13 Aralık 2012 Perşembe

ZTK: Burası Ankara!

Ankara'ya göçme işlemi ciddiye binince ilk iş liglerin fikstürlerine bakmak oldu. İlk hafta sonunu boş geçsem de Ankara sahalarına ısınma niyetiyle maç kovalamaya başladım. Gerçi hafta sonu Gençlerbirliği-Beşiktaş maçı var ama Alkaralar bu maç için bilet fiyatlarını 10 katına çıkarınca o iş de zora girdi. Ben de Türkiye Kupası maçını gözüme kestirip 19 Mayıs Stadı'na Gençlerbirliği-MİY maçı için yola koyuldum.

İstanbul'daki statlara uzak mekanlarda oluşum Ankara'da tam tersine döndü diyebilirim. 15 dakikalık mesafede stada varmak kolaydı ama bilet almak için stadı tavaf edince süre bir şekilde yarım saate çıkıyor içeri adım atabilmek için. Yine de İnönü için gittiğim 1,5-2 saatin yanında hiç bir şey tabi! 

Gençlerbirliği tarafından anlatmak daha kolay olacak sanırım, takip ettiğim takımlardan olduğu için MİY'e göre daha vakıfım olaylara. 

Maçın içeriğine gelecek olursak kağıt üzerinde Gençlerbirliği'nin favori olduğu bir maçtı. Bu maçı MİY tarafında Nurullah Hoca deneme olarak görebilir diyordum ki ona benzer uygulumalar vardı. Ufak tefek rotasyonlar gözlemlendi, zaten Nurullah Hoca da "teslim olmaya gelmedik ama bazı oyuncularımızı da hafta sonunu düşünerek dinlendirdik" diyordu.

Sahada bir şeyler yapmaya çalışan ekipten çok karşılıklı olarak birbirini bozan iki takım vardı. Ne MİY güldür güldür gelebildi ne de Gençler! Birbirlerinin hatasını kollayan iki boksör gibi sadece yoklamalar vardı ilk anlarda. 

Sonrasında da goller ardı ardına gelmeye başladı. Mehmet Sedef'in hayati iki hatası MİY için iki gol avantajı sağlasa da genele bakıldığında hak eden tarafta MİY'di. Mehmet Sedef'in iki gol hediye ettiği maçta tepkiler doğal olarak tribünlerden ona yöneldi. Yuhlamalar ıslıklamalar ama takım olarak çok kötüydü Gençler! Azo-Jimmy-Zec-Petrovic yokları oynadı Tosic her güzel bindirmesinde topu takım arkadaşının olmadığı yere yollamayı her seferinde becerdi. İkinci yarı takımı hareketlendirsin diye oyuna giren Hurşut da her topu rakibe teslim edince sonuç kaçınılmaz oldu Alkaralar için. 

Beğendiğim oyuncular da vardı elbet, ikinci yarı giren Mehmet Kara pek etkili olamasa da oyun sitili koşuları ve top ayağına geldiğindeki becerisi çok iyiydi. Artun'u söylemeye gerek yok zaten. Bence harcanmadığı sürece çok iyi bir forvet olacak ileri ki yıllarda. Fuat Ç. onu harcamayacak elbette benim kastettiğim kesim tamamen gençleri körelten Türkiye futbol düzenidir. 

Lekic hareketliydi, attığı golden bağımsız olarak çok emek verdi. Eğer ki Tosic o güzel bindirmelerini dağlara taşlara değil de biraz daha Lekic civarlarına gönderebilseydi Lekic için çok daha iyi bir maç olabilirdi. Attığı vole-roveşata karışımı gol ile takımı ayakta tutmaya çalışsa da olmadı. Artun ile ikili forvet olsa daha iyi olmaz mıydı sorusu aklımın bir köşesini kurcalıyor ama hocanın bileceği iş deyip geçeyim.

İlk maç hasebiyle farklı gözlemlerim de oldu tabi. Tribün kültürü biraz farklı diyebilirim. Genelde öğrenci ve emeklilerin ağırlıkta olduğu bir kalabalık vardı statta. Sıfıra yakın küfür olması da keyifli bir şekilde maç izlemek için artı sebeplerdendi. 19 Mayıs Stadını da beğendim diyebilirim. Belli oldu ki Ankara'da yolumuz artık sık sık buraya düşecek. 

Son olarak da Burası Ankara şarkısı da "olmuş" notu aldı benden. Tarzınız uymayabilir rap olması hasebiyle ama nakaratı tribünleri coşturuyor. Sözleri taraftar benimsemiş, tezahüratlarda "Kırmızı Kara-Burası Ankara" tempolarını duymak pek mümkün her fırsatta.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder