14 Şubat 2013 Perşembe

Popüler Kültür Eğlencesi Olarak Futbol

Futbol genel itibariyle popüler kültüre hizmet eder eğer ki siz onun altındaki manaları aramak için alt kültürlerine odaklanıp onu hayata katmaya çalışmazsanız. Tıpkı herhangi bir alelade bir popüler kültür ögesi gibi nesnesi gibi bugün işe yarayan yarın ya da dün ile ilgili olmayan işler-güçler komedisine dönüyor iş çoğu zaman.

Futbolu hep halka afyon diye anlatmaya çalışanlar o sözün aslının öyle olmadığını az çok futbol mecmuası karıştırsalar Bill Shankly'den duyabilirlerdi. Ama biz futbol afyoncuları asıl afyonun futbolun içindeki bir iş olduğunu az çok bilir. Futbolun afyonu transferdir. Hani hezimetleri unutturan, tutarsızlıkları silip atan, yeri geldiğinde takımı soyup soğana çeviren başkana bile "çıldırt bizi başkan" dedirten o sihirli, bal kabağından fayton yaratan olgu.

Transfer sezonu geldi geçti kulüpler yine kimi alelacele kimi menajer gazıyla kimi de ihtiyacı olan bölgelere takviyelerini yaptılar. Yeni gelenlere verilen "kurtarıcı" sıfatı taraftarın mutluluktan sarhoş gönlünü eğlerken takımda tedirginlik yaratıyordu muhtemelen. Tatlı rekabet denen şey kapitalizmin o çelikten duvarlarında patronun at yarışına verdiği isim olmuşken kimse takım adına faydalı olacağından bahsetmesin. Alınan bir işçi patronun her zaman gerideki işçilere "senden çok var" mesajıdır kapitalin kitabında.

Alınan bir forvet ki namı dünyanın öte ucuna değmiş bir forvet ise geldiği yerdeki forvetleri rahatsız eder haliyle bu nedenle. Bunu Dar Alanda Kısa Paslaşmalar filmindeki Niyazi karakteri çok iyi anlatıyordu aslında. Serkan civarda nam salmış bir forvet olarak geldiğinde takımın forveti Niyazi artık 9 Numara Niyazi değildi. Arkadaşları "Eski 9 Niyazi" diyorlardı ona. Çünkü artık "yeni" vardı. Yeni pop kültürünün ekmeğidir, eskinin yüzü de eti de sütü de eskidir, artık eski tadı yoktur. Faydadan bağımsız bir değerlendirmedir bu.

Baros'un gidişi de Niyazi'nin durumundan farklı bir şey değil aslında. Takımın eskilerinden hatta gol krallığı bile mevcut. Elmander,Umut,Burak derken son olarak da Drogba'nın gelişi olmayana yakın şansınız olmayan olarak sabitlemişti. Necati de öyle oldu aslında bir bakıma. Şampiyonluk adına bir kaç isim sayarsanız geçen yıl Galatasaray adına başta şampiyonluk "ateşini" yakan Necati Ateş gelir herhalde. Ama yüzü eskidir ve forma satışlarına pek katkısı da olmaz Necati'nin, o yüzden yangın sırasında camı kırıp ilk alınacak oyuncu olur taraftarı olduğu kulüp için yangın sönünce ilk elden çıkarılacak değeri bilinmeyen nadide bir eser olarak eskici geçsin diye camlardan balkonlardan bakar patron.

Drogba'nın ismini tartışmak olmaz elbet, ama onun gelme hayalinin yaşandığı süre kadar Baros'a şans vermek için düşünülmüş müdür benim derdim biraz da bu. Tüm sorun x'ium'un x store'un x yuvasının sattığı forma üzerinden tartışılıp dururken kimse bundan fazla da bir şey beklemesin.

Taraftar kulübüne sadakatiyle övünürken sakatlanan oyuncuyu unutup yeni transfer hesabı kitabı da sadakat sınavı gibi adeta. Ankara'da Avareler'in duvar yazısındaki "ben sana blues dinleme demiyorum sazını dinle blues'unu yine dinlersin" kadar açık aslında mesele. Yeni oyuncuya sevinme demiyorum eskiyi yad et eskiyi unutma yeter. Gelmiş geçmiş en iyi kadroyu kurarken 10 hafta bile izleyemediğini değil attığı her golde ayağa kalkıp zıpladığın sesin kısılana kadar seni bağırtan mutlu eden adamı unutma diyorum. Giderken "ohh maaş yükünden kurtulduk" diye sevineceğine "verdiğin emek için teşekkürler" deyip geç en azından.

Kariyeri ve yaptıkları tartışılmayacak seviyede olan Baros Maradona olarak anıldığı Banik Ostrava'ya döndü artık. Anlattıklarım, futbolcuyu tadı kaçmış şekerli sakız muamelesi yapıp tadı geçtiğinde tüküren zihniyet sadece Galatasaray'a ait değil elbet. Reklamcılıkla kol kola , borsa ile koyun koyuna, sınıf atlamayla haşır neşir her "kurumun" derdi bu. Niyazi'yi eskiten de sınıf atlama derdiydi. Şimdi diyebilirsiniz ki Niyazi'nin yanında Baros'un lafı mı olur? Olmaz galiba...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder