31 Ocak 2013 Perşembe

"Gitti Kendini Sevdirmeden"

"Kral yapmayacaksın kral olacaksın" diyerek süsledi manşetleri sonrasında ne kral olabildi ne de bir daha kral yapabilecek pozisyona ulaşabildi. Hep "bizim çocuk" diyerek büyütülmüşlüğün şımarıklığı vardı üzerinde, ne zaman istesem oynarım ne zaman istesem oynamam lakaytlığına ulaştığında yol görünmüştü "yuva" denilen yerden.

Tabi "yuva" bizim tanımlamamız, onun için böyle bir durum hiç oldu mu bilmiyorum. Giderken "sene sonu seninle görüşürüz yeniden" diyen hocasına "ben dönerim de siz burada olur musunuz bilmem" diyebilecek seviyeyi kendinde hiç sorgulamadı. Sene sonu hocası oradaydı takımın şampiyon hocası olarak ama o yoktu. Kimsenin aklına da gelmiyordu uzun bir süre de gelmeyecekti zaten.

O hayatı; hayati bir penaltı atışında kaleciye atacağı köşeyi gösterecek kadar ciddiye aldı. Ya da belki de bizden daha ciddiydi o yüzden lakayt "oyun" dediğimiz futbola karşı. Bir röportajında hangi ligleri takip ediyorsun diyen muhabire " ya ben pek maç izlemiyorum zaten bütün gün içindeyim sıkılıyorum valla" derken arabasıyla yaptığı hızın ona daha çok mutluluk verdiğini belli ediyordu satır aralarında.

Alt yapı çıkışlı olması onu hep Sergen'le kıyaslanmak zorunda bıraktı. Futbolu olarak değil yaptıklarıyla, Sergen de Serdar Ortaç ile kafa kafaya verip "ben adam olmam" şarkısını söylediğinde Batuhan'dan çok da büyük değildi yaşça. Ama kıyaslayanların benzetenlerin unuttuğu bir şeyler vardı. Sergen hiç bir zaman ciddiyetsiz olmadı "en lakayt anlarında" bile. Taraflı tarafsız kime sorsanız yoğun tempoda çalışmadığını ya da çok yüklenmediğini söyleyebiliyor Sergen'in ama kimse yaptığı işe saygısız ya da ciddiyetsiz diyemiyor. Fark da buydu galiba, biri döneceği günü atacağı şampiyonluk golünün hesabını yaparak, dönmek için çıkarken kapıdan diğeri "ben nasılsa dönerim de hocam" diyerek çıkıyordu.

Uzun süre dönmedi, dönemedi. Ne zaman ki Eskişehirspor'da da "problem çocuk" etiketini kanıksadı o zaman yol gözüktü. Ama kimse de Beşiktaş yollarının yeniden açılacağını düşünmüyordu. Feda'nın tişört kampanyasından ibaret olduğunun anlaşıldığı günlerde transfer haberi de aynı anda geldi.Bir bakıma ya tutarsa transferiydi kiralık olarak. Tutarlılık, samimiyet gibi soruları o zaman da sorduk durduk. Ama "çok istekli, çok çalışıyor, zaten bizim çocuk" diye diye aldılar kanatlarının altına sonra ilk fırsatta da attılar onu mikrofonlar önünde herkesin önüne. "Çalışmıyor" dediler, "formsuz" dediler "isteksiz" dediler. Kimse sormadı "siz bu adamı kasetlerden izleyerek mi aldınız?" diye.

Soru sormanın hocaya, kulübe, armaya saygısızlıkla eş değer görüldüğü dönemler tabi bu zamanlar. Ne bekliyorduk, Ernst gibi İbrahim Üzülmez gibi Necip gibi bir adam olarak mı dönecekti? Ne katıp katmadığını görmemek için 7 gün 24 saat ekranda spor kanalları açık olmasına gerek yok. Manşete çıktığı olaylara bakmak yeterliydi. Ama o "bizim çocuk" etiketine sahipti. "Kollanması" gerekirdi(!) ki ilk harcayanlar da kollayanlar oldu zaten.

Hala ümitli olanlar da Almeida'nın sakatlandığı an fark etti gerçeği. Kim oynayacak sorusuna forvetsiz çıkma fikrinden sonra gelen isim oluyordu Batuhan. Belki Galatasaray maçında bir çare bulunabilse ya da puan alınabilse ya da ne bileyim bu kadar rezalet bir futbol olmasaydı forvetsizliğe endeksli yine bugün Beşiktaşlı Batuhan olarak Ümraniye tesislerinde antrenmana çıkabiliyor olacaktı. Bıçağın kemiğe dayanmasıydı ona kapıyı gösteren.

Gittiği yer İspanya'nın Deportivo takımı oldu ama tam olarak neye göre ve niçin aldılar anlamak çok güç ama sonra insanın aklına Mendes geliyor, onun hediyesi Alves geliyor...Menajer oyunu olsa gerek diye düşünüyorum. Bienvenu ve Batuhan transferlerinin bir izahı gelmiyor çünkü insanın aklına.

Batuhan'ı sevmeyi çok denedik, ona bu kulüpte "ama" demeden "bizim çocuk" demeyi ama olmadı.Yine kendini sevdiremeden gitti belki de... Çıktığı günden beri "bizim çocuk" demeye çalıştıkça "problem çocuk" lafını kendine daha çok yakıştırdı. Kim bilir başarılı olacak orada ama bir daha geri döner mi ya da dönmesine ön ayak olacak cesarette biri çıkar mı, çok zor gözüküyor. Yine de ne yaşarsak yaşayalım gönül bu, kötü de olsa hatıralar başarılı olsun istiyor insan...Hani diyor ya Attila İlhan "çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var/çünkü ayrılık da sevdâya dahil /çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili" diye... Gönül sallasın istiyor Avrupa'yı ama bizim gönlümüzün istediğini gel gör ki galiba Batuhan istemiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder