11 Ağustos 2013 Pazar

Spora Sizin Siyasetinizi Karıştırmayın

Süper Kupa maçı süreciyle hırçınlaşan bir iktidar görüyoruz. İktidarın "spor" bakanı olabildiğince tehditkar olabildiğince tuhaf sözleriyle spora siyaset bulaştıran "bedel öder" diyor. Tribünlerin aslında bir nevi ödemeye alışkın olduğu bir şey olsa da bakanımız durduramıyor kendini, bir nevi virajı alamama haliyle hapis tehdidi de ekliyor.

Bu sene ilk tehdidi Beşiktaş tribünleri aldı. Tehdidin içeriği şu "Recep Tayyip Erdoğan stadında siyasi slogan atamazsınız". Nerede? "Recep Tayyip Erdoğan" stadında... Beşiktaş'ın RTE Stadında oynamasının nedenine bakınca da ; "İnönü" Stadyumunun yenilenmesini görüyoruz. Beşiktaş aslında RTE yerine bir başka "büyüğümüzün" adının verildiği "Şükrü Saraçoğlu" Stadında oynamak istemiş ama taraflar anlaşamayınca olmamıştı. Bu paragrafta tek bir siyasi cümle yoktur(!)

Gezi Direnişi sırasında morali bozulan ve ruhen ve bedenen fazlasıyla yıpranan şefi eğlendirmek için düzenlenen mitingleri hepimiz hatırlıyoruz. Şef izin verse "Taksim'i gidip ezecek" olan kitleden bahsediyorum. Bu mitinglerin Ankara ayağında şef kendisini karşılayanlara yanında Melih Gökçek ve boynunda sarı lacivertli Ankaragücü atkısıyla selam çakmış, esip gürlemiş ve tehditlerini sıralamıştı. Şef, gündelik olarak sokakta Ankaragücü atkısıyla dolaşan biri olsa bu tuhaf karşılanmazdı ama taraftar potansiyeli olarak geniş bir kitleye seslenen bir şehir takımının atkısını takmanın bambaşka bir adı vardı.

Yine seçim sürecinde hangi parti lideri nereye giderse boynunda çeşit çeşit atkı görürüz. Bu sadece iktidara ait bir özellik değil, muhalefet de yapıyor. En zoru da Adana-İzmir gibi şehirlere gidildiğinde yaşanıyor. Adana Demirspor ve Adanaspor atkılarını bir arada takmak zorunda kalan siyasiler bu kez de "hangi atkı altta kaldı hangi atkı üstte kaldı" tartışmalarıyla yoruluyor. İzmir'de ise birden fazla takım olduğu için "İzmirgücü" atkısıyla çare bulunuyordu.

Yine 90lı yılların çatışmalı ortamı, skor tabelasına dönen ölü sayıları ile spora sirayet etmekte gecikmiyordu. Dönemin milliyetçileri ve milliyetçileştirilmiş kitleleri tribünlerde her çatışmadan sonra İstiklal Marşı söylüyordu. Sonra bu alışkanlık devlet tarafından sahiplenildi ve önce stat hoparlöründen marş okutuldu ardından hep birlikte "Kahrolsun PKK" diye bağırıldı. O zaman kimse ne marşın söylenme amacına ne de birilerinin birilerine "kahrolsun" demesine siyasi diye bakmadı.

Ya da son zamanlarda özellikle alt liglerde başlayan zaman zaman Süper Lig'e de uzanan kulüp transferlerinde bakanların imzasını görmek mümkün. Suat Kılıç bizzat Samsunspor transfer komitesi olarak çalışıyor adeta. Göztepespor başkanı geçtiğimiz sezon bir transfer girişimi ile alakalı, "transferi bitirme noktasına geldik ama Bakan aradı, çekilmemiz için ricacı oldu. Biz de direnemedik" demişti. Mersin İdman Yurdu'nun transfer komitesindeki en cevval isim de şüphesiz Zafer Çağlayan... Transferlerin imza törenlerinden, pazarlıklarına kadar sayın bakanımızı her yerde görmek mümkün.

Bir zamanların "genç, ümit vaat eden golcüsü" Sercan Yıldırım da Urfaspor'a transferinde bakanlarımızdan birine teşekkürlerini sunmuştu.

Bu arada Kasımpaşa'nın lig basamaklarını tek tek çıkışı da ayrıca "spora siyaset karışmasın" dalında araştırma konusudur.

Sorun aslında siyasi slogan atmak ya da spora siyaset karıştırmak değil. Sorun slogan diye ne attığın, siyaset diye spora ne karıştırdığın? Mesela siyasi slogan atma dedikleri çArşı, "Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez" diye bağırırken çok da rahatsız değillerdi.

"Spora benim siyasetimi karıştırırsan eyvallah, ama benim karşımdaki siyaseti karıştırırsan olmaz" demenin ima edilişi bu. Aslında imada kalmadı ortada artık her şey açık açık yapılıyor. Bu gün Süper Kupa'da taraftarlar "Re-cep Tay-yip Er-do-ğan" diye heceleye heceleye slogan atsa ne Suat Kılıç rahatsız olur ne kıymetli ses tonu gerilir. Ne de şefin, bakana verdiği ödevde bir eksiklik meydana gelir.

Bu akşam kişi başına bir polis de düşse, tepede skorskyler de dolaşsa protesto olacak. PSV ile Salzburg maçlarında Fenerbahçe tribünlerinde nasıl olduysa, Çaykur Rize ile oynadığı maçta Beşiktaşlılar nasıl "her yer direniş her yer Beşiktaş" diye bağırdıysa, nasıl Konyaspor  maçında Gençlerbirlikliler "Siyasi Slogan" diye bağırıp "gol ata gol ata kazanacağız"  diye bağırdıysa bu maçta da olacak. Televizyonlar sesi kıssa da coplar elde hazır tutulsa da olacak.

Bedel öderler kısmına gelince de tribünler ve halk "bedel ödedi" artık "bedel ödetecek" konuma yükseldi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder