29 Temmuz 2013 Pazartesi

E Bilet ve Futboldaki Devlet Terörü

Son yıllarda en çok tartıştığımız mesele devletin takınmış olduğu güvenlik terörü… En ufak bir eylemden, basın açıklamasından dış güç bulan devlet aklının güvenlik terörüyle var olması çok da garip değil aslında.

Güvenlik terörünün kendini gösterdiği bir alanda futbol sahaları özelinde spor müsabakaları oluyor. Tenis müsabakasında yuhalanan, küsen bakanları da gördük, stat açılışında yuhalanan başbakanı da… Sırf bu tarz can sıkıntılarıyla karşılaşmamak adına Akdeniz Olimpiyatlarında tüm biletleri alıp ilçe teşkilatlarıyla “WhiteSea” Olimpiyatlarının açılışını yapmışlardı.

Gezi Direnişi sırasında ülkenin her bir yanında formasıyla arzı endam eden taraftarlar direnişin de ön saflarında yer almıştı. Çarşı’nın ön plana çıktığı eylemlerde herkesi görmek mümkündü. Başbakanını gönülden seven Genç Fenerliler haricinde Fenerbahçelilerin büyük bölümü, Galatasaray’dan Tek Yumruk taraftar grubu, Ankaragücü Sokak, Gençlerbirliği Kara Kızıl, Adana Demirspor tribünleri, Göztepe-Karşıyaka taraftarları el ele bu kavganın içinde yer aldı. Hatta Güvenpark’ta Che atkılı Kasımpaşa formalı birini de görmüşlüğüm var, tüm o Kasımpaşa algıma karşıt olarak. Ve aklıma gelmeyen bir çok taraftar grubu daha meydanlardaydı.
Bunun ilk meyvesi de Fenerbahçe-PSV maçında tribünlerin kendiliğinden gelişen bir refleksle attığı “her yer Taksim her yer direniş” sloganı oldu. Tribünlerde bunu sık sık görmek mümkün olacak lig içerisinde , polis tarafından karşılığıyla beraber tabi ki.

Sosyal medyada dolaşan bir videoda polis “biz dört gözle Beşiktaş’ın maçını bekliyoruz” derken tam da bu özlemden bahsediyor. Beşiktaşlılar kadar takıma hasret kalmış büyük bir meslek grubu var yani.
Tribünlerde geçtiğimiz sezonun son dönemlerinde artan bir polis şiddetini gözlemlemek zaten mevcut. Beşiktaş-Gençlerbirliği maçında polisin keyfi olarak havaya ateş açarak başlattığı olaylar ile Fenerbahçe taraftarının Çağlayan Adliyesi önünde ve stat çevresinde her adımda maruz kaldığı şiddet ve sesini duyurmakta güçlük çeken “alt liglerde” her an polis copu gölgesinde izlenen goller bunların habercisiydi zaten. 

Direnişin ilk gününden itibaren ülkenin her stadı polisin rövanş hayalini süslüyor. O rövanşı da orantısız ve canice alabilecek güçteler “elhamdülillah”! Eline kan bulaşmış adam bir daha kan bulaşmasından çekinmez bu acı gerçeklikle bunlara yapılan hükümet katkısına bakalım. Şiddetten farklı bir şekilde hükümet de “akıllı ol sopa geliyor” uyarısına yani…

E Bilet uygulaması geçen yıl gündeme gelmiş ama statların el verişsizliği nedeniyle bir başka bahara ertelenmiş bir proje. Bu sezon uygulanması da pek mümkün gözükmüyor. Çünkü bir çok takım kombine biletlerini satışa sundu ve bu biletleri  bitirme noktasına gelenler dahi oldu. Ama Fenerbahçe maçından sonra gözüne uyku girmediğini düşündüğümüz “yetkili bir abiye benzeyen” kişiler “bu sene uygulansın” emrini verdi. 

Cumhuriyet’in haberine göre RTE “2013-2014 sezonunda uygulansın” diyor. Statların el verişsizliği halen eldeki tek veri iken hukukçulara göre bunun hukuksal alt yapısı da henüz ortada yok.

Ligler 17 Ağustos’ta başlıyor ve “uygulayın” denen tarih Temmuz sonu. Statların alt yapısının yetişmesi mümkün değil. Bunu tüm biletlere yayan ülke ise şu an yok! Yani RTE yine bir ilk peşinde. İspanya,İtalya,Macaristan ve İngiltere kısmi olarak uyguluyor ama tam olarak geçme cesaretini gösterebilen henüz yok.

Bayern Münih ve Barcelona bunu uygulamaya çalışan ama maliyet yüksekliğinden dolayı vazgeçen iki kulüp olarak önümüzde canlı örnek teşkil ediyor. Ama vatandaşını “göz altına” almayı , baskı uygulamayı, sindirmeyi her şeyden çok seven devlet “kaz gelecek yerden tavuk esirgemeyen” uyanıklıkla “muhalif sindirilecek yerden parayı esirgemiyor”.

Bu sistem fişlemenin diğer adı olurken, elde edilen verilerin ne zamana kadar TFF’nin ve onun hizmet ettiği kurumların elinde olacağına dair net bir bilgi yok! “Maç izlemek 90 dakika sürer fişlenmek bir ömür” diye sözlere başlayabiliriz yani.

E Bilet , hükümeti protesto edeni anında bulmaya yarayan bir uzaktan kumanda olarak görülüyor hükümet tarafından. Diğer saha olayları, tribün olayları pek de umurunda değil aslında. Umurunda olsa ciddiyetini Beşiktaş-Gençlerbirliği maçında olayların fitilini ateşleyen polisler cezalandırılırdı.

Bu güvenlik paranoyasının ilk adımını Süper Kupa finalinde gördük. Oy potansiyeli olarak AKP’nin üstün olduğu Kayseri ili seçilirken, tribünlere de pankart ve davul yasağı getirildi. Gezi Direnişi sırasında sokakları dolduran bir il olan Kayseri, o gün yaptığı eylemlerle “size burada da rahat yok” mesajını gönderirken, devlet de “ne olur ne olmaz” yasaklarıyla güç gösterisi yapıyor. Davul yok, pankart yok ama hala insanların dillerini kesecek kadar cüret edemediler. Zaten Fenerbahçe – PSV maçında slogan atanlar dererini davulla pankartla anlatmamışlardı.

Son tahlilde taraftara cop, gözaltı, baskı olarak geri dönecek olan bu e bilete “sözde” ultras gruplarla değil, Gezi’de olduğu gibi tüm taraftarların dayanışmasıyla karşı çıkılabilir. Centilmence oynanacak bir voleybol maçına gelen rakip taraftarı, “seyirci yasağı var şunları çıkartır mısınız?” diyerek polise şikayet eden taraftar gruplarıyla olmadı, olmayacak.


Yani bize düşen yine  “ya hep beraber ya hiç birimiz” yolundan devam etmek! 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder