20 Temmuz 2014 Pazar

Önder Özenler Neden Başarısız Olur?


Önder Özen’in istifası kendi adıma söylemem gerekirse Türkiye’deki futbol yönetimi ve yönetici profili açısından beni bir kez daha umutsuzluğa sürükledi. Kulüplerin gerçek “sahiplerinin” kim olduğunun acı bir şekilde hatırlatılması da diyebiliriz buna. Taraftarsın, Önder Özen’e çok güvenmişsin ama mahallenin zengin çocuğu kendi kaçırdığı gollerden sonra kızıp top sahibi olmanın öz güveniyle takımın en potansiyelli oyuncusunu oyundan çıkarıyor.  Durum tam da buna döndü aslında.
Artıları-Eksileri çok tartışıldı. Bana göre artıları eksilerinden fazla ve klasik futbol geyiği olan “X takım için şampiyon olunamayan her sezon başarısızdır” klişesi de artık oldukça bayat. Kulübün içinde henüz birkaç sene önce “mal ve prestij” kaybına yol açmış bir “tüp patlaması” olmuşken ve o sırada rakipleriniz hem kurumsal hem de finansal yönden bir hayli ileriye giderken Feda ertesi sezonunda bu durum başarıdır. Tüm sezon zaten yine bir “fiili Feda” ile geçildi.
Bu sezon temel atma sezonuydu ve bence birkaç detay haricinde olumlu da geçti. Temelin üzerine de bu sezon ve sonrasında kat çıkılabilirdi ama olmadı.
Şimdi Önder Özen tarzı futbol yöneticiliğinin neden tutmayacağına dair birkaç şey sıralayalım.
-Beşiktaş’ın tek kuruşunu sokağa atmam, attırmam
Önder Özen ilk geldiği andan beri bu sözü tekrarlıyordu. Tekrarlamak zorundaydı çünkü, neredeyse boş bir kasa devralmıştı. Tüm görev süresi boyunca da bunu yerine getirmeye çalıştı. Ucuz bedellere kimi zaman geçici kimi zaman kalıcı çözümlerle transferler yaptı. Ne tek kuruşu sokağa attı ne de attırdı.
O gittikten sadece üç gün sonra okuduğumuz haberde ise “Demba Ba’yı 6 milyon Euro gibi bir bedelle renklerine bağlayan Beşiktaş, Gökhan Töre’yi de 4milyon Euro’ya takıma kattı.”
Yönetim, Önder Özen konusundaki büyük fiyaskosunu kapatmak adına “yıldız” transferlerle gündemi yönlendiriyor gibi dursa da Beşiktaş gibi bir takım için yüksel sayılabilecek bir bedel olan 10 milyon Euro 3 günde kulübün kasasından çıkıyordu. Sokağa atılmış “tek kuruşlardan” sayabilir miyiz, belki bire bir o sokağa atılmayacak tek kuruşa benzemiyor ama bunları Beşiktaş uzun vadede kaldırabilir mi, büyük soru işareti.
Çünkü Özen, bu sözleri söylemeden cümlenin başına önce “yıldız transferi olsun” diye ibaresini eklemişti. 
Transfer yöneticinin acil durumda camı kırarak devreye sokacağı ilk çıkış yolu. Bir futbol direktörü gibi enine boyuna düşünmez; takımın seri puan kayıplarını unutturmak için aklına ilk olarak transfer ya da hoca değişikliği gelir. Daha sonrası ise Beşiktaş taraftarının düştüğü “Şımart bizi başkan/Çıkart bizi baştan –ROBİNHO” pankartından ötesi olmayacak. Hatırlatmakta fayda var bu pankart Portekiz Çetesinin birer birer geldiği dönemde Yıldırım Demirören’e açılmıştı.
    
          

  -Uçakta menajer görmek beni rahatsız ediyor. Ölmeyeceğimi bilsem o an uçaktan atlarım

Fenerbahçe’nin Juan Figer’inden sonra Beşiktaş’ın da bir dönem Jorge Mendes’i oldu. Bu iki ismin ortak yönü iki kulübe, menajerlik yaptıkları futbolcular vasıtasıyla bir Düyun-u Umumiye edasıyla ipotek koymaları. Fenerbahçe’de Aziz Yıldırım’ın bir anlık kızgınlıkla da olsa yolunu ayırdığı ve “bir daha futbolcusunu almama” kararı işe yaradı ve Fenerbahçe de o dönemki çeteden kurtularak bir nebze olsun rahatladı. Beşiktaş’ta ise Demirören’in taraftarı “şımarttığı” dönemlere denk düşüyor kulübün anahtarlarının Mendes’e verilme dönemleri. Julio Alves’i Atletico Madrid’in B takımında dahi tek maça çıkmadan 3milyon Euro’ya İstanbul’a getirmek başka nasıl açıklanabilirdi ki?
Önder Özen bu süreçleri bilen ve dışarıdan oldukça iyi gözlemleyen biri olarak önce bu değirmenin suyunu kısmak istemişti. Mendes’le ilgili pek bir tasarrufta bulunması gerekmedi, çünkü kulüpte kasanın durumunu en iyi bilenlerden biri de Mendes’di. Hali hazırda kulüp içinde bulunan futbolcuları haricinde pek bir ortalarda gözükmedi.
Mendes’den bağımsız olarak söylemek gerekir ki menajerler; Özen’in olduğu ortamda ellerini kollarını sallayarak antrenman ziyaretleri, futbolcu ile tesis içi kısa yürüyüşler ya da yöneticilerle tesislerde bir araya gelmeler konusunda sıkıntıya düşecekti. Ki onun olduğu ortamlarda dahi takım uçağına bir şekilde binebilen menajerlerin bu kısıtlamaları hoş karşılamayacağı bir gerçek.
Şimdi ne olacak peki? İş bilmez ya da iş bilen fark etmez, futbolun içinde menajer menajerdir; takımla yakından ilgilenecek, yöneticilerle iyi kötü ilişkiler kuracak ve transferde elini nereye atarsan bir bakacaksın altından bu menajer arkadaş çıkacak!
Önder Özen’in varlığı bunların önünde ufak da olsa bir engeldi!

-Siz Tanrı parçacığı mısınız? (Özen’e ilk basın toplantısında sorulan bir soru)

Önder Özen, büyük umutlarla gelmişti. Taraftarlar geçtiğimiz sezonun sonunu çok bekledikleri bir transfere, şampiyonluğa gün sayar gibi beklemişti. Bu da haliyle “belli çevrelerde” “belli rahatsızlıklara” yol açtı. Spor basınında da tetikçilik meşhurdur. Birinin vasıtasıyla soru sorma ya da birine şirin gözükmek için soru sorma sık sık rastlanan durumlardan. Erdoğan Demirören’in “nasıl girdim bu işe ya, kim için” diye telefonlarda ağladığı gazetelerinin birinde çalışan bir “basın emekçisi” sormuştu bu soruyu!
Basın mensupları Beşiktaş’ın tesislerinde kulübe futbolcu önermekten tutun da muhtemel hatta maça çıkacak 11’i rakip kulüp başkanlarına iletmeye kadar birçok meziyet sunmuşlardı. Yine kadro dışı kalan futbolcuların yakın dostları da çok şikayetçiydi Önder Özen’den. Bu nedenle bazı basın mensupları ilk cümlelerde bahsettiğim taraftarın gün saymasına eş değer şekilde gideceği günle ilgili papatya falları eşliğinde gün sayıyordu. Önder Özen’in gidişi biraz da bu “gazetecilere” yarayacak. Yine akıllarındaki oyuncuyu yönetime sunacaklar, belki yine takımın ilk on birini rakip kulüp başkanlarına iletecekler ve en muhtemel olanı da kadro dışı kalmış arkadaşlarını affettirebilecekler.
Zaten bu gazetecilerin içeriden haber alabildiği ve “özel haber” diye bize haber kakalamasında ön ayak olan yönetici dostları da vardır. O yönetici dostlarının istemediği , ricacı olduğu şeyleri yazmazlar; yine o yöneticilerinin istediği şeyleri de yazarlar. Gerçek olmasına doğru olmasına gerek yok, “siz bir yazın kamuoyu ne tepki verecek bakalım” diye bile yazdırılır çoğu zaman!
Kulüp medya sorumlusu pozisyonu ile ilgili bile yöneticilerin sunduğu isim ve Önder Özen’in sunduğu isim diye bir kriz çıkmıştı.
Özen sonrası bu alanda da yöneticilerin dizayn edeceği bir medya alanı olacak. Yöneticiler gazetede/televizyonda  görünmeyi çok severler. Onlarla yapılan kısa bir röportaj bile “prestijdir” onlar için. Çekilen toplu fotoğraflarda gözleri kapalı çıkmamalı, arka taraflarda kalmış olmamalı ve en önemlisi de başkana ya da yeni transfere yakın olmalılar. Bu tarz nazları da yine yakın dostları olan gazeteciler çekebilir sadece.

-Sistem buysa, biz bu sistemi yıkarız!

Son olarak şunu söylemek gerek, her ne kadar yıllardır bu futbol düzeninde olsa da Önder Özen sistemin hep bir şekilde dışında kalabilmiş bir profil çizdi. Menajerlere soğuk bakmasını kendi “geri kafalılık” olarak adlandırsa da aslında doğru olandı. Gittikçe endüstrileşen sisteme adapte olmak istemiyordu. Menajerlerin futbol unsurlarından birinin dahi önüne geçmesini kabullenemiyordu.
Yine sistemin ve otoritenin düdüğü olan hakemlerle de derdi vardı. Çalınan puanlara , şampiyonluk yarışında alınan yaradan çok futbolcularının emeği perspektifinden bakan Önder Özen bu çıkışı da yine bir hakem etkisi olan maçtan sonra yapmıştı.
Bunu genişletmek mümkün, yani sistem dediğimiz şeye yukarıda da saydığımız bir çok şeyi katabiliriz. Menajerler, basın, iş bilmeyen yöneticiler vs.
Önder Özen artılarının çok olduğu bir görev süresi geçirdi ve sistemi yıkmak adına umut aşılasa da çarkların buna kolay kolay izin vermeyeceğini gördü, gösterdi.
Şimdi iş biraz da Beşiktaş taraftarına düşüyor. Demba Ba transferi gibi gelebilecek birkaç isimle yeniden “şımart bizi başkan” seviyesine düşülürse hem Önder Hoca’ya hem de besledikleri o ümitlere yazık olur, ayıp edilir.

Evet sistem bu maalesef ve sistem buysa Önder Özenler de yine maalesef başarısız olmaya mahkum. Arsada güzel olan bir şeyi zaten borsaya endekslersen Önder Hocalara da pek yer kalmaz. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder