22 Nisan 2013 Pazartesi

Birlik, Mücadele, Zafer...

Haftalardır gelen mağlubiyetle eş değer olan beraberlikler Avrupa hedefini biraz ötelese de Fenerbahçe maçı yeniden bir kıvılcım maçı olabilirdi. Maçtan önce Kulusic ve Curri'nin eksikliği stoper mevkisinde genç oyuncu Ahmet Yılmaz Çalık'a forma şansı doğurmuştu. 

"Futbol iyi ki sosyal medyada oynanmıyor" dediğimiz bir geceye başladık. İlk on birler açıklandığında Galatasaraylı üç kuruşluk sosyal medya hesaplarından şöyle bir linç duyurusu geldi: "Hurşut, Jimmy Durmaz ve Doğa gibi banko oyuncular yedeklere çekilmiş, 94 doğumlu bir stoperi kadroya almışlar. Yattığınızı bu kadar belli etmeseydiniz keşke..."

Önce buna bir kaç kelam edelim, çünkü bu "sallama" haberin alıcısı çok oldu. Doğa Kaya ara transferde Gençlerbirliği'ne geldi ve henüz ilk on bir başlamadı. Bazı maçlar sonradan dahi oyuna girmedi. Oynadığı maç sayısı sadece 6!

Hurşut Meriç, İBB maçında yaşadığı sakatlıktan sonra, Galatasaray maçı dahil bir çok maçta sakatlığından dolayı şans bulamadı. Ve İBB maçından sonra sadece Gaziantepspor karşısında ilk on birde başladı. Jimmy ise Galatasaray'dan sonra sadece 2 maçta oynadı. Bunlar banko oynuyor denilen oyuncular...

Ahmet Çalık ise zaten mecburiyetten alınmış riskli bir karardı. Sivasspor maçında Curri sakatlandıktan sonra, Özgür İleri defansa çekilse de Fuat Hoca Özgür'ün orta sahadaki vazgeçilemez performansından feragat etmek yerine böyle olumlu bir adım attı.

Maç başladığı sırada bir 19 Mayıs Stadı klişesi daha yaşadık. Rakip takımın taraftarı Gençlerbirliklilerin "centilmenliğine" güvenip, maraton tribününden bilet alıp tezahürat yapmaya kadar götürünce işi kısa süreli bir gerginlik yaşandı. Daha sonra polisin Gençlerbirliği taraftarına gösterdiği "nazik" tepkiyle olayı tatlıya bağlayıp rakip taraftarları rakip tribüne yerleştirdi. Ve tabi ki bir başka klişe olarak da rakip taraftarlar kendi taraflarına geçince yaklaşık 5-10 dakika boyunca geldikleri tribüne küfür ettiler. 

Sahanını içine adım atacak olursak onca hır gürün - hengamenin ardından, maç adeta golle başladı diyebiliriz. İlk kornerde golcü stoper "Komando" Aykut iyi yükseldi ve topu ağlara gönderdi. Golü attıktan sonra, teknik ekipten bağımsız bir şekilde geri yaslanan Gençlerbirliği'nin yabancısı olmayan tribünler sevinçten sonra büyük bir tedirginliğe adım atıyorlardı. 

Ama oyun bu kez daha dengeli bir yapıda seyretti. Salih'in ekstra şutları ve Caner'in kanat bindirmeleri tehlike yaratırken Gençlerbirliği özellikle orta sahada Özgür'ün savunmada da Ahmet ve Aykut'un futbollarıyla ayakta kaldı. 

İleride Zec ve Tomic'in atakları kanatlardan beslemesiyle tehlike yaratmaya çalışsa da ikili attıkları topu Vleminckx ile buluşturamayınca Kırmızı Karalar tehlike yaratmanın uzağında kaldılar.  Yine böyle bir denemede Tomic bu kez topun yer ile olan mesafesini biraz arttırdı ve harika bir ortayla topu tam da kafasına bırakması gerektiği adamın kafasına ulaştırdı. Vleminckx de krallığını kanıtlarcasına harika bir kafa ile skoru 2-0'a getirdi. İlk yarı bu skorla biterken beraberlik yorgunluğunun getirdiği tedirginlik bir yana , Ahmet'in parmak ısırtan performansı konuşuluyordu. Ahmet Webo'ya ve Fenerbahçe ataklarına karşı gayet öz güvenli ve başarılı bir performans göstermişti. Tereddütleri gideren Ahmet adeta yıllardır Aykut ile ikili oynuyormuş edasıyla oynadı.

İkinci yarıda ise Fenerbahçe'nin daha ısıran ve gol için bastıran taraf olması bekleniyordu. Bu ikinci yarının bazı bölümlerinde yine yer yer gerçekleşti de ama genel olarak böyle bir kımıldama yoktu. Gençlerbirliği yine dengeli bir şekilde oyununu hiç bozmadan kaldığı yerden devam ediyordu.

Oyuna giren Mehmet Topuz-Sow ikilisinden sadece Sow ile etki yaratabilen sarı lacivertliler kimi zaman Ramazan'a, kimi zaman Ahmet'e kimi zaman da karambol anında etten duvar ören Gençlerbirliklilere takılıyordu. Gençlerbirliği ise bu değişikliklere Jimmy ile karşılık verdi. Jimmy sağ kanatta bir kaç tehlikeli pozisyonun baş rolü olurken hatalı pas seçimleri ve koşuları; top kayıpları ve tehlikelere yol açıyordu. Buna sinirlenen Fuat Hoca Jimmy Durmaz'ı kenara geri çağırırken maç sonu biraz ağır da olsa "arkadaşlarının emeğine ihanet ettiği" gerekçesiyle oyundan çıkardığını söyledi. 

İki tarafta gol adına nihai bir sonuca varamayınca maç 2-0 bitiyordu. Totem yaparcasına 21 Nisan'daki 4-3'lük Gaziantep maçından bahseden Fenerbahçelilere karşılık 31 Mart tarihinde Ahmed Hassan'ın 90+3'te gelen golüyle Fenerbahçe'nin giden şampiyonluğu baş role oturuyordu. Matematiksel olarak devam eden bir şans o dönem olduğu gibi elbette yine var.

Maçtan bir kaç nottan bahsedecek olursak, isimlerden önce Fenerbahçeli bir grubun yaptığı ayıba temas etmek gerek. Azofeifa korner kullanmaya geldiği sırada yüzüne isabet eden su şişesine Fenerbahçe tribünlerinin hep birlikte alkışlaması yüz kızartıcı bir mesele olarak geceye not düşüldü. Ayıptır diyerek alkışlayanlara ve atanlara derdini anlatmaya çalışan Fenerbahçeli taraftarlar da hala bir umudun olması gerektiğini kanıtladı. 

İsimlere gelecek olursak; maçın adamı ya da yıldızı seçmek çok güç ama biri var ki savunmada stoper gibi hareket etti, orta sahada rakip gelmeye başladığı ilk anda müdahaleleri hep o yaptı. Sahanın Gençlerbirliği adına en çok koşan ikinci oyuncusu konumunda olan Özgür İleri ayakta alkışlanacak bir gece çıkardı. Her maç yaptığı şeyler aslında bunlar ama bu gece bambaşkaydı. Belki de bu geceyi farklı yapan ileride de yaptığı pas organizasyonlarıydı. 

Öte yandan Ahmet bu sezon ilk kez giydiği formayı yıllardır giyiyor gibi öz güvenle taşıdı. İlk dakikalarda riske girmeyerek uzaklaştırdığı toplardan sonra dakikalar ilerledikçe öz güven kazanarak paslaşarak topu uzaklaştırmaya başladı. Hatasız oynadı desek yeridir. 

Tosic, sol kanatta gidip gelmek işine farklı bir estetik katıyor. Boş gidip boş gelmiyor, savunmada rakibi bozuyor hücumda asistleriyle gollere direk katkıda bulunuyor. Ligin şu anda tartışmasız en iyi sol beki konumunda ve bu gerçeği her maç perçinliyor. 

Ramazan, son Sivasspor maçında şanssız bir golü ağlarına tokatlarken bir çok yersiz eleştiri aldı. İyiye giden yükselen form grafiği bir kenara atıldı ve acımasızca eleştirildi. Ama bu maçta yükselen formunu devam ettirerek harika bir maç çıkarttı. Kornerlerde zamanlamasıyla , karşı karşıya pozisyonlarda refleksleriyle göz doldurdu.

Ve Vleminckx... Onun için çok söz söylemeye gerek yok! Attığı 9 gol bir çok şeyi anlatmaya yetiyor. Tribünlerin tek dileği onun burada kalması, onun da isteği bu yönde. İş iki kulübün pazarlıklarına düğümlendi kaldı. Kaldığı takdirde hücum gücüne sezon başından itibaren bu tarz bir katkıyla başlamak bir iki basamak takımı yükseltir net bir şekilde. 

Bu galibiyetten ve güzel geceden geriye kalan en güzel haber ise tüm Gençlerbirliklilerin Vleminckx kadar kalmasını istediği bir başka isim olan Fuat Çapa'nın da kalacağı yönünde gelen haber... İlhan Cavcav, Çapa'nın Ahmet Çalık konusundaki cesaretini tebrik ederken, "başka bir hoca yok gündemimizde, hocamızla devam etmek istiyoruz"  diyerek adeta yüreklere su serpti. 

Taraftarlarının "İstanbul'un kabusu Gençlerbirliği" deyimine yakışır bir şekilde 3 büyük İstanbullu ile yapılan 5 maçta, 2 galibiyet 2 beraberlik ve 1 mağlubiyetle sahadan ayrılan Gençlerbirliği taraftarını sevindirmeye devam ediyor. Bu galibiyet ile Avrupa için umut kıvılcımını yakan Kırmızı Karalılar taraftarı ve oyuncularıyla "birlik" olarak harika bir geceye imza atmış olmanın haklı gururu ile tüm söylenenleri boşa çıkararak sahadan ayrıldılar. 

Maçtan önce "Fenerbahçe'ye yatmak ile suçlanan" Gençlerbirlikliler bu kez de aldıkları galibiyetlerle "Galatasaray'dan para almakla" suçlansa da dedim ya "futbol iyi ki sosyal medyada oynanmıyor" .

Alın teri ve emeğe çamur atsan da izi kalmıyor. Emeğin de en güzel yanı bu işte...

17 Nisan 2013 Çarşamba

Aras Özbiliz: Türk Değil Ermeni...

Spor gazeteleri, spor siteleri onunla ilgili haberler yapmak istediğinde "Bakırköylü oyuncu gol attı" , "Bakırköylü oyuncu tercihini yaptı" tarzında ilginç başlıklar kullanıyorlar. Bu haberlerin içeriğinin bir çoğu da hedef göstermeli, kinayeli oluyor.

Bahsettiğimiz isim "Bakırköy doğumlu" Aras Özbiliz... Özbiliz ailesi Hollanda'ya göçüyor ve orada yaşamaya başlıyor. Aras da HVV Hollandia takımının alt yapısına giriyor. Henüz 8 yaşında keşfedilip Ajax alt yapısına kazandırılan oyuncu, Ajax alt yapısında bir çok yaş grubunda mücadele etti. 18 yaşına geldiğinde profesyonel sözleşmeye imza atan oyuncu 26 maça çıktı. Yaşadığı talihsiz sakatlık yükselen form grafiğini sekteye uğratınca işler biraz tersine döndü. Gelecek vaat eden oyuncu talihsiz sakatlığın etkisinden bir türlü kurtulamadı.

2012-13 sezonu başında yolu Rusya'ya düşen Aras, Krasnodar ile anlaştı. Burada kendine gelen oyuncu ligde 19 maçta oynayıp takımına 9 gol 4 asistlik bir katkı sağladı. Aras forvet mevkisinde oynasa da zaman zaman taktik anlayış gereği orta sahanın sağında da oynayabiliyor.

Onu bizim gazetelere meze yapan konu ise asla bu ve benzeri bir performansı olmuyor. Milli takım seçimini magazinleştirerek haber diye bize sunan bulvar basını Aras'a Ermensitan milli takımı seçimi nedeniyle başlığından tutun da haber diline kadar art niyetli bir metinle saldırıyor.

Son yumurtladıkları haber de Aras'ın ağzından atılan bir başlıkla başlıyor; "Türk değilim, Ermeniyim"... Sağlıklı düşündüğünüzde söyleyeceğiniz tek şey şu olur; "Ne var bunda?"

Bizim gazetelerde ve sitelerde atılan başlıklardan bir kaçı..." Yine çok kızdıracak" "Bu sözler çok tartışılır"

Öyle bir anlatılıyor ki haber içeriği, Ermenistan'da programa katılan Aras'a "Kendini Türk mü, Ermeni mi, Hollandalı mı hissediyorsun" diye soruluyor. O da olduğu gibi samimi bir şekilde; "Türk değilim Ermeniyim. Sadece Türkiye'de doğdum, onun dışında da Hollanda'da büyüdüm ve yaşadım. Hepsi bu..." diyor.

Ne demesini bekliyorsunuz? "Bakırköy'de doğdum, Türküm, övünüyorum, güveniyorum" mu diyecek? Bakırköy'de Ermeni bir ailenin, yani gazetelerinizin, bilinç altlarınızın deyimiyle kılıç artığı bir ailenin çocuğundan bahsediyorsunuz.

Yeri geldiğinde eleştirmek için "Alman Mesut" , övmek için "Türk asıllı Mesut" diyen basın, Mesut'un ve diğerlerinin TÜRK oldukları halde yaptıkları seçime şaşırır ve kızarken, Aras'tan tam tersi bir tutum bekliyor. Yani Ermeni olmasına ve Ermeniyim demesine rağmen gelip Türkiye'de oynasın istiyorlar. Tutarsızlığın bini bir para olan ülkede bu da şaşırtmıyor tabi. Kısaca sormak gerekiyor sadece; Mesut konusundaki tavrınızı mı referans alalım, Aras konusundaki tavrınızı mı?

Ucuz milliyetçilikle, ucuz habercilikle ancak bu kadar oluyor işte... O yüzden insan kızamıyor da... O yüzden inadına yazmalı, söylemeli; Aras Türk değil, hiç olmadı da... Kızsanız da , ayıplasanız da, başbakanınız gibi adını anarken başına "afedersiniz" de koysanız Ermeni...

Sahi Joe Strummer kendini Ankaralı gibi hissediyor mudur?

7 Nisan 2013 Pazar

Avrupa Bir Adım Daha Uzak

Gençlerbirliği taraftarı güneşli bir Ankara gününde, galibiyet umudundan daha fazlasıyla stada gelmişti. Akılda alınabilecek bir galibiyet ardından fikstür zor da olsa hayallerde bir Avrupa... Bu hayali yaşatan Ankaralı sayısı bir hayli fazla olmuş olacak ki, Gençlerbirliği'nin taraftarı yok diyenlere inat 19 Mayıs Stadının Maraton tribünü neredeyse tamamen dolmuştu.

Takımın istikrarlı isimlerinden Aykut; Elazığ deplasmanında Orhan Ak'ın provokatörlüğünde gördüğü sarı kart nedeniyle takımını yalnız bırakmış yerini de Curri'ye bırakmıştı. Hurşut'un da sakatlığının tamamen geçmesi Ermin Zec'i kulübeye çekmiş ve iki ufak değişiklikle her zamankine yakın bir kadroyla sahaya çıkmıştı Gençlerbirliği.

Geçen hafta Elazığ'da alınan can sıkıcı beraberliği telafi etmek için aslında her şey de müsaitti. Henüz ilk dakikalarda Hurşut'un sağ çaprazdan şık ortasında Jimmy Durmaz aynı güzellikte kafa vuruşuyla cevap verince Gençlerbirliği 1-0 önce geçiyordu. İlk yarıda kısır futbola, bunaltıcı sıcak da eklenince mayışan 19 Mayıs ahalisini ceza alanı içinde Kemal Tokak'ın ısrarla topu uzaklaştırmaması sonucu Vleminckx'in topu kapması uyandırıyordu. Vleminckx topu Hurşut'un önüne yuvarlarken asisti Karcemarskas'a takılınca ilk yarı da bu skorla bitmişti.

İkinci yarı başladığında tüm tribünler ve maçı televizyonu başında izleyenler adım adım Gaziantepspor'un golünün yaklaştığını hissediyordu. Daha doğrusu geçmiş deneyimlerden dolayı biliyordu! Çok geçmeden de ikinci yarının başında oyuna giren Turgut Doğan Şahin skoru 1-1'e getiriyordu.

Bu gol Kırmızı Karalılara uyandırıcı etki yapmış olacak ki orta saha hareketliliği artmaya başladı. Geldiği günden bu yana ilk kez maçı yürüyerek tamamlamaya çalışan Petrovic, Hurşut ile kenara gelirken yerlerine Serkan ve Tomic giriyordu.

Tomic ve Azo ile etkinliğini arttıran Gençlerbirliği Serkan'ı da savunmanın sağına yerleştirerek Cem Can'ı orta sahaya sürüyordu. Yine bu üç isimin zaman zaman kaleyi yoklaması sonucu pozisyonlar yaratılsa da Karcemarskas'a takılıyordu bu ataklar.

Bu ataklardan birinde Azo'nun sert şutu yine Karcemarskas'tan sekerken, "De Koning" Vleminckx sahneye çıkıyor, kalecinin yattığı köşenin tersine yaptığı düzgün bir vuruşla takımını öne geçirirken ligdeki de 8. golüne imza atıyordu.

Bu golden sonra Jimmy-Artun değişikliği ile Artun'un soldan ziyade ceza sahası içinde var olabilme çabası sol koridoru tamamen Tosic'in hizmetine sunuyordu. Tosic bindirmeleri ve şutları ile tehlike yaratırken yine o bilinen sona yani Karcemarskas'ın ellerine takılıyordu. Gaziantepspor 76. dakikada bir kez daha Gençlerbirliği kalesini yoklama girişiminde Kouemaha penaltı gibi bir kafa vuruşu yaparak penaltı noktası üzerinden kaleci Ramazan'ı mağlup ediyordu.

Skor 2-2'ye geldiğinde bu kez önünde maçı çevirmek için daha uzun bir zaman dilimi olan Gençlerbirliği bir türlü istediği golü bulamayınca evindeki ikramlara devam etmek zorunda kalıyordu. Ligin Eskişehir ile beraber 12 beraberlikle en çok beraberlik alan takımı olan Gençlerbirliği kendi evinde de 6. beraberliğine ulaşıyordu.

Öne çıkanları saymak gerekirse; Vleminckx'in attığı golden ziyade maçın 90+1. dakikasında yaptığı koşu bile ayrı bir takdir sebebiyken sahaya tüm varlığını koyduğunu da bir kez daha gösterdi. Hafta içi yaptığı röportajda Fuat Çapa, Vleminckx için 15 Nisan'a kadar süreleri olduğunu söylemişti. Taraftarın onu istemesinin nedeni attığı gollerin yanında bu bitmek tükenmek bilmeyen çabası...

Tosic ise her zamanki gibi tek başına sol çizgiyi kullanarak taraftarlara adeta bir resital sundu. Geldiği günden bu yana hiç düşmeyen performansı onu da taraftarın vazgeçilmezlerinden yaptı. Aykut'un yokluğunda yerinde oynayan Curri ise yenilen 2. golde adam paylaşımında Ante ile anlaşmazlığa düşerek gole sebep olsa da genel olarak iyiydi. Riske girmeden gelen topları ileri şişirse de bu genel olarak takım adına Vleminckx'in indirdiği toplar olarak olumlu hale geldi.

Sonuç olarak da güne başlanılan hayallerden sonra geriye gerçekler kalıyordu. Kalan 6 hafta ve 6 zorlu maç... Sırasıyla Sivasspor, Fenerbahçe, Trabzonspor, Kasımpaşa , Beşiktaş ve Bursaspor ile oynanacak bu 6 maçta olabilecekleri kestirmek şimdiden çok güç ama kesin olan bir şey var Avrupa artık bir adım daha uzak!

4 Nisan 2013 Perşembe

Artun Akçakın: Bir Ankara Forveti...


Küçük yaşlarda bile bizden farklıydı,güçlüydü. Aramızda ona Adriano derdik.

Bu sözler Gençlerbirliği A2 takımında sağ çizgiyi ustalıkla kullanmasıyla bilinen ve bir kaç sene sonra Gençlerbirliği'nde A takımın vazgeçilmezlerinden olması beklenen Selahattin Özcan'a ait... "Adriano derdik" diye anlattığı kişi de Gençlerbirliği'nin genç ve kelimenin tam anlamıyla "ümit" vaat eden Ankara doğumlu forveti Artun Akçakın...

Artun küçük yaş gruplarında kendini belli eden ve futbol adamlarının "bu işten ekmek yer" dedikleri isimlerden biri. Gençlerbirliği'ne küçük yaş gruplarında mücadele eden Artun, alt yaş gruplarıyla  ilgilenenlerin dikkatini ilk olarak U-17 milli takımıyla çekmişti aslında... 2010 yılında düzenlenen şampiyonada milli takım kaptanlığı yapan Artun Yunanistan'a ve Çek Cumhuriyeti'ne attığı gollerle "geliyorum" diyordu. 67 kez giydiği farklı yaş gruplarındaki milli formayla 38 gol atan Artun üst seviyelerde de neler yapabileceğini göstermiş olsa gerek. Selahattin'in "ona Adriano derdik" lafına nazire yaparcasına alt yapılardaki hocası Tuncay Mocan da "kendisine bakar ve oyunun geliştirirse Türkiye'nin Adriano'su değil, Avrupa'nın Artun'u olur" diyordu.


Gençlerbirliği A takımı ile kısa sürede hazırlık kamplarına katılsa da, ilk olarak Hacettepespor'a kiralandı. Orada ilk yıl pek de iyi geçmedi onun için, "başlangıçta çok kötüydü her şey, ilk sezon çok zorlandım" derken, duyurulan maç kadrolarına bile çoğu zaman o tabloyla karşılaşmamak için bakmadığını söylüyordu. Bu kötü sezonun ardından yeni sezon yine Gençlerbirliği ile hazırlık kampı, yine sonuç olarak Hacettepe'ye kiralanma ile başlıyordu.

Ama bir şeyler değişmişti, artık o bakmak istemediği maç kadrolarında önce onun adı yazılmaya başlanmıştı. İlk on birin vazgeçilmezi olmuştu. Sezon sonu ise istatistik sitelerinde kaç maçta forma giydiğini bildiren 34'ün yanında parantez içinde 24 yazıyordu. 24 golle gol kralı olarak tamamladığı bu harika sezon ona artık A takım kapılarını ardına kadar açıyordu.

Bu sezon da adından söz ettirmeye devam eden Artun şimdilik kupa golcüsü olarak biliniyor. Artun oynadığı 3 kupa maçında attığı 7 golle bilmeyenlere de kendini tanıttı. Ankara'ya ilk geldiğimde, fırsat bularak gittiğim ilk maçtı Mersin İdman Yurdu ile Gençlerbirliği'nin oynadığı kupa maçı...

Mehmet Sedef'in tuhaf iki hatası ile kopup 3-1'e gelen maçta Fuat Hoca kurtarıcı olarak Artun'u oyuna sokmuştu. "Maç koptu nasılsa" niyeti ile oyuna alınmayan Artun oyuna canlılık da getiriyordu. Hurşut ile harika bir ikili olarak göz doldurduğu o maçta hiç yerinde durmayan, boş alana koşular yapan etrafına pas dağıtan Artun çabasının meyvesini 90. dakikada da olsa alıyor ve galibi değiştiremese de skor tabelasını değiştiriyordu. Çıplak gözle arada ekran olmadan ilk kez o 22 dakikada izlediğim Artun, onunla ilgili okuduklarımdan çok daha fazlasını düşündürüyordu bana.

Bu sezon ligde de 4'ü 11 olmak üzere 13 kez forma giyen Artun halen "ümit" veren oyuncu statüsünde çok şey vaat ediyor. Yaz ayında oynanacak 20 yaş altı dünya kupasında da takım kaptanı olarak mücadele edecek olan Artun milli takımın da en büyük kozu olacak.

En büyük handikapı, sabırsız ve tutarsız seyirci kitlesi olabilir. Geçtiğimiz hafta oynanan Elazığspor maçında yakaladığı pozisyonu değerlendirse bu hafta içinde herkesin konuşacağı bir forvet olacakken kaçırması sonucunda hiç hak etmediği laflara maruz kaldı.

Vleminckx'i kıskandığını söyleyen densizlerden tutun da Batuhan ile kıyaslayan gördüğünü yorumlayamayanlara kadar bir çok çeşit eleştiriye maruz kaldı. Alt yapıdan oyuncu isteyen bir ülkenin alt yapıdan çıkan oyuncuya karşı bu saldırma hırsı göz dolduruyor. Tıpkı Antalya maçından sonra Salih Uçan'a saldıranlar gibi muhtemeldir ki kısa sürede Artun'a söylediklerinden de utanan bir kitle ile karşı karşıya kalacağız.

Haziran'a az kaldı ama Artun muhtemelen yaza çıkmadan bahar ayı içinde bir güzellik yapacaktır Gençlerbirliği taraftarı için...Gol değil ölçü, bazen çaba da yetiyor...

Not: İlk fotoğraf Artun'un kişisel Twitter hesabından yayınladığı, 2000 yılında futbola ilk başladığı dönemde çekilen bir fotoğrafı...

24 Mart 2013 Pazar

Mekloufi ve "Süreç"

Cezayir'in Fransa'nın vilayetinden sayıldığı günler... O zamanlar şimdi Ortadoğuda demokrasi abiliği yapan Fransa'nın  en kanlı günleriydi.

Fransa'da futbol hiç kesintisiz haliyle devam ederken, Cezayir kökenli futbolcular da bu takımlarda yer bulabiliyordu. Fransa Milli Takımına yükselmişlerini görmek de mümkündü. Sokaklarda çocuklar onların isimleriyle inleterek top peşinde koşuyor, onlar gibi futbolcu olmanın hayaliyle yanıp tutuşuyordu.

Olimpik Marsilya kalecisi Abderrahman Ibrir, Monacolu savunmacı Mustafa Zitouni, Monaco forveti Abdelaziz Ben Tifour, Toulouse forveti Said Brahimi ve St. Etienne’li Raşid Mekloufi... Bu 5 arkadaş da dönemin en popüler oyuncularındandı. Özellikle Zitouni ve Mekloufi Real Madrid'den teklif almış iki oyuncu...

Hikaye asıl burada başlıyor... Mekloufi "Franco'nun takımından teklif almak ağrıma gidiyor" dedi... Dedi ve saymış olduğum diğer isimlerle birlikte Fransa'da futbol adına ne varsa terk ederek Cezayir'deki bağımsızlık ordusunun saflarına katıldı. Silahıyla destek veremedi belki ama o da arkadaşlarıyla en iyi yapabildikleri şekliyle yani futbollarıyla destek verdi mücadeleye. 17 farklı takım ile dostluk maçı oynadılar, bu 17 takıma da Cezayir'in mücadelesinin haklılığını anlattılar, öğrettiler. Ona futbolun Frantz Fanon'u desek abartı olmaz sanırım...

Tabi Fransa büyük bir şok yaşıyordu. Milli Takım oyuncuları "terörist" Cezayir saflarına katılmış ve artık onların düşmanı olmuştu. Cezayir'in mücadelesine "teröristlik" denir mi demeyin. Deniyor işte, kendi teröristlerinize bakarak bunu bulmanız da ayrıca mümkün zaten! 

Futbolun ve bilumum güzel duygunun katili FİFA yine iş başındaydı. Mekloufi ve arkadaşlarının takımı ile maç yapacak takımlar büyük yaptırımlarla karşılaşacaklarına dair FİFA tarafından tehditler alıyordu. Ama bunu pek sallayan da olmadı o dönem için. Avrupa Kupalarına katılamamak, finansal fair play gibi karın ağrıları asıl meseleyi es geçmek için yeterli bencillikler değilmiş demek...

Cezayir'in bağımsızlık mücadelesi meşruluğunu tüm dünyada kabul ettirirken bu takımın etkisi hiç de az değildi. Fransa'ya bile onlar anlatmıştı bu meseleyi, ülkeyi terk edişleriyle...Bağımsızlık On Biri verdikleri bu takımın tüm oyuncuları eşsiz bir maceraya atılmış ve başarılı olmuşlardı. Futbol artık ikinci plandaydı. Mekloufi de "artık profesyonel bir futbolcu değilim ama tam anlamıyla bir devrimciyim" diye özetliyordu içine düştüğü durumu...

Sonraları Mekloufi İsviçre'de Sevette'de de top koşturdu. Ama Fransa'ya dönmesi pek de söz konusu gözükmüyordu. Olmaz denen oldu ve ateşkes imzaladıktan, bağımsızlık tanındıktan sonra St. Ettiene onu yeniden kadroda görmek istediğini söyledi. Yarım bırakılan bir kaç iş vardı Fransa'da, dönmek gerekti. 

En sevdiği renkleri sorsak muhtemelen yeşil beyaz derdi. Cezayir'in bayrağı, St. Ettiene'in renkleri yani yeşil beyaz... St. Ettiene ile ikinci bir maceraya atılmış ve kısa süre sonra 2.lige düşen takımda yer almıştı. St. Ettiene 2.lige düşerken Nedved'den ilhamla "futbolcular gitmiş adamlar kalmıştı". O adamların içinde de Mekloufi en başta geliyordu. Tekrar takımı ile birinci lige dönerken kupa da onun ellerinde göğe doğru yükselmişti zaten.

Daha sonra futbolu Bastia'da bırakırken Fransa Milli Takımında 4, Bağımsızlık On Biri'nde 40 Cezayir Milli Takımında da 11 maçlık bir kariyer bırakıyordu geride... 

Futbol asla sadece futbol değildir hikayesinden öte şeyler anlatan bir hayat hikayesi, futbol hikayesi bu... Bir Mekloufi'miz olmadı, olacak galiba dediklerimiz ise ertesi gün yalanlama yayınladı. Ne yapalım Mekloufiler'siz bir ülkeden de ancak bu kadar mı diyelim kendi hikayemize?.. "Sürecimize" başka da bir şey denk düşmüyor sanırım... Elden gelen tek şey Mekloufiler'in var olabildiği bir futbol hayali ile seyrimize devam etmek!

22 Mart 2013 Cuma

Gitmek mi Zor, Kalmak mı? : Akhisar'ın Direnişi

(Şampiyonluk kutlamalarından)

Peri masalı 2009-2010 sezonunda başladı desek yanlış olmaz. Manisa şehrinin 160 bin kişilik nüfusuyla küçük bir ilçesi olan Akhisar'ın ilerleyen bir kaç yılda Ege'nin süper ligdeki tek temsilcisi olacağını eminim kimse tahmin etmiyordu.

2010-2011 yılında bir ayağı aksak olan lig Ankaraspor saf dışı kalınca 17 takımla oynanmıştı. Akhisar da o sezon ligi 14. tamamlayarak zaman zaman korku yaşasa da lig sonunda ilk yıl için iyi sayılabilecek bir sırada en önemlisi de lige tutunarak perdeyi kapatmıştı. 32 maç "oynanabilen" ligde 8 galibiyet 9 beraberlik 15 mağlubiyetle mütevazı bir puan ile ligde kalan Akhisar vites yükselterek bir daha ki sezon daha iyi yerleri hedefliyordu.
(Masalın başlangıcındaki isim Atilla Özcan)

Hamza Hamzaoğlu şu an lig seviyesinde saygı duyacağım bir kaç hocadan biri sanırım. Kendi takımını değerlendirirken, oyuncusunu, rakibini değerlendirirken objektiflikten şaşmayan hoca kişiliği ile hayran bırakırken herkesi takıma olan etkisiyle de büyük işler başarıyordu. Şüphesiz bu başarının alt yapısını oluşturan da Atilla Özcan hocaydı. Takımı 3.ligde zirveye oynatan hoca önce 2.lig kapılarını aralıyor ardından 1.lig havası solumasını sağlıyordu Akhisar'ın... Maddi olarak zor şartlarda da takımı ligde tutma mücadelesi verdiği sezonda Orduspor'a deplasmanda 4-0 yenilen takım 16. sıraya gerilerken yönetim de emektar hoca ile yollarını ayırmıştı. O Orduspor playoff ile lige çıkarken Atilla Hoca'dan boşalan koltuğa Hamza Hamzaoğlu geliyordu.
(Masalı devam ettiren Hamza Hamzaoğlu)

23 haftada toplanan 20 puana Hamza hoca 9 haftada 13 puan katarak ligde tuttuğu Egelilere bir sonraki sezon için umut veriyordu. Ligin ilk devresini lider Elazığ'ın bir puan altında ikinci bitirdiklerinde namları tüm ülkeyi sarmıştı aslında. Başarı gelmese "sempati" şampiyonu dediğimiz gönüller şampiyonu olacak takım, 31. haftada 5. sıraya kadar gerilese de sıralama olarak sonraki haftalar kulüp tarihinin unutulmaz günlerine tanıklık edecekti.

Denizli ve Karşıyaka galibiyetleri ile 2.liği geri alan takım ligin son maçına bir puan altındaki Rizespor ile yükselme maçı oynuyordu. Yenen üst ligde kaybeden playofflara gidecekti. Lider Elazığ, Konya deplasmanında 4 yeyince, Akhisar'da tarihi bir Rize deplasmanı galibiyeti alıp şampiyon olarak en üst ligin vizesini söke söke alıyordu. 12 gol ile Sertan kayıtlara takımın en golcüsü ve taşıyıcısı olarak geçse de Akhisar bir "takım" olmanın meyvelerini toplamıştı. Kişisel olarak en beğendiğim oyuncusu sade ama emekçi futboluyla Mustafa Aşan'dı.

Süper Lige çıktıklarında kadroyu elden geldiğince koruyan ve hocasını değiştirmeyerek büyük bir "risk (!)" alan Akhisar düşme adayı olarak gösteriliyordu. İlk maç Eskişehirspor ile deplasmanda oynayan Akhisar 90+'lırda hücuma çıkmayı ilk kez akıl ediyor ve golü buluyordu. İlk 3 hafta topladığı 5 puanla dikkatlari üzerine çeken "mütevazı" ekip İBB karşısında 4-0'lık "beklenmedik" mağlubiyetle uyanıyordu adeta. Akhisar seri mağlubiyetlerle zaman zaman da kısa seriler şeklinde alınan beraberliklerle geçen ilk yarıda 17 haftayı 15 puanla ligin sonunda tamamlıyordu.

"Kahinler" kazanmıştı... Akhisar düşüyordu ve bu kirli futbol düzeninde temiz futbol oynamak isteyen bir takım ile Hamza Hoca'nın aklı ve kalbi okşayan demeçleri kalıyordu geriye...Ama Manisa temsilcisinin pes etmek gibi bir niyeti yoktu. Sonuna kadar, gidebildiği yere kadar gideceklerdi. Hem zaten kaybedecek ne kalmıştı?

Bu düşünceyle çıkılan maçlarda, 17 maçta toplanan 15 puana karşılık takım 9 haftada şimdiden 11 puanı topluyordu. Ve ligin dibine demir atmış halinden de sıyrılıp MİY'in bir basamak üstüne çıkarak... Şimdi hiç olmadığı kadar ümitliler belki de.

Önlerindeki Ordu ile arada 4 puanlık bir fark var ama bu pek de önemli değil gibi gözüküyor. Ama takımın bir dezavantajını da belirtmek gerek! Takım, tecrübe,bütçe vs değil bu dezavantaj! Açık şekilde yapılan hakem hataları... Hakem hatalarından en çok canı yanan takımlardan biri olan Akhisar epey de puan kaybetti bu sebeple. Ateş hattında ölüm kalım savaşı veren bir takımın kaderiyle bu kadar oynanırsa şimdiki yeri büyük bir başarı bile sayılabilir.

Yunan Tanrısı kıvamında karşı kıyıdan hoş bir esinti getiren Gekas'ın standart performansı takımı üst sıralara taşıma yolunda en önemli verilerden biri olarak göze çarpıyor. Gol ile özdeşleşen "komşu çocuğu" Gekas atmaya devam ettiği müddetçe sorun yok gibi gözüküyor.

Öte yandan umut var, var olmaya da devam edecek futbolun doğası gereği. Önlerinde kalan 8 maç hayati öneme sahip. Düşme barajının 40 civarı olacağı düşünülürse işleri hiç de kolay değil. 5 haftalık zorlu bir seri onları bekliyor öncelikle;

Fenerbahçe (D)
Trabzonspor
Kasımpaşa (D)
Beşiktaş
Bursaspor (D)
Antalyaspor (D)
MİY
Orduspor (D)

Bu 5 haftadan ne çıksa kar diye görülse de oradan bir şeylerin çıkma ihtimali maalesef düşük gibi gözüküyor. Ama şöyle kaba taslak bir hesap yaparsak minimum 13-14 puan civarı bir puana ihtiyacı olan takıma geri kalan 3 maçından 9 puan çıkartması halinde, bu beş maçtan 5 puan da yeterli olabilir. Kolay değil ama bu takım her seferinde olmaz-yapılmaz denileni yaparak "otoriteleri" şaşırttı.

Şahsi görüşüm Akhisar'ın "hep bizimle kalması" yani Süper Lig civarından ayrılmaması... Başta da söylediğim gibi Hamza Hoca büyük saygı duyulacak işler yapıyor. Takım oldukça mütevazı kadrosuyla bakanların, para babalarının cirit attığı ligde ayakta kalma umudunu devam ettiriyor. Bu bile başlı başına sempati sebebiyken oynamaya çalıştıkları güzel futbol "gel de sevme bu takımı" dedirtiyor.

Ligden düşebilirler ama kişisel hafızamda 10 sene 20 sene sonra bile "bir Akhisar geçti bu ligden" diyeceğim. Umarım kalırlar ve 2009 yılının sonlarında başlayan masal kesintiye uğramaz... Ama zaten masallar da hiç kötü bitmez, o yüzden dayan ya da diren Akhisar!


16 Mart 2013 Cumartesi

90

Lise bahçesinde izledikleri şeye seyirci kalamayacaklarını anlayan bir grup isyankar öğrencinin "farklı bir oyun mümkün" diyerek giriştikleri mücadele bugün 90. yaşını kutladı. O gün o lisenin bahçesinde yeşeren korsan takım Karabükspor maçı öncesi taraftarıyla şölen tadında bir kutlama yaptı.

Müzikle başlayan günde taraftarlar yaptıkları koreografi ile tekrar "Burası Ankara" derken öncelikle hedef galibiyet, ardından gelecek düşler Avrupa'ydı. Tribünlere takım da ayak uydurmuşa benziyordu. Oyuna hakim olmaya çalışan Gençlerbirliği maça ileri uçta Vleminckx ile başlarken solda Zec sağda ise Artun ile maça çıkmıştı. Orta alanda Azo'nun akıllı oyunu hücumda Gençlerbirliği'ni ileri taşırken güzel bir pas oyunuyla Tosic'in içeri ortaladığı top onuncu dakikada  ceza yayının dışına çıktı orada topla buluşan Petrovic ayağı ile düzeltip adeta ölçüp biçip sağ ayağıyla topu kaleye gönderdi. Direğin içine çarpan top ağlarla buluştuğunda neredeyse tüm stat yıkılıyordu.

Ayağa paslarda etkili olan Kırmızı Karalılar yine Petrovic'in ara pasında buluşan Zec'in şık pasıyla topu Vleminckx ile buluşturdular Vleminckx çok iyi vurdu ancak kaleciden seken top kornere çıktı. Bu sezon için hiç görmediğimiz kadar coşkulu hiç görmediğimiz kadar sahaya hükmeden bir Gençlerbirliği izledik desek abartmış olmayız.

Göze güzel gelen futbolda hele ki Tosic'in sol çaprazdan rakip sağ beke bacak arası atarak çizgiye indiği top var ki gözlerin pasını siliyordu adeta. Karabükspor ise karambol ataklar ve pozisyonlarla var olmaya çalışıyordu. Yine böyle bir anda kalecileri Tomic'in doldurduğu topu kafayla ceza sahasına sektirdiler, Serkan Kurtuluş biraz ağır kalınca golü buldular. 

İlk yarı Gençlerbirliği hegemonyasında 1-1 bitiyordu. İkinci yarının başlarında rakip atakları Yugoslav faulleriyle kesmeye yeminli Karabükspor ikinci sarı karttan 10 kişi kalınca maçın ağırlığı tamamen Gençlerbirliği eline geçti. Tek kaleye dönen maç bir ara iki isteksiz dama oyuncusunun dama oyununa döndü. 10 kişi ile sahasına dizilen Karabük rakibine hamle şansı vermiyor kendi de hamle yapmaya niyetlenmiyordu. Ara sıra Lua Lua ve Shelton'ın koşularına güvenerek ileri çıkmaya çalışıyor tehlikeyi yaratıp geri dönüyorlardı. Gençlerbirliği ise yapılan ortalar, girişimler ya savunmadan dönüyor ya da kaleciden sekip kornere gidiyordu. 

Artun-Zec ile işleyen kanatlar arı gibi çalışıyor ama bir türlü istenen gol gelmiyordu. Petrovic attığı gole benzer bir kaç pozisyon bulsa da gol getirecek pozisyonlar olmuyordu.  Kontralarla gelen Karabük ise tek hamlede topa sahip olma konusunda sıkıntı yaşasa da Ramazan'a takılıyordu her seferinde. 

Yine Ramazan hariç tüm Gençlerbirlikliler rakip yarı sahayı zorlarken Tosic'in yaptığı harika orta Vleminckx'in düzgün kafa vuruşuyla rakip savunmaya da çarpınca 90. yıl kutlamaları 90. dakikada kaldığı yerden devam ediyordu.

Maçtan arda kalanlar ise; tiye alınacak kadar maçı iki taraf için de katlanmaz kılan "Muhteşem Süleyman" Abay'ı es geçmek mümkün değil. Maçı durdurarak oynatan, avantaj kuralından bihaber yönetimiyle saç baş yoldurttu hakem.

Sevindirici bir meselede kupa golcüsü Artun'un ilk on bir başlamasıydı. Heyecanlı oluşu, bir kaç top kaybı yaşatsa da o kayıpların ardından verdiği mücadele görülmeye değerdi. Yiğit İncedemir'in ayak üstü dayağına maruz kalsa da yine de her pozisyonda içeriyi karıştırıyor rakibi zorluyordu. Devamı gelsin dediğimiz galibiyetlere bir de Artun seçimini ekledik şimdiden...

Öte yandan deplasman seyircisi Karabüksporlular, takımlarını desteklerken İstanbul bestelerini hiç eksik etmediler. Küfürlerinde bile İstanbul kokusu olan Karabüklüler maç sonu özel güvenlik ve polisle de gerilim yaşadı. Tribüne müdahale yetkisi olmayan özel güvenlikçilere "hepiniz ....." diye açık yüreklilikle haykıran Karabüklülerin bu hareketlerine polis gelince son vermeleri ve tersi istikamette hal-tavır içine girmeleri de oldukça tuhaf ve komikti. Gençlerbirliği taraftarına küfreden bir taraftar topluluğu diyeyim siz anlayın niteliği...

Sonuç olarak 90.yılda alınan güzel bir galibiyet, son 3 haftada alınan 10 puan... Bu yolda tabelalar Avrupa'yı gösteriyor ama bakalım yolun sonu nereye çıkacak?