22 Eylül 2014 Pazartesi

Partizan Tribünlerinde Irkçılık

Hafta içi oynanan Avrupa Ligi maçlarından sonrasıyla en çok konuşulan maç şüphesiz Partizan-Tottenham oldu. Hikayeyi biraz geriye sarmak gerek buradaki meseleyi daha iyi anlayabilmek için.
Anti semitizmin bölge coğrafya ayırt etmediği bir gerçek. Yine böyle bir zamanda Chelsea taraftarları, Stamford Hill mahallesindeki Tottenham’ın stadı White Hart Line civarının Yahudi nüfus sayısını rakibi üzerinde bir üstünlük nişanesi olarak kullanmak istedi. Tottenham, pis Yahudilerin tuttuğu bir takımdı. Bunun için tezahüratlar bile yapıldı Chelsea taraftarları tarafından; “Yine gazlayacak bunları Hitler/ Onları durduramayacağız Tottenhamlı Yidler…


Yid, Yahudi anlamında kullanılıyor. Tottenham taraftarları bu tezahüratlardan rahatsızlık duyuyorlardı. Nasıl duymasınlar, onlar da kendilerini sağcı olarak lanse ediyorlardı eşe dosta! Ama sonra baktılar olmayacak bunu bir sembole dönüştürmeye karar verdiler. “Evet biz Yid’iz” demek ilk başlarda zor olsa da kulübün genlerine işleyecek bir mirasın başlangıcını yaptılar. Maçlara sonraları İsrail bayrakalrı getirmeye başlandı. Ardından kazanılan maçlarda Yiddo Yiddo tezahüratları yükseldi.


Bir kulüp nesilden nesile Yahudi olarak anılmaya başlandı ve bunun hiçbir mantıklı açıklaması yoktu. Bu şöhret Yahudileri de Tottenham etrafında topladı ve artık onlar hakikaten Yid diyebiliriz.
Tottenham bunun ünüyle belli bir sempati kazansa da çoğu yerde de ırkçı saldırılara halen maruz kalıyor. Birkaç sene önce Lazio taraftarlarının yaptığını bu kez Partizan taraftarı yaptı.
Tribünde İskoçya’daki referanduma selam çakarcasına İskoç-Filistin bayraklarının dalgalandığını gördük maçın ilk dakikalarında. Ama maçtan sonra İngiliz medyasında “kabul edilemez” başlığıyla sunulan haberde açıkça Yahudi karşıtı bir pankartın da olduğu görüldü.


Tottenham teknik direktörü Pochettino’nun da “kabul edilemez” şeklinde yorumladığı pankart için Tottenham UEFA’ya başvurdu. O sırada Partizan’dan da jet bir özür geldi.Haber Bosnak sitesinde yer alan habere göre Partizan’ın özür metni şu şekilde:
“Pankartın içeriği Sırbistan vatandaşları ve Partizan taraftarlarının ezici çoğunluğunun fikirlerinin tersi yönündedir. II. Dünya Savaşı’nda Avrupa halklarının anti-semitizme karşı verdiği savaşın ardından anti-faşist ilkeler üzerine kurulmuş olan bir kulübü bu tür karanlık ve uygarlık karşıtı tepkilerle bağdaştırmak saçmadır. Sadece anti-semitik doğasından dolayı değil, aynı zamanda Sırbistan ve Partizan’a karşı da nefret içeren bu düşüncesizce hareketin sorumlularını kınıyoruz. Hakarate uğrayan herkesten özür diliyoruz. Tekrar vurguluyoruz, pankart kulübümüzün tarihine ve geleneklerine tamamen aykırıdır”


Partizan’ın özründe anti faşist vurgu ön plana çıkıyor. Çünkü geleneklerinde dedikleri gibi var bu maya. Ama gerçekten bugün böyle mi?


90’lı yıllara doğru yavaş yavaş değişmekte olan durum Bosna Savaşı sonrası ise tamamen ayyuka çıktı. Artık anti faşist ilkeler doğrultusunda kurulmuş takımın yerine tribününde Bosna Kasabı diye anılan Tomislav Karadzic’in posterini açan bir kulüp geldi. Bireysel bir şey deyip geçilecek bir mesele de değil bu. Takımın en büyük ve en eski taraftar grubu Grobari, onu anımsatan pankartlar asmaktan göndermeler yapmaktan vazgeçmiyor. Biraz sosyal medya araması yaptığınızda Karadzicli-Partizanlı Facebook gruplarına denk geliyorsunuz.


Bu ırkçı pankartla ilgili son durum ise Partizan yönetiminin her türlü erken girişimine rağmen 4 Ekim’de UEFA Disiplin Kurulunda görüşülecek. Bizim medyada bir bayram havası da inceden hissediliyor; “Beşiktaş maçı seyircisiz mi?” diye başlıklar atıldı bile. Bu ırkçılığın yapılıp yapılmaması değil zaten önemli olan, Beşiktaş’ın maçında stat dolu olacak mı?


Çok şey de beklememek gerek biliyorum. Bu spor medyası Türk takımlarının Avrupa’daki rakiplerindeki yıldız bir oyuncunun bacağı kırılsa “x’e sevindirici haber” diye servis ediyor. “Yahudilere ırkçılık yapılmış haberdeki asıl mesele bu” diye düşünmek akıllarına gelmiş midir, belki!

27 Temmuz 2014 Pazar

Filistin Futbolu da Direniyor

Açlık grevini yaparken neredeyse ölecek duruma gelmiştim, serbest bırakıldığımda ise yeniden doğmuş gibiydim…

Bu sözler Filistin Milli Takımı’nda forma giymiş ve Filistin futbolunun büyük umutlarla gelişimini izlediği Mahmoud Sarsak’a ait.

Mahmoud Sarsak, bazı kaynaklara göre bir futbol maçı için bazı kaynaklara göre ise transfer olmak üzere Batı Şeria’ya geçmek isterken İsrail güçleri tarafından 21 yaşında “yakalandı”. İsrail’in ona isnat ettiği suç İslami Cihad örgütüne üye olmasıydı.Mahmoud’un bu örgütle hiçbir bağlantısı yoktu ama anlatmasına fırsat verilmemişti zaten. Kendisinin de söylediği gibi o geçitten geçmesi konusunda bir sıkıntı olacağını düşünseydi buna kalkışmazdı bile.

Mahmoud hapse girdiğinde onunla aynı kaderi paylaşan, üniversite öğrencileri, doktorlar, kendisi gibi futbolcular ve sanatçıları gördü. “İsrail’in hedefi, Filistinlilerin yeteneklerini dünyaya göstermelerini engellemek ve başarılı olma ihtimallerini yok etmek” diyen futbolcu 3 yıllık mahkumiyetinin son aylarını açlık grevinde geçirdi. Bu üç yıl boyunca savunma dahi yaptırılmadı.

Mahmoud’un açlık grevi FİFA’nın bile dikkatini çekti. Yine aktif ve emekli futbolcular bir imza kampanyasına ön ayak oldular. Eric Cantona, Abou Diaby,Frederic Kanoute, Lillian Thuram gibi isimler Mahmoud’un serbest bırakılması için girişimlerde bulundular. Mahmoud yıllar sonra verdiği bir röportajda FİFA’nın yardım etmediğini, Sepp Blatter’in açıklaması dışında bir destek göremediğini ama ünlü futbolcuların desteklerinin uluslar arası kamuoyunda ses getirdiğini söylüyor.

3 aylık açlık grevi ve kamuoyunda oluşan baskı serbest kalmasını sağladı. Ama Mahmoud Sarsak 21 yaşında girdiği hapishaneden 24 yaşında yarı kiloda çıkıyordu. Sezon başı antrenmanını kaçıran futbolcunun tüm sezon boyu her olumsuz performansının buna bağlandığı profesyonel futbol yaşantısında 3 yılı kaçıran; psikolojik ve fiziksel olarak “erimiş” bir futbolcunun işi hiç de kolay olmayacaktı.

Yine de o deneyecek ama fırsat bulabilirse. İsrail’in saldırılarında ölen Filistinli sayısı Mahmoud’un hikayesini anlatmaya çalıştığım sırada çoktan bini geçmişti. İsrail, Filistinli futbolcu Mahmoud’un futbol kariyerinde telafisi olmayan yıllarını çalarken bugün de U17 Milli Takımının kalecisi Ahmed Abu Siad’ın ölüm haberini aldık. Henüz 16-17 yaşlarındaki Ahmed’in de hayalleri Mahmoud’dan farklı değildi ve İsrail onun hayallerini çalmaktan daha fazlasını yaptı.

Yine 31 Ocak’ta Faysal Hüseyin Stadında yaptıkları antrenmandan dönen Cevher Nasır Cevher ve Adem Abdül Rauf Halebiye, İsrail askerlerinin kurşunlarına hedef olmuştu. Cevher’in ayağına 10 kurşun, Adem’in iki ayağına birer kurşun sıkılmıştı. İsrail’in Filistinli sporculara sistematik olarak uyguladığı bu sindirme ve baskı da Mahmoud Sarsak’ın iddialarını doğruluyor. İki genç futbolcu bir daha futbol oynayamayacaklarını öğrendiler. Filistin Federasyonu bu sorun için FİFA’ya başvurduğunda oyalanmaktan başka bir şey ile karşılaşamadı.


Futbolcuları tutsak edilen, öldürülen, yaralı bir şekilde futbol oynayamaz hale getirilen ve statları-antrenman tesisleri bombalanan Filistin 2015 Asya Futbol Şampiyonası’na katılmaya hak kazanmıştı. 2015’te o turnuvada olabilecekler mi, şüpheli.  Çocukların her gün öldüğü , çığlıklarının sokakları inlettiği Filistin’de bu turnuvaya katılmak, her şeye rağmen buradayız demek çok önemli belki ama buna güçleri kalmamış olabilir. 2015 Ocak’ında Avustralya’daki turnuvaya sayılı günler kala bunun heyecanını yaşaması gereken insanlar üçüncü bir İntifada’nın eşiğinde ve gruplarındaki Japonya, Irak ve Ürdün’den önce kazanmaları gereken büyük bir mücadele var. 

23 Temmuz 2014 Çarşamba

Partizan-Ludogorets Eşleşmesi ve Önceki Hikaye

Henüz bir yıl geçmedi o günün üzerinden ve iki takım yeniden karşı karşıya geldi. Bu eşleşmeyi önemli kılan ise bir önceki eşleşmede elenen Partizan takımına taraftarının tepkisiydi.

Geçen sezon 3. Ön Eleme turunda karşı karşıya gelen iki ekibin karşılaşmasında ilk maçı kendi evinde Ludogorets 2-1 kazanmıştı. Rövanş için avantajlı bir skor ile Belgrad'a dönen Partizan aslında turdan emindi. Güçlü taraftarı ve genç-tecrübeli oyuncu uyumunu iyi yakalamış kadrosuyla favori olan taraf da Partizan'dı. Rakip her ne kadar son yılların yükselen değeri olan Ludogorets olsa da.

88.dakikada ucuz bir penaltı verildiğinde Belgrad adeta düşüyordu. Stattaki derin sessizlik ve gerginlikle geçen saniyeler sonucunda Zlatinski penaltıyı gole çevirdi ve skor 1-0'a geldi. Son saniyelerde artık gol arayan bir takım olarak değil, Partizan goller arayan bir takım olarak sahadaydı. Denemeler oldu, zorlamalar oldu ama o gol bir türlü gelmedi.

Turu iki maçta aldığı galibiyetlerle Ludogorets alırken geride yıllar geçse de unutulmayacak bir sahne bırakmıştı.

Marko Scepovic ve Milan Smiljanic bir arada

Maç sonu tribünler taraftarı yanlarına çağırdı. Gösterilen çaba için sunulan cılız alkışların yanında öfke yoğundu. Futbolcular Alcatraz taraftar grubunun önüne geldiğinde, karşılıklı tezahüratlarla başladı her şey. Ya da biz öyle sandık. Futbolculardan biri tribüne formasını atmaya giderken, forma kabul görmedi ve Alcatraz tribün lideri Milos Radisavljevic sahaya indi. Milos hedefini belirlemiş bir şekilde sahaya doğru yürüdü ve oyuna ikinci yarıda giren forvet Scepovic'in yanına geldi. Kaptanlık bandını takan Scepovic'ten bandı söküp alan Milos tekrar tribüne döndü. Gerisinde elenmenin ve bu aşağılanmanın ardından yıkılmış bir takım, önünde ise çılgınca tezahüratlarda bulunan Alcatraz tribünü vardı.

Sonrasında Scepovic sezonu dahi açmadan soluğu Yunanistan'da aldı. Olympiakos ile çıktığı 17 maçta 7 gol 3 asist yapan Scepovic'siz bir Partizan-Ludogorets eşleşmesi bizi bekliyor.

(Milos ile Scepovic işi tatlıya bağlamış gibi gözükse de Scepovic artık Olympiakos'ta)

Ne olur bilinmez ya da Partizanlı futbolcular maça bu yönden bakacaklar mı; simgesel olarak da olsa o kaptanlık bandını Alcatraz'dan alabilecekler mi göreceğiz. Ama en azından izleyenler ve Partizanlı taraftarlar için bir maçtan fazlası diyebilirim.




20 Temmuz 2014 Pazar

Ahmet Oğuz - Koşu yarışını kazandı, futbol kariyeri başladı!

Geçtiğimiz yılı Hacettepe'de 34 maça çıkarak şampiyon kapatan Ahmet Oğuz, bu sezon başarısının karşılığı olarak Gençlerbirliği takımına katıldı. Sağ bekte ciddi bir alternatif olacağının sinyallerini veren Ahmet taraftara yakın zamanda "Türkiye'nin en iyi sağ bekini izletmek istiyorum" mesajı yolladı.
Öncelikle kendini ve futbola nasıl başladığını anlatır mısın?
16 Ocak 1993 tarihinde Yozgat-Sorgun’da doğdum. Liseyi bitirdikten sonra okula devam etmedim, futbolu seçtim. Futbola başlamam biraz enteresan oldu. Futbola başlamak için bir futbol okuluna kayıt yaptırmam gerekiyordu ama ailemin durumu iyi değildi. Böyle bir iş için ekstra para veremezlerdi. Paramız yoktu. Hollanda’da amcamlar yaşıyordu. Babam onlardan bizim için para istedi. Onlar gönderdi ama bu kez de abimle mücadeleye girdim. Amcamlar para göndermişti ama sadece bir kişilik kayıt paramız vardı elimizde. Babam bize bir koşu yarışması yaptırdı. Kim kazanırsa o kayıt yaptıracaktı. O yarışı ben kazandım ve kayıt yaptırdım. Nasip kısmet işi galiba bizimki biraz da…Önce Şekerspor’a yazıldım, sonrasında futbola biraz daha alıştıktan sonra 2002 yılında Gençlerbirliği alt yapısına geldim. Çok kısa sürede de takıma seçildim. Bir çok yaş grubunda forma giydikten sonra son 3 sezonumu da Hacettepe’de geçirdim.

Hangi mevkide oynuyorsun, seni tanımayanlar için biraz bahseder misin özelliklerinden?Ben futbola forvet olarak başladım. Sonrasında alt yapı yaş gruplarında orta sahada görev aldım. Son olarak Veyis Kanber hocamız beni şimdiki mevkiim sağ beke çekti. Orada oynadığımda daha başarılı ve takımım için daha verimli oldum. Bu alt yapı sürecinde zaten Veyis Hocamın da diğer alt yapı hocalarımın da benim gelişimim de büyük katkıları oldu. Onların hepsine teşekkür etmek istiyorum. Hepsinden bir şey öğrendiğimi düşünüyorum. Hızlı bir oyuncuyum, sağ bekten ileri çıkıp hücuma destek verebiliyorum. Kendimi daha da geliştirerek oyunu tamamen iki yönlü oynayan bir bek olmak istiyorum.

Geçtiğimiz yıl Hacettepe’deydin ve şampiyonluk yaşadın. Geçtiğimiz sezonu anlatır mısın?Geçtiğimiz sezon bizim için çok güzel geçti. Şampiyonluk bizim için özel bir duyguydu. Türkiye Kupası’nda da güçlü rakipleri elemiş, takımımızın ne kadar kaliteli olduğunu göstermiştik. Ligin ikinci yarısının benim hayatımda hep apayrı yeri olacak. Hem takım olarak hem bireysel olarak daha iyi bir çıkış yaptık. Şampiyonluğa da inanmıştık ve başardık!

Bu sezon artık A takımdasın, Gençlerbirliği’nde hedeflerin neler?Gençlerbirliği’nde öncelikle kalıcı olmak istiyorum. İlerleyen dönemlerde de şans bulup bu şansı en iyi şekilde değerlendirmek istiyorum. Ben çalışırsam ve kendimi gösterirsem elbette şans gelecektir.

Takımda da çok iyi bir ortam var. Hem alt yapıda birlikte oynadığımız arkadaşlar hem tecrübeli ağabeylerimiz bize çok yardımcı oluyorlar. Hiç yabancılık çekmedim antrenmana ilk çıktığım andan beri.

Taraftarlara bir şey söylemek ister misin?Taraftarımızın önünde oynamak için sabırsızlanıyorum. Özellikle sağ bek oyuncusu olduğum için saha içinde onlara çok yakın olacağım ve kendimi geliştirerek onlara Türkiye’nin en iyi sağ bekini izlettirmek istiyorum.

Ersel Aslıyüksek: Gençlerbirliği'nin beni seçmesi büyük bir gurur

Gençlerbirliği'nin yeni transferlerinden Ersel Aslıyüksek hem Kartalspor'da yaşadıklarını hem Gençlerbirliği'ne geliş sürecini hem de gelecekle ilgili planlarından bahsetti. 



Öncelikle kısaca kendini tanıtır mısın?
8 Mart 1993 tarihinde İstanbul’da doğdum, aslen Rizeliyiz. Eğitim hayatımda liseye kadar okudum, sonrasında futbol daha ağır bastı ve tamamen futbola yöneldim.Ankara'ya gelmeden önce ailemle yaşıyordum.

İlkokul 4.sınıfta, okul takımında oynarken Kartalspor’dan hocalar beni izlemişler, beğenmişler. Beni Kartalspor’un altyapısına almak istediler. O dönemlerde Kartalspor altyapısından çıkmış Volkan Demirel, Egemen Korkmaz, Servet Çetin gibi isimleri televizyonda izliyordum. Kartalspor o yüzden benim için önemli bir adım olacaktı. İlk futbola bu şekilde başladım ve 9 sene Kartalspor’ın altyapı takımlarında ve A takımında oynadım. 

Peki oynadığın mevki ile ilgili neler söylemek istersin, seni tanımayanlar için nasıl bir oyuncu olduğunu anlatır mısın?
Futbola ilk başladığım günden beri hep forvet oynadım. Altyapılarda bu değişebiliyor, birçok golcü oyuncu kariyerine stoper olarak ya da kaleci olarak devam edebiliyor ama ben ilk günden bu yana golcüydüm. Sadece altyapıda bazı maçlarda zaman zaman kanatta oynadım. Oyun yapımdan bahsetmem gerekirse hızlı bir oyuncuyum. Havadan ya da yerden gelen toplarda son vuruşlarıma güveniyorum. Altyapıdan bugüne dek hep tek forvet olarak oynatıldım ve başarılı olduğumu da düşünüyorum. İzlediğim oyunculardan Falcao ve Alexis Sanchez’i çok beğeniyorum. Onların oyun yapılarını kendime örnek alıyorum, futbolumu daha da geliştirmek için onları izliyorum diyebilirim.

Transfer olma sürecinde Gençlerbirliği adını ilk duyduğunda neler düşündün?Gençlerbirliği’nin beni transfer etmek istediğini öğrendiğimde çok heyecanlandım. Süper Ligin köklü kulüplerinden ve çok iyi bildiğim bir kulüptü. Tereddüt etmeden buraya gelmek istedim ve geldiğim için de çok mutluyum. Gençlerbirliği gibi büyük bir kulübün beni seçmesi ve benim buraya gelmem benim için büyük bir gurur! Süper Lig’den başka takımlar da istedi beni ama ben Gençlerbirliği’nde genç oyunculara önem verildiğini bildiğim için buraya geldim.

Gençlerbirliği’ndeki hedeflerin neler?Gençlerbirliği’ndeki ilk hedefim burada kalıcı olmak. Böyle bir camiada başarılı olmayı çok istiyorum. Ve daha önce hiç giymediğim milli takım formasını giymek istiyorum. Avrupa hedefim de var ama öncelikli olarak Gençlerbirliği var benim için şu an!

                                   Son olarak taraftarlara söylemek istediğin bir şeyler var mı?Ankara’ya gelmeden önce de Gençlerbirliği taraftarıyla ilgili birçok şey duymuştum. Ülkemizde taraftarlık olarak özel bir yerleri olduğunu düşünüyorum. Burada takım arkadaşlarım da, çok genç bir taraftar topluluğumuz olduğundan ve taraftarlarımızın takımı çok sahiplendiğini ve her zaman futbolcuların yanında olduklarını söylediler. Genç oyunculara kulübümüz gibi onların da ayrı bir önem verdiklerini sempati beslediklerini duydum. Umarım ben de onlara layık olarak kendimi sevdiririm ve 19 Mayıs’taki ilk maçımda gol atarak onları mutlu ederim.

9 Haziran 2014 Pazartesi

Bogdan Stancu: Rakamlardan Çok Daha Fazlası

Yerine geldiği isim ne Lekic ne Ekigho'ydu. Björn Vleminckx'in yerine gelmişti o! Bir çok aday konuşulmuş, bir çok isimle görüşülmüş ve sonuç "bari Stancu'yu alalım" olmuştu.

Stancu Ankara'ya geldiğinde çok büyük ümitler barındırmamakla birlikte yine de "Umudumuz Stancu" demiştim sezon başında. O zamanki düşüncem "hücumda büyük bir caydırıcılığa sahip değil ama güçlü bir hücum hattı" oluştuğu yönündeydi. Çünkü Stancu hep yardımcı forvet gibi rollere bürünmüş hep indirilen toplarda ileri ucun bir adım gerisindeki adam olarak gole gitmişti. Orduspor'da ilk sezonda 10 ikinci sezonda 11 gol atmıştı ki 2012-2013 sezonunda Gençlerbirliği'nin hiç bir oyuncusu bu sayıya ulaşamamıştı.

İlk golünü 2.hafta Akhisar maçında attıktan sonra hem takım hem Stancu suskunluk dönemine girmişti. Takım gol atamıyordu ve takımın hücumcuları Stancu ve Zec hedef tahtasındaydı. İki isim de bu yükü omuzlarında tüm ağırlığıyla hissederken bu işin Stancu ve Zec ile olmayacağı konuşulmaya başlamıştı bile.

Sivasspor maçından önce Stancu basına ; "Ben forvet oyuncusuyum, bugüne kadar bir çok maçta bir çok gole imza attım ve bu golleri atmaya da devam edeceğim" şeklinde konuştu. 9.haftada ise Mehmet Özdilek'in gelişiyle birlikte Stancu kendisini doğrulamaya başladı. Önce Elazığspor maçıyla takımını galibiyete taşıdı, sonra 2-0 biten Eskişehirspor maçında iki gole de adını yazdırdı. 2-0'dan 3-2'ye çevrilen Trabzonspor maçında ise ilk isyan bayrağını açan sürükleye sürükleye golü atan isim oluyordu. Ve Stancu gollerine başlamıştı...

Antep maçında attığı gol mağlubiyeti önleyemese de Galatasaray maçında Muslera'yı , Sneijder'in Juventus'a attığı gole nazire yaparcasına mağlup ediyor ve 1 puanı koparıyordu. Stancu artık rakiplerin üzerinde durduğu taraftarların gerçekten "Umudumuz" dediği bir isim olmuştu. Daha sonra yine Akhisar, Karabük,Konya,Elazığ Sivas ağlarını da havalandıran Bogdan Stancu 13 gole ulaştı.

Krallıkta iddialı konuma gelen Rumen oyuncu talihsiz bir sakatlık geçirdi ve ligin son beş haftasında formasından uzak kaldı. Buna rağmen uzun süre krallık sıralamasında geçilemeyen Stancu yine de zirveye çok yakın bir isim olarak sezonu bitirdi.

Stancu 13 gole ulaştığı sezonda kendi rekorunu alt ederken takımına 8 asistlik de muhteşem bir katkı yaptı. 13 gol ve 8 asist takım içindeki gol ve asist krallığına da Stancu'yu oturtuyordu.

Stancu sıfır saha içi ego, muhteşem özverisiyle rakamların da ötesinde bir futbolcuydu. "Benim kaç attığım ya da kariyer rekorumu kırıp kırmadığım önemli değil, gol atmayı elbette isterim çünkü ben bir golcüyüm. Ama takımımın kazanması her şeyden daha önemli" diyen Stancu taraftarın gönlünde haklı bir şekilde taht kurmuştu. İleride rakibe pres yapan kaptırdığı top için kendi ceza sahasına kadar rakibi kovalayıp topu geri alan, sakatlığının el verdiği son noktaya kadar kendini zorlayan bir figür var karşımızda.

Alınacak forvet ya da hücum oyuncusu bence Stancu'ya göre ölçülüp biçilerek alınmalı bu sezon performansından sonra. Elimizde güçlü bir forvetimiz var ve hücum gücümüzü arttıracak , ona gol yollarında "yardımcı" olacak bir partner olmalı. Stancu'yu fazlasıyla anlamsız yabancı kontenjanına hapsedip rotasyona sokmaya benim gönlüm el vermez ama biliyorum ki "profesyonellik" belası her şeye sebep olabilir.

8 Haziran 2014 Pazar

Conifa Dünya Kupası'ndan Notlar


  • Şampiyon, Fransa Ligue 1'de mücadele eden OGC Nice takımının B takımı olarak da adlandırılan Nice (County of Nice) oldu. Finalde Ellan Vannin'i penaltılarda 5-3'lük skorla geçtiler.
  • Süryanilerin takımı Arameans Suryoye'nin 3. olduğu turnuvada bir önceki şampiyon Kürdistan 5.oldu.
  • Mario Balotellli'nin kardeşi Enoch'un forma giydiği Padania 6.oldu
  • Eski Beşiktaş kalecisi Thomas Myhre'nin çalıştırdığı ev sahibi olan Samiler turnuvada 10. oldu 
  • Turnuva öncesi Azerbaycan'ın katılımını engellemeye çalıştığı Dağlık Karabağ turnuvayı 9.tamamladı
  • Mültecilerden kurulu bir takım olan Darfur United 61 gol yedi ve gol atamadan turnuvayı 12. olarak tamamladı. 
  • Şampiyonada Kürdistan takımı 21 oyuncu yerine 23 kişilik kadrolarla mücadele ettiği için disiplin kuruluna sevk edildi. Tüm takımların oy kullandığı toplantıda takımlar puan silme yerine para cezası verilmesini kararlaştırdı. Bu para da zor durumdaki Darfur United takımına verildi. 
  • Turnuvadaki takımların sıralamaları:
1/ Nice
2/ Ellan Vannin
3/ Arameans Suryoye
4/ Güney Osetya
5/ Padania 
6/ Kurdistan
7/ Occitania
8/ Abkhazia
9/ Nagorno Karabakh
10/ Sapmi
11/ Tamil Eelam
12/ Darfur United