2 Aralık 2012 Pazar

Oğuzhan:Farkı Altyapısı


Geçmiş yıllar için efsane olarak anlatılan Karadeniz deplasmanları hep Trabzonspor’u hatırlatırdı. 1 puanın başarı sayılacağı Trabzon deplasmanlarının gücü kırılsa da Karadeniz’de o “deplasman” açığını doldurmak zor olmadı. Özellikle Cuper ile birlikte beraberliklerin çoğunlukta olduğu Orduspor cephesi içeride de yenilmez bir takım hüviyetine kavuşuyordu. Kaderin bir cilvesidir ki Orduspor’u yine uzun bir aradan sonra evinde yenen takımda geçmişin korkulu deplasman sahibi Trabzonspor oluyordu.

Beşiktaş voleybol maçlarını andıran skorlar alarak gelse de Cuper’in takımlarının öyle 3 golü kolay yemediğini herkes biliyordu. Hele bir de kendi evinde görülmüş şey değildi. Beşiktaş Fernandes’sizlik denemesinde yükü Oğuzhan’a vermişti. Oğuzhan da sanki yıllardır bu işi yapıyormuşçasına hiç sırıtmadan bu işi yerine getirdi.

Oğuzhan’ın durumu Türkiye futbolunu ahvalini gözler önüne seriyor aslında. Yaşı ve aldığı sorumluluklar düşünülünce ülke içinde bir benzerini bulmak çok güç. Fırsatını bulduğunda şut atıyor, cesurca paslar veriyor, takımı hücuma taşıyor ve liderlik vasıfları neyse onu yerine getiriyor. Dönüp ayna niyetine Türkiye futbolunun yetiştirdiği “yıldızlara” bakınca durum ortaya çıkıyor. Kale karşısındayken şut atsam mı atmasam mı tereddüdüyle topu kaptıran ya da alakasız bir yere pas veren Necip, “hala” çok büyük futbolcu olacak diye tribünde bugün nerede oturmuş acaba diye yerini aradığımız Muhammet ya da diğer takımlara baktığımızda oyun içinde azar işitmediği kimse kalmayan Emre Çolak, kaptırdığı tek topla takımının gol yemesine sebep olduğu için oyuna giriş dakikası sorgulanan Salih… Alkmaar’ın alt yapısından çıkıp da Arsenal’in Reserve takımında doldurmuştu belki de Oğuzhan tüm bu aşamaları. Farkı fiyatı diye amiyane bir reklamcılık tabiri vardır işte tam da öyle farkı altyapısı! Bu işin sorumluları kimse Oğuzhan’a bakıp, farkı görerek ilk adımlarını atabilirler altyapı konusunda!

Alman “teknolojisi” ve “alt yapısının” tam olarak hangi özelliğini aldığını anlayamadığım Olcay da ayrı bir araştırma konusu tabi ki. Ramos’tan feyiz alarak uzattığı saçlarını kestirerek kendi hayatında büyük bir değişiklik yapsa da futbolunda pek de değişen bir şey yoktu. Holosko da eklenince vasat futbola orta saha direncini göremedik. Necip savunmasıyla ayakta kaldı yine ama Oğuzhan tek başına kaldı hücumda.  
Gollere gelince tuhaf goller oldu karşılıklı ilk yarıda. Bol gol yeme alışkanı Beşiktaş savunması yine kademe hatasıyla Orduspor’dan Galatasaray’ın Orduspor’dan yediği gole benzer bir golle geri düşmüş olsa da Tsubasa-Misaki golüne benzer bir Toroman-Ersan golü ile eşitlik sağlandı. Ofsayt kokusu var golde , Orduspor’un da Kamil Abitoğlu’ndan Beşiktaş maçlarında çektikleri akla gelince bir şüphe kalmıyor ortada ama şahsi görüşüm ofsayt değil!  Beşiktaş’ın ikinci golü ise tamamen “Made İn Oğuzhan” tanımlamasına uygundu. Beklenmedik anda beklenmedik yere…

Sonrası ise vasat bir Süper Lig maçından öte bir şey değildi.Takımlar orta sıra takımlarıymışçasına birbirlerine eşitlediler futbollarını. Beşiktaş bir kaza golü de yiyebilirdi, kontradan bir gol de atabilirdi. Ama olmadı, Umbides’in ortalarını sahiplenecek kimse çıkmayınca da izleyenlerin sadece “oldu, olmadı” yürek çarpıntılarına neden oldu geride kalan dakikalar.

Uğur Boral diyelim yine de hatırı kalmasın.Yenilen golde şansı mıdır kaderi midir bilinmez yine ismi ve gölgesi vardı. İsmail Köybaşı’nın sakatlığına bir üzülecekken işte tam da bu nedenlerle on üzülüyoruz. Umudumuz Emre Özkan belki de Erkan Kaş…Belki de sol bek olmaksızın bir taktik anlayışı icadı! Yani solun geleceği bu kadar ümitsiz gözümde.

Genel olarak da Samet Aybaba’ya sezon başındaki vizyonsuzluk eleştirilerim bakidir. Belki şampiyonluk gelecek, belki çok daha büyük işler başaracak ama vizyon farklı bir meseledir. Bu takım  Samet Aybaba’nın takımı ve taktiksel olarak görülen o ki tüm şanssızlıklara ve yetersizliklere rağmen bir şekilde tutunabildi lige,  ilk 10’u göremez diyen kendini ve futbolu bilmezlere rağmen! Ama sezon başı dinlediğim hiçbir şeyi sahada görememenin tutarsızlığını ve planlamadaki vizyonsuzluğun da bırakın soralım hesabını ara ara! Fikret Orman’ı ve koltuğu devraldığı karanlık gücü de unutmadan!

Şu bir gerçek ki bu takım, değil şampiyonluk o kendini ve futbolu bilmeyenlerin dediği gibi ilk 10’u göremese de gönlümüzü kazandı ve alkışı hak etti şimdiden! Sevinmek için sevmeyen taraftarı sevindirmenin güzelliği de bu futbolcuların en büyük artısı olarak görünmese de kariyerlerinin bir köşesine yazılsın istatistik hanelerinde!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder