12 Kasım 2012 Pazartesi

Statüko Medyası ve Anadolu Takımları



Geçtiğimiz hafta içinde buruk bir şekilde doğum günü vasıtasıyla  Kazım Koyuncu’yu anmıştık. O, neden Trabzonsporlu olduğunu şöyle açıklıyordu: Benimki tipik bir Karadeniz milliyetçiliği değildi. Benim için Trabzonspor herkese karşı koyan güçlüleri yenen bir kahramandı. Öyle bir kahramandı ki statükoyu bile devirmişti… Statükodan kastının İstanbul’un biraz da medya destekli büyümüş takımları olduğu bir gerçek!

O açıklamasını okuduğum günden beri Anadolu’nun ve İstabul’un,  “Anadolulaştırılmış”   kulüplerinin mücadelesine hep bu gözden baktım. “3 büyükler” denilerek medyanın ve o takımların dayatması yaşanırken diğer kulüpler hem medya, hem federasyon hem de merkezin gözünde üvey evlat olarak kalıyordu.

Öyle ki spor gazetesiyiz diyen gazeteler bile 3 “büyüklere” birer ikişer sayfa ayırırken en üst ligdeki 15 takımı bir sayfaya diğer tüm alt ligleri ise kimi zaman yarım kimi zaman ise gönüllerinden koparsa tam sayfaya sığdırıyorlardı. Acıdır ki bu kimi Anadolu yerel medyasında da bu şekilde. Zihinlerden tutun da haber diline kadar yansımış bu dayatma maçlardaki kullandıkları manşetlerden bile anlaşılıyor. Mesela medyaya bakınca  üç “büyükleri” yenen bir takım daha görmedim ben,  birbirleri haricinde. Onlar hep yenilmişlerdir, yani karşısındaki medyanın “küçülttüğü” takım hiçbir zaman kazanmaz, kazanmışsa da “büyük” takım kaybetmiştir yoksa beceremez onlar öyle şeyleri…

Spor programlarının hali de içler acısı iken şöyle cümleleri hiç duymadık mı; “onlar kazanmadı asıl x(Beşiktaş,Fenerbahçe,Galatasaray) kaybetti. Böyle bir futbol olamaz resmen hoca (Aybaba,Kocaman,Terim)  kendi elleriyle  verdi maçı. Rakip hocası günlerce rakibi analiz etmiştir, rakip futbolcu canını dişine takarak oynamıştır kimin umurunda?

Bu dilin, zihniyetin bir politik doğruculukla hep bir şekilde gizlendiğini  “helal olsun iyi top oynadılar, Anadolu’nun güzide kulübü” laflarıyla geçiştirdiği üstten baktığı kulüplere bakışı ara ara kendini ele veriyor açıkça. Fanatik gazetesinin Fenerbahçe-Orduspor maçıyla ilgili attığı başlık tam da bunun dışa vurumu kendini ele verişiydi aslında. Evet Fanatik özür diledi, hatayı yapan ile yollarını ayırdı ama çözüm mü ya da sorunun halloluşu mu bu? Hepimiz kabul edelim ki bir çalışan ile yolları ayırdıkları için zihniyetlerinin yani kendi deyimleriyle 3 “büyükler” merkezli haberciliklerinden vazgeçmeyecekler. Tirajı da reytingi de onlara o üç kulüp veriyor ve fast food kültürünün ana mottosu da bu zaten, popüler olanı tercih etmek, popüler olanı tüketmek… Memleket futbolu dediğimiz hadisenin takılıp kaldığı nokta da bu değil mi? Mersin’de Adana’da Kayseri’de Sivas’ta zor şartlarda büyük işler yapan kulüpler yerine, çocuklar İstanbul takımlarının formalarıyla büyümüyorlar mı? Reklamda gördüğü her şeyi isteyen çocukları yetiştirirken sistem, “reklamda” gördüğü İstanbul kulüplerini tutan çocuklar beni aslında hiç şaşırtmıyor bu fast food kültüründe…

Genel geçer ahlak yasalarını bir kenara bırakıyorum pek tartışma gereği duymayarak ve herkesin ahlakı kendine diyerek… Atılan başlıktaki cinsiyetçiliği de görmek gerekiyor. Orduspor’un galibiyetlerinden sonra darbe ile ilgili atılan başlıklar ne kadar darbe bağışıklığı olan demokrasimizin ürünüyse bu başlık da o kadar cinsiyetçi toplum zihniyetinin ürünü. Seyircisiz diye lanse edilen maç binlerce kadına rağmen “seyircisiz oynama” yasağı diye anılıyorsa, kadınların destekleri takıma kar-zarar ekseninde tartışılıyorsa, kadınla futbol konuşmama ve kadının futboldan anlamadığı tarzında  konuşmalar yapılıyorsa o ima dolu başlık aslıda bir hiç.

Bu yapılan ayıpta Ordu sadece oradan geçerken adı yazılmış şahit gibi bunu da es geçmeyelim. Yani Kayserispor, Sivasspor ya da Gençlerbirliği olsa o başlığı atmamazlık yapmayacaklardı. Yine atacaklardı, haber şu şekilde aslında; …..ERKEK GÖRDÜ! Boşluk doldurmacalı soru bir bakıma o nedenle de Ordu denk geldi Orduspor’u yazdılar. O yüzden ben özrün Orduspor nezdinde  tüm spor kamuoyundan olması gerektiğini düşünenlerdenim.

Özrün herkesin küçümsediği sosyal medya baskısıyla dayanışması ile geldiğini de, bunun ne ilk ne de son olacak bir ayrımcılık olmadığını da, medyadaki  futbol dilinin hep egemenden statükodan yana şekillendiğini ve şekilleneceğini de unutmayalım. Samimiyet testi içinde ufak bir soru sorayım bu konuda hassasiyet gösteren tüm futbol sevdalılarına…Peki Fanatik o başlığı AEL Limassol maçından sonra atsaydı yine bu kadar üstünde durur muyduk meselenin, yoksa bir an gereksiz saçma bir milliyetçilikle yüzümüze tebessüm mü iliştirirdik? Bu sorunun cevabında gizli tüm samimiyet ya da samimiyetsizliğimiz…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder