30 Kasım 2012 Cuma

Bir Miktar Feda Artı Holosko



“Mukavelem bitene kadar burada kalacağım ve sabırla bana şans verilmesini bekleyeceğim…”

Ersun Yanal’ın Manisaspor’u ligde fırtınalar estirirken muhakkak ki takımın mihenk taşlarından biri de oydu. Attığı gollerle herkesin ilgisini çekmeyi başarmıştı. Attığı gol sayısından öte attığı gollerin önemiyle göze çarpıyordu Manisaspor’da. 32 maçta 9 gol atmışken asıl patlamayı 15 maçta attığı 8 gol ile yapmıştı. İstanbul takımlarının gündemine gelmesi de çok sürmedi zaten. Bu sefer taliplileri arasında Avrupalılar da vardı. PSG ve Werder Bremen söylentileri almış başını yürümüş herkes bu iki takımdan birine gitmesini beklerken o beklenmedik bir anda objektiflere Beşiktaş formasını giyerek poz veriyor ve Beşiktaş’a gitmek istediğini söylüyordu. “Beşiktaş’a gidersem Beşiktaş’ı uçuracağıma inanıyorum” diyordu. “Beşiktaş isteğindeki sebep ne?” sorusuna “tribünlerin atmosferi, renkleri ve kartal simgesi tam da beni anlatıyor aslında” diyordu.
                                              (Vestel Manisa günleri) 

Attığı 8 golden sonra Holosko’nun yolu Siyah Beyazlı giymek istediği formayla çakışıyor. O artık giymek istediği formayla oynamak istediği tribünlerin önünde “kartal gibi” süzülmeye başlıyordu. Sonraki haftalarda da 7 gol daha atarak kimi maçta takımı ipten alıyor kimi maçta da sadece attığı gollerle skor değiştiriyordu. Sivasspor maçında attığı iki gol ile zorlu deplasmanda kazandırdığı puan hala hafızalarda. Neden olmasın; o sene Beşiktaş Sivasspor ile 73’er puan almış ve Beşiktaş averajla 3. olmuştu.
                                      ( Vestel Manisa forması giyerken verdiği bir röportajdayken)

Sonraki sezon onun ve takımın senesiydi belki de…Çifte kupa çorbasında onun da tuzu vardı. 16 gol atmış ve hem şampiyonlukta hem de Türkiye Kupası’nda onun da gol sevinçleri jeneriklerde yer etmişti. Holosko o çok istediği takımın forması altında hayatının en mutlu gününü belki de o şampiyonluk kutlamalarında yaşıyordu. Çocuklar gibi şendi, Zapo bir yanda Sivok bir yanda ve Holosko en sonda kayarak süzülüyorlardı sahadan tribüne doğru sevinçle… “Unutamam…” diyordu o gün için sonraki zamanlarda bir başka röportajında…Nasıl unutsun aktörü olmadığımız bir hikayede biz bile unutamıyorken?
                                         (Hemşehri sayılırlar Çekoslavakya dolaylarından) 
2009-2010 onun ve Beşiktaş’ın sezonu olacak diye beklerken her şey tersine dönüyordu. Sadece Beşiktaş’ta da değil ligde de her şey yerle bir olmuştu. Bursaspor gerçekleştirdiği devrimle şampiyonluğu kucaklarken Beşiktaş 4. oluyor Holosko da 24 maçta sadece 6 gol atabiliyordu. Takım iyi miydi ki Holosko iyi olsun diyenler çok olsa da o sene elle tutulur pek de bir şey yapamamıştı. Zaten ondan sonra her şey kötü gitmeye başladı onun adına…16 haftada 2 gol attıktan sonra sorgusuz sualsiz İBB’ye gönderildi. Gitmem demedi, yeniden kendine fırsat doğurabilmek için canla başla bu kez hayranı olduğu o tıklım tıklım Dolmabahçe tribünlerinden bomboş umutların olduğu , sadece deplasman takımlarının tribünlerine akın ettiği bir stada gidiyordu. Ama o hala bir “KARTAL” olduğunu söylüyor ve bunu hiç unutmuyordu. 10 maçta 5 gol atarken kimine Manisa performansını kimine şampiyon olan Beşiktaş’taki performansını hatırlatıyordu. Ama onun bir tek amacı vardı o da , daha imza atmadan formasını giydiği takıma geri dönmek! Döndü de…
(İBB'de boş tribünlerle gol sevincini paylaşırken)

İyi dönmedi belki, ya da iyiydi takım o kadar vasattı ki iyilik adına hiçbir şey kendine yer bulamıyordu o takımda. Quaresma, Almeida, Simao kaprisleriyle saç baş yoldururken Guti ile yollar sezon bitmeden ayrılmıştı. Ve Fernandes o zamanlar bu kadar Fernandes değildi!  Kimi zaman Alves diye milyonların saçıldığı kayıp bir oyuncuya ya da Edu gibi hantal bir santrafora tercih ediliyordu. Sağ kanat zaten onun tercihi değildi , var olabilmek için dönüşmesi gereken bir roldü. O da dönüşebildiğince dönüştü zaten. Gol rakamları belki düştü ama oyuna katkısından, isteğinden, hırsından ve Bursaspor’a olan şansından hiçbir şey kaybetmedi. Play Offlarla sonuçlanan eziyet gibi bir futbol sezonunun sonuna gelindiğinde satılacaklar listesinde yine adı vardı.

Artık adı takaslara konu oluyordu son iki sezonla birlikte. Bir miktar para artı Holosko… Hiç birinde rızasına da başvurulmuyordu teklif aşamalarında hem de! Bu konu o kadar moda oldu ki her Beşiktaş yönetimi için ; transfer seçeneği kiralık ya da satılık iken diğer kulüplerde, Beşiktaş’ta Holoskolu denklemler de kuruluyordu .Leyla ile Mecnun’da Erdal Bakkal’ın da pazarlık ve espri kozu oluyordu. O tüm çıkan haberlere transfer yoklamalarına rağmen “Mukavelem bitene kadar burada kalacağım ve sabırla bana şans verilmesini bekleyeceğim…” diyordu. Sabretti ve bu sezon şekillenen kadroda bir şekilde kendine yer buldu. Ama bunun için ondan önce FEDA etmesini istediler, hiç düşünmedi... FEDA onun için sevdiği kulüpte oynamak adına ufak bir detaydan ibaretti. Yarı yarıya indirdi neredeyse ücretini performansını arttıracağının garantisini vererek. Kaprisleri hiç olmadı , onun adına ne besteler yapıldı ne de “neredesin” diye pankartlar açıldı…Uğruna pankartlar açılanlar besteler yazılanlar imza törenlerinde kanlarının son damlasına kadar mücadele edeceklerini söyleyenler gitti… Yine Holosko kendi gibilerle sırtladı ve sırtlamaya da devam ediyor takımı…


İkinci hafta Galatasaray karşısında tutunamazlar denilen maçta bu sezonun tüyosunu vermişti takımının tutunması için bir dal olurken. Sağ kanatta da olsa atacaktı bu sene geçmişte attıklarının aynısını belki de daha fazlasını! 2 golle başladığı sezona 4 lig golü daha sığdırdı. Türkiye Kupasını da boş geçmedi. Adını takas haberlerinden maç yazılarında gol sütunlarına yazdırmaya başladı yeniden! Hem de tam da bitti derken…Holosko için söylenen bir miktar para artı Holosko lafı şimdi çok daha güzel şekle büründü bir miktar FEDA artı Holosko…  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder