26 Mayıs 2013 Pazar

Gençlerbirliği Sezon Değerlendirmesi - 2

Tek Maçla Gelen Bahar ve Aranan Golcünün Bulunması

İkinci yarı Antalya deplasmanında başlıyordu. İlk yarıda oynayan ideal 11’de tek değişiklik vardı: Lekic-Vleminckx.

“Maç başlar başlamaz” sıfatını kullanmanın hiçbir abartı taşımadığı bir an yaşandı. 4.dakikada skor 2-0 olurken gollerin isminde Björn Vleminckx yazıyordu. 28.dakikada da Misak-ı Milli sınırları içindeki en erken Hat-Trick performanslarından birini izliyorduk.

Maç 5-3 biterken Björn 4 gol atıp bir golü de rakibinin kendi kalesine göndermesini sağlıyordu.  Lekic’in 17 maçta attığı 2 gol ve Vleminckx’in 90 dakikada attığı 4 gol!
“Aranan” golcü bulununca ilk yarıda 11.tamamlanan lig bambaşka bir hal almıştı. Hedef daha da yukarılardı. Her ne kadar taraftar Avrupa Ligine katılım diye güzel niyetler sayıklasa da Fuat Çapa hedefi belirlemişti: Geçen sezon alınan 49 puanı geçmek…

Ardından Ankara’da kötü futbolla, o dönemler “yenmeyeni dövüyorlar” denilen ama sonra filmlere konu olacak bir direnişle ligde kalan Akhisar’ı 1-0 yenmek de moralleri bozmamıştı. Futbol adına sahada hiçbir şey koyamayan takım 3 puanı almanın sevinciyle yoluna devam ediyordu.

Orduspor’da Ramazan’ın abartısız bir şekilde orta sahadan, Eskişehirspor maçında da orta saha yuvarlağının biraz önünden yediği iki golle alınan iki mağlubiyet uyandırma servisi görevi görüyordu.
Bu mağlubiyetlerin ardından takım tekrar 11.lige geriliyordu. Şunu da eklemek gerek Orduspor ikinci yarıda sadece 2 galibiyet alabildi. Bunlardan biri düşme hattında mücadele ettiği Karabükspor diğeri, taraftarın Avrupa hedefi, teknik direktörün 49+ puan dediği Gençlerbirliği oluyordu.

Sezonun Ütopyası: İstikrar

Takımdan bağımsız şekilde golcülüğü sorgulanan Björn’ün yeniden sahne alma vakti geliyordu.  MİY maçında Vleminckx golle yeniden buluşurken, o haftaların eleştirilen isimlerinden Jimmy güzel bir gol atıyor. Oyuna ikinci yarıda giren Zec ise kulübün 1000.golüne imza atıyordu.

Zec kenarda oturduğu maçlarda klasikleşen oyuncu değişikliği hamlelerinde sebebi nedendir bilinmez Ekigho’dan sonra geliyordu. Takımın gole ya da baskıya ihtiyacı varsa Zec değil Ekigho giriyordu. Bu maçta ilk kez sıralama bozulunca güzel bir 1000.gol izliyorduk. Ekigho’yu Kırmızı Kara forma ile ne kaleci ile karşı karşıya pozisyonda gördüm ne de öyle bitiricilikten bir izlenim bırakıyordu.
Sezonun bir bölümü de 60-65 arasında giren Ekigho’lu oyuncu değişiklikleriyle de geçiyordu. Neyse ki vazgeçilebildi.

MİY’in de aslında bir yalancı bahar göstergesi olduğu başka bir gerçekti. Lig tamamlandığında ligin dibine demir atmış MİY’in galibiyet sayısı ikinci yarıda sadece 1, sezon sonunda da 4’tü.

Ardından Kayserispor karşısında iyi oyuna rağmen alınan mağlubiyet üzüntü veriyor ama ümit vaat etmeye devam ediyordu. O maçta özellikle ikinci yarıda oyuna dahil olan Azo ve Zec bu takımın vazgeçilmezleri olduklarını kanıtladılar. Zec’in kariyerinde en çok gol attığı takım olan Kayserispor’a bir gol daha atması için 3 önemli fırsat daha çıkıyor ama rakip kaleci devleşince kalede görülen tek pozisyonun gol olması sonucu 3 puan Kayseri’de bırakılıyordu.

Mart Ayı Puan Ayı

1 Mart’ta içeride düşen bir başka takım olan İBB ile 0-0 biten maçtan kalan tek şey “Azo onu nasıl kaçırır?” sorusuydu. Fırat Aydunus’un kendisine arkadan omuz atan İBB’li oyuncu yerine Zec’i oyundan atmasının dışında herhangi bir özetlik görüntü de çıkmamıştı.

8 Mart’ta ise Galatasaray deplasmanına çıkılıyordu. Kayseri’de Tosic’in yokluğunu solda kapatan Serkan Kurtuluş bu kez Cem Can’ın yerine sağ bekteydi.

Yavaş yavaş form tutmaya başlayan Tomic de ilk on birde yer alıyordu. İlk yarı tarihi farkı kaçıran Galatasaray kimi zaman beceriksizliğine kimi zaman da Ramazan’ın reflekslerine-kurtuluşlarına yenik düşüyordu. Boş kaleye kaçan iki pozisyonu futbolda herhangi bir terimle açıklamak mümkün bile değil.

İkinci yarı ise biraz daha toparlanmış bir Gençlerbirliği sahadaydı. En azından 11 kişi ile kendi ceza sahası etrafında toparlanmış değil de; Jimmy ile Tomic ile kanatlardan çıkmaya çalışan bir Gençlerbirliği vardı.
Maç içinde akılda kalan rakip performanslarından biri de Eboue’nin abartılı ve gereksiz yere yatışları oluyordu. 60.dakikada Tomic sağdan ortaladığında yine yerde olan Eboue, Vleminckx’in golünü de en düzgün açıdan izleme şansına sahip oluyordu.

Maçın son dakikalarında doğru Özgür Yankaya’nın şapkadan çıkardığı penaltı ise Türkiye futbolu ve hakemliği için utanç anıydı. Özgür İleri’nin dokunmadığı Drogba’nın kendini yerde bulması ile “sebep arayan” hakem sebebini bulmuş ve penaltıyı göstermişti.

Çilek transferlerle gündemi işgal eden ziraat sever Galatasaray’ın patates tarlasını andıran stadı penaltının kaçmasını sağlayınca golden sonra geceye damga vuran hareket zemini eğilerek alkışlayan Tosic’den geliyordu.

16 Mart ise Gençlerbirliği’nin 90.yılını kutladığı haftanın finali gibiydi. Karabükspor karşısında son dakikaya kadar mücadele eden takım 90.dakikada yine Vleminckx’in golüyle 3 puanı alıyor ve Galatasaray galibiyeti ile başlayan kuruluş haftasını Karabük galibiyeti ile tamamlıyordu.

Bu  puanlarla Gençlerbirliği 6.sıraya kadar yükselerek 4. Kasımpaşa ve 5. Bursaspor’un 3 puan gerisinde kalıyordu.

“Beraberlik Benim Karakterimdir”

Herhangi bir takım eğer golü erken bulup 1-0 öne geçerse bu onun için avantaj sayılabilir. Ama söz konusu takım bu sezonki Gençlerbirliği olunca işler hiç de öyle olmuyor.

Elazığ karşısında 16.dakikada Ante’nin attığı gol bitmek tükenmek bilmez bir Gençlerbirliği savunması ve Elazığ baskısına dönüşüyordu. Ha geldi ha gelecek diye beklenen gol de er yada geç maçın sonlarına doğru gelince bir beraberlik daha geliyordu. Mart ayını mağlubiyetsiz 2 galibiyet 2 beraberlikle kapatan Gençlerbirliği üst sıralara yakın bir yerdeki konumunu devam ettiriyordu.

Ardından gelen Antep ve Sivas beraberlikleri de Gençlerbirliği’nin unvanını sonuna kadar hak ettiğini kanıtlıyordu. 

Bu üç beraberlikte öne geçilen maçlarda bağıra bağıra gelirken tribünlerden de “bu iş böyle gitmez” sesleri yükselmeye başlıyordu. Maç sonlarında Fuat Çapa’ya öne geçilen maçlarda neden geri yaslanıldığı sorulduğunda “Yaslanmıyoruz, rakipler mağlup durumda olduğu için mecburen gol arıyorlar, baskı kurmaya çalışıyorlar. Bu gayet doğaldır.”diyordu.

Gençlerbirliği bu oyunuyla ilk dakikada gol bulsa 90 dakika savunma yapacak bir takım kimliğine bürünüyordu. Artık golü atıp geri çekilmek kimliğine takım genetiğine yansıyacak bir olumsuz örnek olabilecek seviyeye gelmişti.

Ah Bu Galibiyetler de Olmasa…

Tıpkı İBB maçında oynanan oyunun benzeri Sivas’ta oynanarak Fenerbahçe maçına gelinmişti. Hafta içi Mustafa Kaplan haberleri duyulmuş Fuat Çapa da “profesyonelce” bir açıklama yaparak “doğaldır, onlar da ben de görüşebilirim başka takımlarla, isimlerle” demişti. Hoca polemikleri altında geçen haftanın sonunda maça Ahmet Çalık sürprizi ile çıkıyordu takım.

Curri ve Ante sakattı. Sivas maçında stoper oynayan Özgür’ün orta saha gücünden yararlanmak isteyen Fuat Çapa mecburen Ahmet Çalık’a şans vermişti. Ahmet de ilk profesyonel maçında harika bir performans sergileyerek Webo’ya adım attırmadı. Önce Aykut’un kafasıyla ardından Türk Telekom’un dejavusu şeklinde Tomic’in ortası Björn’ün kafasıyla maç 2-0 bitiyor Fenerbahçe şampiyonluktan oluyordu.

Gençlerbirliği ise 6.sırada yer alıyor ve Avrupa Ligi için Bursaspor ile puan farkı 6’da kalıyordu. Fikstür ise tamamen Gençlerbirliği’nden yanaydı. Avrupa Ligine gitmek için bire bir rakipleri ile oynayacaktı. Kasımpaşa ve Bursaspor ile final niteliğinde maçlar olabilirdi.

Avrupa Liginden küme Hattının Üstüne
Trabzonspor maçındaki kötü oyun ve olağan mağlubiyete kimse şaşırmadı. Ütopyası istikrar olan bir takım için hayli olağan bir durumdu. “Avrupa olmayacak” düşüncesi kesinleşince 5.lik de bir hedeftir denilerek “hedef 5.lik” dendi.

5.lik için de rakip Kasımpaşa ile içeride final niteliğinde bir maç olacaktı. Ama hepsi maç öncesinde kaldı. Maçın içinde uzun uzun esnemelere yol açan iki takımın oyunu 0-0 biterken Gençlerbirliği 5.liğe Kasımpaşa da Avrupa hedefine veda ediyordu.

Ardından tek pozisyon dahi bulunamayan Şeref Bey stadının veda maçında alınan 3-0’lık mağlubiyet ve Bursaspor’un A2 destekli takımı ile içeride alınan 2-2’lik beraberlik 5.likten bahseden, 49+ puandan bahseden takımı 45 puanla düşme hattının biraz yukarısına 11.liğe getiriyordu.


İstikrarsızlığın istikrarını izlediğimiz sezonda geriye kalan birkaç güzel anıdan, bir elin parmağını geçmeyecek kadar iyi futbol oynanan maçtan başka da bir şey değildi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder