13 Aralık 2012 Perşembe

Türkiye Usulü Derbi: Şehir Derbisi


Derbi mücadelesi için geri sayım sayaçlar işlemeye başladığına göre artık o havayı solumaya başlayabiliriz. Gerçi taraftarı, futbolcusu, hocasıyla bu maçlar hep bir haftadan önce başlatılır ve bir önceki lig ya da kupa maçında hep o derbi aklın bir köşesine yerleşik şekilde hareket edilir ama derbi havasının resmiyeti en çok bugünlerde hissedilir.

Bizim derbilerde başka ülkelerde yazdığımız derbilerden ayrılan bir çok nokta var haliyle…Ne İskoç derbisi gibi mezhepsel bir ayrılık var ne El Clasico gibi siyasi-ideolojik bir ayrılık ne de Superclasico gibi sınıfsal bir ayrılık…Bizim derbimiz bizim ülke insanın “biz bize benzeriz” düsturuyla ayarlanmış maçlardır desek hata yapmış olmayız. İstanbul takımlarının derbilerine baktığımızda, her biri en az bir diğeri kadar ekonomik bir sınıfa hitap ediyor her biri en az bir diğeri kadar ideolojik “yetersizliğe” sahip. Yani kısaca yok birbirlerinden farkları kağıt üzerinde, ufak tefek nüanslar haricinde.

Her ne kadar romantik futbol taraftarları farklı isimlerle kulüplerini anmak isteseler de gerçek şu ki yönetiminden tribündeki taraftarına kadar bir farklılık göremediğimiz sürece bir ayrımımız olmuyor. Bizim derbiler klasik şehir derbilerinden öte bir anlamı olmayan derbiler aslında. Önümüzdeki Galatasaray-Fenerbahçe mücadelesi özelinde baktığımızda şehrin iki yakasına kurulmuş kulüpler olarak göze çarpıyor ama bu “yaka” kavramı asla bir ayrılık ya da farklılık sergilemiyor en basitinden. Avrupa yakasında Fenerbahçeliler Anadolu yakasında da Galatasaraylılar bulmak kadar olağan bir şey yok!

Medya gücü olarak hiçbir derbide kolay kolay bulunamayacak bir medya gücünü unutmamak gerek. Gazetelerin tiraj, televizyonların reyting kaygısıyla taraftarların yumuşak karınlarını kaşıyarak suni gündemlerin oluştuğu maçlarda gerilim hat safhada yer alıyor. Tribünlerdeki şiddeti eleştirip “politik doğruculukla” bundan kaçınan medya alttan alta elini ovuşturarak attığı manşetlerle herhangi bir durumda oluşacak tirajların hesabını tutadursun saha hiçbir zaman o abartılı temaşayı karşılayamıyor gibi geliyor bana.  Tarafsız bir göz olarak baktığım mevzuda kazançlı çıkanın hep rating ve tirajın olduğunu düşünüyorum tıpkı diğer İstanbul derbileri gibi.

Maçın büyüklüğü ile ilgili şöyle bir anektod belirtmekte de fayda var, derbi bizim ülkemiz dışında hangi ülkelerde bir El Clasico havası estiriyor? (El Clasico abartılı gelebilir bizim konuştuğumuz diğer derbilerle karşılaştırabiliriz) Genel bir kabul vardır “dünyanın ikinci derbisi” diye ama bu daha çok yayıncı kuruluşun yıllar öncesinde kabullenmek vekabul ettirmek istediği bir gerçeklik gibi duruyor. Bu soruların cevabı da oyunumuzun ligimizin kalitesiyle paralel aslında. Tüm nesnel gerçeklerin yanında maçın ülke içinde ne kadar önemli olduğunu inkar etmek de saflık olur.
Hayatın durduğu haftalar öncesinden randevuların bu maça göre belirlendiği her halinden özel bir futbol haftası olduğunu anlayabileceğiniz bu haftaya “öylesine derbi” diyemezsiniz. Birbirlerine gol atan futbolcuların “gerçek” Fenerbahçelilik ve Galatasaraylılıkla adlandırıldığı maçlarda futbolcular bu stresi üzerlerinde tüm ağırlığıyla hissedebiliyor. İster yıllarca ülke içinde bu havayı soluyarak büyüsün isterse Avrupa’nın herhangi bir liginden gelsin o hava etkiliyor futbolcuları. Taraftarları söylemeye zaten gerek yok, rakiplerine karşı bir ispatın güdüldüğü bir ortamdan tutun da ertesi gün iş yerlerindeki, okullardaki sohbetlerdeki gündemlerine kadar bu maçı psikolojik olarak yaşıyorlar.

Ülke ayıplarından birinin yine tekrarlanacağı derbimizde rakip tribünlerden yine bir renk olamayacak. Evet yine aynı hastalık burada da kendini gösteriyor, politik doğruculuk yani! Aslında olmasını istediği olayı elalem ne der diye farklı söylem dile getirmek diye de adlandırabiliriz meseleyi. Deplasman yasağına görünür de herkes karşı ama fiiliyatta pek bir şey görmek mümkün olmuyor. Adını Türkiye tribünlerine ezberletmiş bir grup bir salon müsabakasına gelen rakip taraftarları saha komiserlerine şikayet ederken deplasman yasağına rağmen geldiler diye deplasman yasağına hayır demek kamyon arkası sözler kadar güldürüyor insanı sadece…Bir özeleştiriyle kendimize bir şeyleri açıklayıp ondan sonra alnızımın akıyla bu yasağa karşı omuz omuza mücadele veririz diye düşünüyorum. Deplasman seyircisinin olmadığı şehir derbisinde her şeye rağmen güzel bir mücadele görmek dileğiyle…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder