4 Eylül 2012 Salı

Bursaspor'a Tuncay ve Belluschi Takviyesi



         Tuncay Şanlı'nın Eskişehirspor'a gidiyor şeklinde yayılan haber ve karşılıklı anlaşmaya varıldığına dair çıkan söylentilerden sonra Tuncay Bursaspor'a imza atarak tüm tartışmaları bitirdi.


         Futbola Sakaryaspor'da başlayan Tuncay ilk olarak bir Beşiktaş maçında insanların dikkatini çekmişti. Türkiye kupasında alt ligden gelerek Beşiktaş'ı elemişler ve Tuncay gol de attığı maçta harika bir performans sergilemişti. O sezondan sonra Fenerbahçe'ye transfer oldu. En güzel yıllarını da bu kulüpte geçirdi. Fenerbahçe'den İngiltere'ye Middlesbrough takımına transfer oldu. Burada 70 maça çıkıp 17 gol attı ama gerek takımının durumu gerekse Tuncay'ın performansı göze hiç iyi gelmiyordu.

      Sonrasında Stoke City, Wolfsburg, Bolton'da oynayan Tuncay hiç bir zaman Fenerbahçe'de yakaladığı o grafiği yakalayamadı. Tuncay kimi zaman yedek kulübesinde kimi zaman tribünde geçirdiği günlerine son verdi.

      Adı Fenerbahçe ile de anılan Tuncay, Eskişehirspor ile anlaştığı söylenirken Bursaspor'a imza attı. Bursaspor Avrupa'da elendikten sonra camiadaki sesleri transferle kısmaya çalışan kulüplerden biri olarak göze çarptı. Belluschi ve Tuncay'a sözleşme imzalatan Bursaspor'da saha dizilişi merak konusu olacağa benziyor. Belluschi ofansif orta saha Tuncay forvet de oynayabiliyor ofansif orta saha da bir de Batalla ile Pinto bulunuyor takımda.

      Tuncay ve Belluschi aşısının tutması için öncelikle takımdaki saha dizilişinin gözden geçirilmesi gerekiyor. Ertuğrul Sağlam'ın işi bu transferlerle hem kolaylaşmış hem de zorlaşmış gözüküyor. Peki tek eksik bu bölgeler miydi? Ve aynı tipe yakın oyuncular almak zorunlu muydu? Geç kalınmış transferler olarak isimleri yazılan bu ikili ligde takıma destek olabilecek mi göreceğiz?

Gökhan Süzen Beşiktaş'ta!


          Transfer döneminin en hatalı takımlarından olan Beşiktaş'ta yeni bir transfer daha yaparak muhtemelen transfer defterini kapadı. Feda sezonu diye adlandırılan sezonda düşük maliyet prensibi ile hareket eden ama basketbol voleybol şubesi kapama ya da işçi çıkarma gibi tasarruflar haricinde bir hareketini göremediğimiz Beşiktaş yönetimi bu kez düşük bütçeli bir transfer girişiminde bulundu.

          Eski dost Carvalhal'in yeni takımı İBB'den Gökhan Süzen ile anlaşan Beşiktaş 200000€+ Emre Özkan'ı veriyor. Emre Özkan'ın gidişi "gençleşecekti hani bu takım" sorusunu cevapsız bıraksa da yine de iyi bir rakam ve alış veriş sayılabilir bu transfer...

         Peki Gökhan yararlı olur mu ya da en temel soru Gökhan nasıl bir oyuncu? Gökhan Galatasaray'ın altın jenerasyon diyeceğimiz Arda'lı uğur'lu Özgürcan'lı Cafercan'lı alt yapı kadrosunda vardı. Onu orada keşfeden de Abdullah Avcı oldu. Avcı sonrasında İBB'ye geçtiğinde takımına kattı onu. Gökhan standart bir performans sergileyerek gözlerden uzak kalmayı "becerdi" bunca zaman. Onu Abdullah Avcı milli takıma da seçti ama yaşadığı talihsiz sakatlık ilk milli olma şansını elinden aldı.

         Bu milli takıma çağırılma işi Terim'in kulüpsüz Hakan Şükür'ü kadroya alması ya da oynamayan Emre Belözoğlu'na forma vermesi gibi "güvendiğim oyuncular" kategorisinin bulunduğu bir sistem. Yani milli takıma çağrılması hem de eski hocası tarafından çağrılmış olması benim açımdan bir referans değil maalesef.

        Sol kanat oyuncusu olan Gökhan aynı zamanda sol bek olarak da oynayabiliyor. İki bölgede de anladığım kadarıyla alternatif oluşturabilmek adına alınmış bir isim gibi duruyor. Golcü bir kişiliği yok "git gel" kanat oyuncusu özelliği olduğunu kariyerinde çıktığı 99 süper lig maçında atabildiği 2 golden anlıyoruz. Her şeyden az az yapmaya çalışıyor. Savunmada daha iyi hucumda zayıf ama hucumunu da geliştirirse sol kanat oyuncusu olarak izlememiz mümkün olabilir.

       Alternatiften öte olur mu zaman içinde göreceğiz. Beşiktaş'ta iken milli takıma çağrılabilecek mi bu da ayrı bir soru!

Meireles ve Dante Gibi Ömrünün Ortasında Olan Cris...


          Transfer sezonunun sonlarına yaklaşırken yangından mal kaçırırcasına yapılan transferler yapılmaya devam ediliyor. Galatasaray ve Fenerbahçe art arda isimleri açıkladı.


        Fenerbahçe en büyük probleminin olduğu söylenen bölgeye yani orta sahaya bir transfer yaparak tepkileri azaltma ve orta sahayı toparlama girişiminde bulundu. Bu bölge için de yana yakıla kulüp arayan Meireles ismi tercih edildi. Meireles kariyer olarak bakıldığında Türkiye'ye gelmiş iyi oyunculardan diyebiliriz. Porto'dan Liverpool'a oradan da Chelsea'ye giderek kalitesini belli etmiş bir futbolcu. Kimseyi "güzel saçları" için Liverpool'a Chelsea'ye almazlar bu bir gerçek!


          Villas Boas'ın ayrılışıyla takımda pek fırsat bulamayan Meireles'e kulüp bulma yolu gözükünce o da menajerler aracılığıyla bir kaç kulüple görüşerek Fenerbahçe'yi tercih etti. Fenerbahçe için yüksek maliyetli bir transfer diyebilirim. Chelsea için ise harika bir ticaret! İstemediğin bir oyuncudan 10M € kazanmak kadar güzel bir şey olmasa gerek. Fenerbahçe için bu para yüksek bir bonservis bedeli sayılırken neden bir çırpıda bunca para verilebildi ya da bu imkan Spartak-Vaslui maçlarından önce zorlanamaz mıydı bilemiyoruz. Ama taraftarların isyanını bundan başka bir isimle de bastıramazlardı herhalde bir süre Meireles'in takıma ısınmasını bekleyip zaman kazanabilir yönetim...

         Verimlilik noktasına gelince de harika bir transfer demekten başka bir yoruma gerek yok. Takıma uyum sağlarsa ve oynayabilirse orta sahada her takıma lazım bir oyuncu. Umuyorum Avrupa kupalarında çok daha fazla faydalı olacaktır.

     Galatasaray cephesi ise çilek söylemleri ile geçirdiği transfer sezonunda Cris ile noktayı koydu. Cris Ujfalusi'nin sakatlığında bir alternatif olabilir ama takımınızda bulunan yedek kulübesindeki bir oyuncuysa olabilir bu. Yoksa gidip transferle hem de yabancı kontenjanından bir transfer hakkıyla olmaz. 35 yaşına gelen unun elemiş eleğini asmış bir oyuncuyu Şampiyonlar Ligi için çilek niyetine servis etmek taraftara ayıp etmektir.


      Kariyeri ve performansı üst seviyede olabilir ama futbolda da maalesef dünle yaşanmıyor. Cris iyi bir alternatif olabilecekken şimdi tek şans olarak kadroya katıldı. Yıllık 1.250000 Euro alacak ve Lyon'a ödenecek para da açıklanmadı. Şimdi bu mu transfer başarısı...Chivu. Toure,Kjaer,Carvalho ve Diego isimleri sayıldı ve elde Cris kaldı. Sayılan diğer isimlerin hepsi bir adım önde bence Cris'ten. Performansına baktığınızda hala Lyon'da top oynayan bir futbolcu ama Cris "Dante gibi ortasında ömrün" ...

    Cris'i alarak Terim sadece bu seneyi kurtarmak istediğini de göstermiş oldu. Yoksa Cris'le başarı dolu yıllar düşünmüyordur sadece başarılı "bir" yıl hayal ediyordur. Gün kurtulur mu yoksa bu çilek mide mi bozar sezon sonunda şapkalar öne konulduğunda göreceğiz.

3 Eylül 2012 Pazartesi

Süper Kahraman Hulk Zenit'te!



             Avrupa transfer piyasası hiç beklemediği anda hiç beklemediği bir yerden adeta yerle bir edildi . Rusya'nın Zenit takımı Porto'nun Brezilyalı yıldızı Hulk için Porto'ya tam 50 M € ödeyerek büyük bir transfer bombasını patlatmış oldu.

          Gün içinde bir söylenti olarak ajanslara düşen bu haber akşama doğru daha kesin cümlelere dönüştürüldü. Önce Rus kulübünün yetkililerinin Portekiz'e gittiği resmi olarak teyit edildi çok geçmeden de transfer açıklandı. Rakam olarak 40-50-60 diye farklı rakamlar telaffuz ediliyor. Hulk'ın performansı yıllardır dillerde ve zaman zaman Porto başkanı çıkıp " Cristiano Ronaldo + 50M getirirlerse Hulk'u verebiliriz" gibi ilginç çıkışlar yapıyordu. Hulk şüphesiz futbolun süper kahramanlarından ve yaptığı işler hiç de azımsanacak cinsten şeyler değil. Bireyselliği reddeden benim bile hoşuma giden bireysel golleri hala akıllarda...

        Futbolcu fabrikası olan Porto bence yine zamanında bir satış gerçekleştirdi. Hulk belki bir sezon daha kalsa şimdiki rakamlara göre çok daha komik rakamlara el değiştirebilirdi. Ama yine Porto'nun üniversitelere tez konusu olacak transfer politikası sayesinde tam zamanında ve maksimum fiyatına bonservisi satıldı. Şimdi bu transferlerle Porto ve Zenit'in kendi gruplarındaki ve liglerindeki şans yüzdeleri değişmiş durumda. Hulk bir denge gücüydü zaman zaman ve şimdi o süper güç Zenit'te.

       Rusya liginin izlenirliği şüphesiz günden güne artıyor ve Hulk bu bonservis bedelinden sonra neler yapabilecek sorusunun uyandırdığı merak sebebiyle bir farklı izlenecek!


Burak Yılmaz Haklı: Susun!



       Fotoğraflar vardır ya o andan çok şey anlatır işte öyle bir fotoğraf bu. Burak Yılmaz ikinci yarıda oyuna giriyor ve golünü atıyor. Sonra da kameralara dönüp bu hareketi yapıyor. Bu hareket kime? Bu hareket Burak'ı eleştiren herkese, bu hareket adil futbol için yanlışı söyleyen herkese...


         Çok değil geçen hafta oldu her şey. İnönü'de takımı 3-2 gerideyken Burak "rüzgara takılıp" kendini yerde bulmuştu. Geçen haftaki maç yazısında ağır olmasın diye "rüzgara takıldı" demiştim ama düzelteyim Burak kendini yere atmıştı ve takımına kazandırdığı penaltı ile takımına 1 puan getirmişti.

 
         Taraflı tarafsız "Galatasaray taraflı" olanlar dahil bunun haksız bir penaltı olduğunu kabul etmişti. Terim-Burak vb. haricinde. Medya Burak'ın bunu hep yaptığından bahsediyordu ve o gece tribünler ağır da olsa "Hırsız Burak" diye inliyordu. Burak bu işareti işte bunların hepsine yaptı. Ve dedi ki "geçen hafta onları yazdınız bu hafta bu golü yazacaksınız. Burası Türkiye unutacaksınız ve yarın beni öven manşetlerle dolduracaksınız o beş para etmez gazetelerinizi..."


         Evet o beş para etmez gazete/ciler bu golü konuşuyor. Amrabat ile Burak'ın maçı nasıl hızlandırdığını Burak'ın harika bir performans sergilediğini. Burak bu yüzden rahat Burak bu yüzden kendini bir kez daha yere atacak anı gözlüyor. Tıpkı dün Bursaspor maçında takılıp düştüğünde hakeme ellerini açarak baktığı gibi! Bir kısım Galatasaraylı da dün açtıkları pankart gibi "Burak YILMAZ biz de öyle" diyerek Burak'ın kazandırdığı bir haksız penaltıya daha deli gibi sevinecekler.

2 Eylül 2012 Pazar

Es-Es Transfer Sezonunu Açtı (!)



              "Çin Malı Beşiktaş" yazısında belirtmiştim transferin biz de hangi şartlarda yapılacağını ve aslında ne yapılmak istendiğini. Elenen takımın ya da başarısız takımın can simidi olarak transfer politikalarından söz etmiştim. Yine öyle bir durumla karşı karşıyayız. Avrupa'dan erken elenen Eskişehirspor ligde de ilk iki hafta da iki mağlubiyet aldı. Ve ne yapacağına bu çıkmazdan nasıl kurtulacağına karar verdi!

            Takıma transfer şart! İlk olarak Akuminku'yu almışlardı ve yetersiz olacağını söylemiştim. Çünkü Süper Ligde takım sırtlayacak bir oyuncu değil Akuminku. Onun yerine ligin 3. hafta maçından sonra transferin bitimine 3 gün kala transferleri arka arkaya sıraladı. İlk olarak Necati Ateş'i renklerine bağladı. Gecenin ilerleyen saatlerinde de Tuncay Şanlı ismi ortaya atıldı.

            İki isim şüphesiz Eskişehir'e bir hareketlilik getirecektir ama neden bu kadar geç atıldı bu adımlar? Forvet ihtiyacı Batuhan takımdayken dahi bir ihtiyaçken neden ligin ilk haftası ya da Avrupa Ligi maçları öncesinde adım atılmadı?

           Peki ya Necati'yi satan Galatasaray cephesi...Necati ile sezon başında sözleşme uzatan Galatasaray ne oldu da onu bir başka kulübe gönderdi? Burak transferini beklemiyorlar mıydı? Takım planlamasında Necati için sezon başında yapılan plan "lazım olur dursun kenarda, forvet alırsak satarız" mıydı?

             Tuncay Şanlı sezon öncesi bonservisi elindeyken kimsenin aklına gelmedi mi? Hem de transfer basını Tuncay'ı aynı gerekçelerle Fenerbahçe'ye Beşiktaş'a getirmeye çalışırken!

           Necati gol atamayan Eskişehirspor için çok yararlı olacak, Tuncay uzun süredir düzenli futbol oynamıyor ama ritmini bulduğunda kaliteli bir futbolcu olur. Ama dediğim gibi böyle olmamalıydı bu işler.

            Sonuç olarak takım planlaması yok transfer politikası yok! Kervan yolda düzülüyor ve tek mantık "ya tutarsa"!

1 Eylül 2012 Cumartesi

Süper Falcao


               UEFA Süper Kupanın sahibi belli oldu. Avrupa Ligini kazanan Athletico Madrid harika bir futbolla Chelsea'yi sahadan silerek kupaya uzandı. 

                Monaco'da oynanan maçta Chelsea'yi 4-1 gibi tarihi bir skorla geçen Madrid ekibinde Falcao attığı 3 golle yıldızlaştı. Kolombiyalı golcü ilk dakikadan itibaren rakibine göz dağı vermeye başlamıştı ki zaten ilk golü çok da geç gelmedi.İlk yarıyı Falcao'nun attığı birbirinden güzel 3 golle kapatan Athletico'da maça 11'de başlayan Arda da iyi bir performans sergiledi. 

                 Athletico hucumlarını savunmaktan başka bir şey yapamayan Chelsea'de ise savunma dağılırken ileride de Torres ile Hazard'ın suya sabuna dokunmadan yaptıkları koşular tamamen bir boş çaba ürünüydü. İkinci yarıda Miranda da durumu 4-0'a getirmiş ve Chelsea'nin fişinin tamamen çekmişlerdi. Chelsea 75.dakikada Cahill ile karambolden bulduğu golle durumu 4-1'e getirse de atı alan Madrid'e varmıştı çoktan. Son dakikalarda Simeone Falcao'yu alkışlatmak için oyundan çıkarırken yerine Emre'yi oyuna soktu. Emre bir olumlu topla koşu haricinde bir performans gösteremedi kısa sürede. Ama Arda gecenin iyilerindendi. 

            Her ne kadar maç sunumunda ve kupa merasiminde Avrupa'nın en büyüğü diye lanse edilse de maçın galibi şu unutulmamalı ki Avrupa'nın en büyüğü Şampiyonlar Ligi şampiyonudur. Geri kalan reklam sponsor prestij imajdır.