynamış Björn başta olmak üzere tüm hücumcular orta yuvarlağın Gençlerbirliği kısmı civarında kalabilmişti. 
Bu aynı zamanda Fuat Çapa'nın "geride olan takım daha baskılı görünür ve olmak zorundadır" tezini de doğruluyor. Bu grafik Gençlebirliği'nin 1-0 öne geçtiği maçlarda rakipleri tarafından da sergilendi. 


Alan kullanımında ise Gençlerbirliği ceza yayından uzakta bir alan kullanımını gözlemliyoruz. Devamlı işleyen sol bölge burada da kendini belli ediyor. Ermin Zec-Dusko Tosic ile zorlanan bölge zaman zaman Björn'ün de onlara yaklaşmasıyla daha takım için "sık kullanılanlara" eklendi. Sağda Kerim varken iyi işliyordu hücum anlamında ama gol o bölgeden gelince Fuat Çapa kısa sürede onu kenara alıp Jimmy Durmaz'ı oyuna sürdü. Jimmy de bu sistemde Hurşut'un arkasında oynayamayacağı için, solda da Ermin olduğu için serbest pozisyonda oyununu sürdürdü ve bir kaç varyasyon dışında kaybolup gitti.


Pas alma-verme istatistiklerinde ise savunmacılar ön plana çıkıyor bu kez. Savunmayı önde kurma ile de açıklayabiliriz bunu. Pas dağıtımında özgür 45/41 ile liderken sırasıyla Aykut 40/36 Tosic 37/29 Azo 36/35 Ahmet 36/34 ile oynadı. Yani ilk beşte savunma üçlüsü ön planda. Sevindirici olan ise Ahmet'in Fenerbahçe maçında sergileyemediği pasör özelliğinden de kesitler sunmuş olması. Pas üçgenlerinde Aykut-Ahmet-Özgür üçlüsü öne çıkarken bu devamlılık hücumda sağlanamadı. Öyle ki Björn epey yalnız kaldı ve hiç bir pas üçgeni varyasyonunda yoktu. Sağ kanat ise yine aynı şekilde kaderine terk edilmiş havası vardı. 



Yine sağ kanattan devam edelim... Hurşut bu tabloda en çok orta yapan oyuncu olarak gözüküyor. 7 orta ile takımın lideri, fakat orta isabeti konusunda istatistiği ise 7/0! Çok iyi işlediğini söylediğimiz soldan ise Tosic-Zec ikilisi 5/1 yapmış. Takım ise toplamda 22/3 isabet oranıyla orta yapmış. Vleminckx'e ne yerden ne de havadan bir topun ulaşamamış olması sanırım "golsüzlüğünde" cevabı...


Buradaki defansif hareketlerde ise hücumda vasat bir görüntü çizen Björn Vleminckx'in savunma anlayışında da önceki maçlara oranla biraz ileride kalması... Björn bu tarz bir görüntüyü 5-3'lük Antalya ve 3-1'lik MİY maçlarında sergilemişti sadece. Onun için iyi geçmeyen günde vasatı her yönden aşamadı diyebiliriz. Ekstra olarak ilk 37 dakikanın da etkisiyle Cem Can'ın ileride gözüküyor olması biraz tuhaf karşılanabilir. Ama Cem özellikle Jimmy girdikten sonra tamamen geriye çekildi. 

Özet olarak; kanatlar çalışmadı, Björn havadan olduğu gibi yerden de desteklenemedi. Gol için Gençlerbirliği'nin eli ayağı olan Björn durunca takım da durmuş oldu. Savunmada ise bireysel hatadan gelen ilk gol haricinde bir eksi yoktu. Sonradan giren Lekic-Ekigho-Jimmy üçlüsü de bu yapıya ayak uydurunca mağlubiyet kaçınılmaz oldu diyebiliriz.