18 Mart 2013 Pazartesi

Kırmızı Kara'da Son 5 Hafta...

İkinci yarının ilk dört haftasının ardından ikinci bir beş haftalık değerlendirme olacak bu yazı. Eskişehirspor'a içeride kaybedilen maçın ardından ite kaka ilerliyor gibi duran ardından ilerlediğini kanıtlayan maçlar çıkaran Gençlerbirliği bu seriye MİY maçı ile başladı.

MİY maçında oyuna hakim olan Gençlerbirliği, Jimmy Durmaz'ın biraz hareketlendiğinde takıma neler katabileceğini gördü. Sol kanattan yaptığı bindirmelerin yanı sıra serbest vuruştan attığı gol onun hakkındaki tüm söylentileri bir müddet olsa dindirecekti.

Yine MİY maçında oyuna dahil olur olmaz topla buluştuğu ilk anı golle taçlandırıp takımın 1000. golüne imza atan "doğum günü çocuğu" Zec de adeta "beni unutmayın" diyordu. Umutların yeşerdiği bir maç olarak da MİY maçını rahatlıkla yazabiliriz. Şu an her ne kadar ligin dibine demir atmış olsa da o hafta için çok önemli bir galibiyetti bu.

Ardından Kayseri deplasmanı geldi. Burada etkili olan taraf, golü koklayan taraf Gençlerbirliği'ydi. Ama dünyanın kendisiyle eş değer bir değeri olan futbol adaleti o gün yine olabildiğince adaletsizce kendini gösteriyordu. "Duran toplar maçın kaderini belirleyecek" diyen Fuat Ç. 'yi haklı çıkarırcasına yenen gol ile 1-0 mağlup dönülüyordu. O maçta ikinci yarı oyuna giren Zec ve Azo ise "bu maça neden ilk 11'de başlamadık ki" diye soruyordu adeta futbollarıyla. MİY maçının yıldızı Tomic bu kez biraz tutuk kalmıştı ve Azo girene kadar orta sahadan ileriye tek olumlu pas gidememişti. Vleminckx ise bulduğu pozisyonlarda kaleci Ertuğrul'un ekstra performansına takıldı her seferinde.

Ertesi hafta bu mağlubiyeti telafi edecek çok güzel bir fırsat gelmişti. İBB ile Ankara'da oynanacak maç ilaç gibi gelecekti. Rakip ve hakemin İstanbullu olması küçük bir ayrıntı gibi gözükse de 20. dakikada işin rengi belli olmuştu Aydınus'un kartlarından ve faul dediği pozisyonlardan... Tempoyu arttırmaya çalıştığı anda Aydınus'un çelmelerine takılan Kırmızı Karalılar maçın sonlarında Tomic'in düşürülmesinde penaltı beklerken , Tomic'e sarı, Zec'e ise kırmızı kart ile pozisyondan dönüyordu. Zec'in dokunuşuna kırmızı diyen Aydınus Efe'nin omuzunu ise hissetmez görmez bir tavırla maçı sonlandırmıştı.  0-0 biten maç moralleri biraz daha bozuyordu. Bu maçlar olmayacaksa hangi maç olacaktı. Haftaya da deplasmanda Galatasaray...

Galatasaray yeni ayakkabısı ile maça gelmiş zengin çocuğu gibiydi mahallenin... Bu olguya bağlı üstten bakışlar, havalar, böbürlenmeler vs. Şans vermiyordu kimse Gençlerbirliği'nin kazanması adına, ne kadar geçerli bir istatistiktir bilmem ama ülkenin yasal bahisçisi bile Galatasaray 1,05 deyip kestirip atmıştı.

Ama adeta ikinci bir Konstantinapolis direnişi izliyorduk. İlk yarı tek kale bir maç neredeyse tek kişilik bir kaleci direnişi ile geçiyordu. Sonrası ise takım halinde bir direniş... Rakip neredeyse tanklarıyla toplarıyla geliyor olmuyordu. İkinci yarı oyunu dengelemiş gibi gözüken Gençlerbirliği ise "geliyorum" diyordu. Yine böyle bir anda Tomic ortalıyor , rakibin hilekar askeri Eboue kendini yere attığı sırada Vleminckx kafayı vuruyordu ağlara giden topa. Rakibin tankına topuna bir de hakem "birleşmiş milletler" edasıyla destek verse de tabiat olayından sayabileceğimiz zemin engelliyordu bunu.

Vleminckx'e bir parantez açmak gerekirse, sükseyi seven golcü ilk geldiği maçta 5 golde aktif rol almış ardından ara sıra kendini hatırlatmıştı. İstanbul'da oynanacak ilk maç olması aslında bir ip ucuydu onun gibi sükseyi seven bir isim için. Ama bu kadar can alıcı bir sükse beklemiyordum açıkçası. Hele golden sonra takımı oyunun her alanında yönlendirişi, Ekigho'ya hücumda yapması gerekenleri ayan beyan anlatması yeri geldiğinde bir ön libero gibi geri gelip atakları durdurması "kimseyi sevemedim ben senden daha güzel" dedirtti Kerem Tunçeri sesiyle...

İstanbul'dan Babil'in kuleleri yıkılarak dönülüyordu. Kimine "İstanbul'un fethi"  kimine "direniş" diye manşet oluyordu bu gece.

90. yılını kutlayan kulüp haftayı Galatasaray galibiyeti ile açarken rakip bu kez Karabükspor oluyordu. Aşağı ile yukarı arasındaki puan farkını eşit tutan Gençlerbirliği yönünü belirleyecekti. Kaybedip aşağıdaki kazana mı düşecek yoksa kazanıp yukarıdaki tatlı rekabetle mi boy ölçüşecekti, her şey kendi elindeydi.

Şölen ile başlayan maça da şölen gibi bir futbolla başladı Gençlerbirliği... Petroviç "ateşi yakarken" dakikalar henüz 11'i gösteriyordu. Ardından sahaya hakim olan bir futbol izledik. Maç 1-1'e gelse de aslında sonucu belli bir maçın figüran dakikalarını izliyorduk. Dakikalar 90'a vurduğunda Ankara'nın Kralı Vleminckx bir kez daha sahneye çıkıyordu ve 90.yılda 90. dakikada galibiyeti getiriyordu. Gerisi düğün, bayram, eğlence... Yağan doluya rağmen Ankara havası ile en önde tribüne giden Artun, arkasından ona eşlik eden Aykut... Tüm tribünü dolaşan futbolcular rotayı belirliyordu yukarıya doğru!

Sevindirici bir başka mesele de biraz telaşlı da olsa Artun'un ilk on bir başlamasıydı. Sağ kanatta çabası takdire şayan bir mücadele sergileyen Artun varsın gol atamamış olsun ama isteği azmi bir kaç sene sonra bol bol ümit verdi. Kişisel hayal kısmı ise "hayalim Vleminckx'ten dışarı" şekilde, Artun ve alt yapıdan gelen Atabey'in bu takımda çift forvet olarak 19 Mayıs Stadı zeminlerinde bir maça çıkmaları...

Yukarıya doğru belirlenen hedef güzel olsa da futbolun gerçekleri de bir o kadar zorlu bir sürece girildiğini söylüyor. Geriye kalan maçlara bakacak olursak;

Elazığ (D)
Gaziantepspor
Sivasspor(D)
Fenerbahçe
Trabzonspor(D)
Kasımpaşa
Beşiktaş(D)
Bursaspor

Ligin son haftalarına yaklaşıldığı için zaten kolay maç olmayacak ama bu fikstürün hedefi olan bir takım için iki kat daha zor olduğunu söylemek gerek. Düşme potasında ateşi bire bir hisseden Elazığ ve Gaziantep'in yanı sıra o sıraları hiç bir şekilde kendine reva görmeyen ve bir basamak da olsa yukarı çıkmaya can atan Trabzonsporla oynamak çok zor olacak. Hem de Elazığ ve Trabzon deplasman olması düşünülünce işler biraz zorlaşıyor.

Bunun yanında kendinden yukarıda olan sırasıyla, Fenerbahçe, Kasımpaşa, Beşiktaş ve Bursaspor maçları da ayrı ayrı önemli ve zor maçlar olacak. Oradan çıkarılacak her puan altın değerinde olurken kendi altındaki takımlardan puan kaybına tahammülü olmamalı Gençlerbirliği'nin. Tribünler ve Fuat Ç. 'nin gönlünden geçen Avrupa çok zor değil ama hiç kolay da değil.

Ersun Yanal'lı dönemden Gençlerbirliği için uefa.com 'un yaptığı bir değerlendirmeyi hiç unutamıyorum; "çok kısa süre sonra sanırım tüm Avrupa'ya isimlerini heceletecekler" diyordu UEFA, o dönem bol bol heceletti Gençlerbirliği adını Avrupa'ya bir benzeri olur mu, neden olmasın?

Bir de tüm bu meselelerden bağımsız son not olarak son maçta, 8 Mart'ta Bursalıların saldırısına uğrayan kadınların unutulmaması artı puandı tribün adına... Kara Kızıl'a teşekkür edip pankartlarına bakalım...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder