31 Mart 2013 Pazar

Avrupa Yolunda 1 Puan Daha

1999 yılındaki genel seçimlerden önce Mesut Yılmaz'ın tüm tutarsızlıklarına inat söylediği bir laf vardı
 o günün manşetlerine yansıyan, bugün bile göndermelerle yad edilen; "Avrupa'nın yolu Diyarbakır'dan geçer" diyordu. Meydandan yükselen tepki de, manşetlerdeki tezahürü de pek bir cafcaflı olmuştu bu sözün... Diyarbakır'dan 2002 seçimlerinde %4 alan Mesut Yılmaz ve partisinin o sözünü ne kadar yerine getirdiğine bir cevap olsa gerek...

Mart ayının kaba taslak bir gözlemle bugüne kadar hep sıkıntı ile geçirmiş olan Gençlerbirliği bu kez talihini terse çevirmiş ve Mart ayının sonuna kayıpsız olarak da gelmişti. 1 Mart'ta İBB beraberliği ile başlayan ay Kırmızı Karalılara Galatasaray ve Karabük galibiyetini de yanında getirmişti. İBB maçından sonra düşme ile arasındaki 3-4 puanlık puan farkı haber değeri taşırken , Karabük maçının ardında şehirde ve basında tam tersi şeyler konuşulmaya başlandı.

6. sıraya yerleşen takım, önündeki 4. ve 5. ile puan farkını kapatırken ardındakilerle de puan farkını açıyordu. Artık düşme gibi bir derdi kalmayan takım için yeni hedef üst sıralar diye genel geçer bir kavram olarak tanımlansa da kulüp tarafından, taraftarın açık açık istediği Avrupa Kupalarıydı.

Fikstüre bakıldığında son 5 hafta olarak epey zorlu bir finale hazırlansa da takım o maçlara gelene kadar önce Elazığ, Gaziantep ve Sivas maçları moral depolama işlevi görebilirdi. Ama öncelikli hedef düşme potasından kurtulmaya çalışan bunu da görece başarabilmiş Elazığ maçından galip gelmekti.

Avrupa'ya gitmek isteyen Gençlerbirliği için aslında Avrupa kısmı için tamam mı devam mı maçı da diyebiliriz kaba taslak bir ön görüyle. Yani Mesut Yılmaz vari bir şekilde "Avrupa yolu Elazığ'dan geçiyor" diyebiliriz.

Maç oldukça düşük tempo ile başladı. İki takımda birbirini yormak istemez bir futbol izletti. 17. dakikada Azo'nun harika ortasını Ante harika tamamlamasıyla Gençlerbirliği'nin 1-0 öne taşıdı. O dakikadan sonra ilk 45 dakikada ne Elazığ geldi, ne Gençlerbirliği gitti. Kanatlarda Zec ve Jimmy ikilisinden faydalanmaya çalışan Kırmızı Karalılar ileride Björn'ü çoğu kez yalnız bıraksa da göbekten Petrovic ile bu açığı kapatmaya çalıştı.

Elazığ ise Serdar, Sinan ve Aydın ile ileride etkili olmaya çalışırken arkalarında Sane ve Köksal da sıkıntı yaratma derdindeydi. Bu 5'li ilk yarı boyunca potansiyel tehlike olmanın ötesinde pek de bir şey yapamadı.

İkinci yarı ise oyun grafiği olarak Elazığ vites arttırınca kontrolü ellerine almaları da çok zor olmadı. Bu kez Elazığ ileri 5'lisi potansiyellerini sahaya yansıtma konusunda harekete geçince etkili pozisyonlar da arka arkaya geldi.

Gençlerbirliği ise önce Jimmy ve Artun ile oyunu dengelemeye çalıştı. İlk yarıda solda oynayan Zec bu değişiklik ile sağa geçerek solu Artun'a bırakırken sağ tarafta resmen kayboldu. Hiç bir pozisyonda figüran olarak dahi rol alamazken Artun solu hareketlendirmeyi başarabildi.

Sonraki değişiklik ile Petrovic yerini Doğa'ya bırakırken düşen orta sahayı hareketlendirmeyi hedefledi Fuat Çapa, burada büyük bir değişim olmasa da Petrovic'li orta sahaya göre başarılı da oldu.

Son değişikliği de ikinci yarı varla yok arası olan Zec'i çıkararak Hurşut'u oyuna alarak yapan Gençlerbirliği, üzerine yıkılan maçta ara ara tehlikeler yaratıyordu. Artun ile bir pozisyonda iki kez mutlak  gol pozisyonu yakalansa da Bilica ve Elazığ şansıyla pozisyon heba oluyordu.

86. dakikaya gelindiğinde de baskıyı arttıran Elazığ sonuca varıyor ufak bir şans yardımıyla da durumu eşitliğe getiriyordu. Bu dakikadan sonra baskıyı kuran taraf Gençlerbirliği olsa da artık bu skordan öteye bir şey olmayacağını hakemin son düdüğü ilan ediyordu.

Avrupa yolunda büyük bir yara alan takım, yine de avantajından çok da bir şey kaybetmedi. Özellikle önündeki iki takım ile Ankara'da oynayacak olmasının avantajını düşünürsek. Kasımpaşa ve Bursaspor Ankara'ya gelerek puan arayacaklar. O maçlardan alınacak 6 puan burada kazanılan 1 puanı altın değerinde bile kılabilir.


Maç özelinde ve sonrasındaki olanlara değinecek olursak...Taraftarların sosyal medyada anlamsız bir linç kampanyası başladı son düdükten itibaren, 1-0 bittiğinde oldukça memnun olarak "Avrupa" hedefi üzerinden zafer sarhoşu tivitler, yorumlar görebileceğiniz taraftarlar, önce Fuat Ç.' ye ardından Cem Can'a yapmadıkları eleştiri kalmadı. Bu eleştirilerden nasibini haftalardır niye oynamıyor dedikleri Artun da nasibini aldı.

Artun özelinde konuşacaksak, Türkiye'nin gelecek yıllardaki en iyi forvetlerinden biri olabilecek bir değerden bahsediyoruz. "Niye oynamıyor" diyeni anlayabilirim, ama oynadıktan sonra ilk hatasında ona küfür edilmesini anlayamam. Atabey çıksın A takıma goygoyu yapanlar da çıktığında ilk hatalarında küfrü basacaksanız o da çıkmasın.

8 Mart'taki Galatasaray galibiyetinden sonra yere göğe sığdıramadığınız hoca ile bu maçtan sonra "istifa" dediğiniz hoca aynı hoca desem yüzünüz bile kızarmaz o kısma hiç girmeyelim.

Ortada hayati bir kayıp yok, haftaya içeride alınması gereken hayati bir 3 puan var. Galibiyet gelmese bile çok da mühim şeyler olmadı hiç....

"Deplasmana gittim cefa çektim" diyen "parasını verdim aldım" küstahlığına ulaşmış taraftarlar değil sevinçte ve kederde yanında olması beklenen taraftar zaten. Zafere kadar daima demiştim Galatasaray maçından sonra hala farklı yerde değilim. Avrupa olmaz üst sıralar olur, üst sıralar olmaz orta sıralar olur...Fark eder mi?

Haftaya yorumlarda asıp kesenlerin, deplasmana gittim diye kredi kartı numarası okutanların konuşması gereken bir Gaziantep maçı bekliyor hepimizi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder