9 Nisan 2013 Salı

Altyapı Oyuncuları ve Taraftarlık...

Düne kadar eminim çok büyük bir çoğunluğumuz Osman Talha Kotaran'ı tanımıyorduk. Öğrenmemizde hiç de hoş bir vesileyle olmadı. Bursaspor'un kendi evinde ağırlayacağı Beşiktaş maçı öncesi Twitter üzerinden "Fernandes'i izlemeye gidiyorum, gol atarsa VİP'te bağırmam umarım" diye bir mesaj geçince olanlar oldu.

Sosyal medyadan başlatılan linç sonuç verdi ve Bursaspor Osman ile yollarını ayırdığını duyurdu ve olay "tatlıya (!)" bağlandı.

Aslında meseleye baktığımızda bu sadece Bursaspor'da yaşanmış ya da yaşanması muhtemel bir olay değil. Futbolun İstanbul tahakkümünde olduğu tekrar tekrar yazıp anlatılamayacak kadar ortada. Şehrinin takımını tutmayan annelerin babaların yetiştirdiği çocuklar da çok "ters" bir şey olmazsa şehirlerinin takımlarını zaten tutmuyorlar.

Adana,Bursa ve Eskişehir gibi iller görece şehrin takımının daha üstün tutulduğu yerler diyebilirim.  Ama orada da İstanbul takımlarının taraftarı teraziye vurulduğunda bu takımlarla ya kafa kafaya ya da üstün gibi duruyor maalesef.

Soru aslında şu; alt yapıda oynayan bir futbolcunun ya da o takımda oynayan bir futbolcunun o takımı tutması, taraftarı olması şart mı? Duygusal olarak bakıldığında evet, şart! Ama profesyonel düşününce bunun hiç bir esprisi yok! Takımların birbirinden oyuncu transfer ettikleri bir sistemde kimse kimseden bir Giggs'lik Rıza Çalımbay'lık beklemesin. Onlar kolay çıkmıyor...

Avrupa'nın herhangi bir kasabasından gelen bir oyuncuya takımınızın tarihini, kültürünü anlatamazsınız. Anlattıklarınız da genel itibariyle yüzeysel olur. Ama şehrinizde büyüyen bir çocuğa bunları çok daha kolay anlatabilirsiniz. Sizin öğretemediğiniz, geliştiremediğiniz aidiyet duygusunu bir çocuğun duygusal refleksine kestiğiniz ceza ile kapatamazsınız. Ortada bir suç varsa bir başka takımı tutmak suçsa ya da bir şeyi sevmek suç olabiliyorsa orada bulunan sorumluları da rahat bir şekilde suçlayabiliriz.

Osman bu sezon A2 takımıyla 6 maça çıktı ve bu 6 maçta da sonradan oyuna girerek kısa süreler aldı. Yeteneğine karar vermek zaten bize düşmez ama kulüp için vazgeçilmez bir oyuncu değil buradan bunu görebiliyoruz. Yani onu harcamak, onun üzerinden ego gösterişi yapmak da zor olmaz, olamaz. Peki şöyle bir senaryo düşünelim...Bursasporlu oluşundan gram şüphe duymadığım Enes Ünal malum gündemi bu sıra epey meşgul ediyor. Verdiği bir röportajda hedefleri arasında "İstanbul takımlarından birinde oynamak" diye bir şey iliştirse silip atarlar ve İstanbul takımlarının kucağına mı yollarlar dolaylı olarak yoksa görmezden mi gelirler ya da satıp para kazanmaya mı çalışırlar?

Para kazandığın bir takımda rakibi tutmak gol atsın diye totemler yapmak, methiyeler düzmek elbette şık durmuyor olaya taraftar penceresinden bakınca ama şu hali de pek insani durmuyor.

Kolay lokma üzerinden büyük ego oyununa kurban giden Osman sadece küçük bir örnek. Twitter üzerinden bir araştırma yaptığınızda kulüplerin alt yapısında oynayan oyuncuların tuttukları takımları lig maçlarında nasıl açık ettiğini zaten göreceksiniz.

Osman artık bundan sonra hangi takıma giderse gitsin Beşiktaşlılığı ile bilinecek...Belki de hiç bir takıma da gidemeyecek başlatılan linç onu futbol dahil bir çok şeye küstürecek. Değer miydi, değmezdi. Cruyff "futbol basit oyundur..." diye başlayan cümleyi kurarken eminim bu kadar da basit olabileceğini düşünmemiştir!



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder