6 Kasım 2012 Salı

10 Numara 40 Yaşında...



Orta hakem değişikliğe izin verdiğinde ağır adımlarla ilerliyordu kenara attığı gollerin yorgunluğundan çok gururunu üzerinde taşıdığını belli edercesine… Hakem yanına gelip yavaş hareketleri için sarı kartını gösterirken o alay edercesine hakeme gülümsüyordu. Evet o gece alay ediyordu tüm stadyumla, futbolla…

Geri döneceğini bilerek çıktığı yolda kendine hep dolambaçlı yolları tercih etti.  Altyapısından çıktığı kulübün rakibim dediklerine kulübüm demesi bile sinirlendiremiyordu insanları. O gittiği yerlerde hep mutlu olsun diye arkasından için için dua eden bir cemaat vardı sanki eski ve çocukluğunu geçirdiği kulübünde.

Hiç değişmediğini dününden bugününe ufak bir bakış attığımızda görebiliyoruz. Ömer Güvenç A takıma çıktığında onunla röportaj yapmaya gittiğinde randevusuna geç kalıyor. Güvenç  Sergen’i saatlerce bekliyor ve Sergen bir zaman sonra çıka geliyor, Ömer Güvenç biraz da sitemkar “neredesin Sergen saatlerdir seni bekliyorum”  diyor. Sergen ise “beklemeseydin abi” diyerek aslında hiç değişmediğini dünde aynı kişi olduğunun resmini çiziyordu. Bugün olsa aynısını demezdi diyen kaç kişi var sahi aramızda? İşte bu yüzden belki de Sergen değişmeden olduğu gibi herkesin kabul ettiği sevebildiği bir insan..

Rakamlar önemli değil kaç asist yaptı kaç gol attı kaç maçı çevirdi bunlar kimin umurunda…Fenerbahçe’ye gittiğinde de Galatasaray’a gittiğinde de Trabzonspor’a gittiğinde de biz hep oradaydık. Bir gün geri geleceğini ve bize unutamayacağımız şeyler yaşatacağını bilerek izliyorduk onu. Bir Galatasaray derbisinde maç bitiminde formalar değiştirilmiş ve o üzerine değiştirdiği Beşiktaş formasını giyerek selamlıyordu tribünleri ve öyle alıyordu tüm tebrikleri. Tüm stadın ne oluyor dediği anda kimi dişini bilemiş kimi avuçlarını ovuşturuyordu. O ise kendisine en çok yakışan forma ile yeniden geçirdiği birkaç dakikanın belki de mutluluğuyla Chelsea maçında gördüğü sarı karta gülümsediği gibi gülümsüyordu stadı terk ederken!

Sonra geri döndü…Haberi aldığım gün okula nasıl gittiğimi o gün o “Olasılık” dersinin beni pek de ilgilendirmediğini ne dersini dinlemediğim hocaya ne de sağımdaki solumdaki Sergen’in bir frikik golü için ders asamayacak çocuklara anlatamadım. O zaman Sergen de duygularımızın karşılıksız olmadığını anlatıyordu bize. O da bugünü beklediğini ve şampiyonluk golünün hayali ile yaşadığını söylüyordu sonraları…

Rüya gibi bir sezonu sırtlarken kenarda Luce sahada o yıllar sonra  Anonim olarak dillerde olacak müthiş seneye imza atıyorlardı. Yılların defansı Bülent Korkmaz’ı orta alanda yakaladığında nasıl acımasızca üzerine yürüdüğünü  kim unutabilir? Biz Bülent ha kaptı ha kapacak diye tedirgin bakarken sahaya o adımını atar gibi sıradan bir iş yapıyormuşçasına Tümer’e pas verişini? Peki Tümer’den gelen o pası gole çevirdiğinde ortaya çıkan o sevinç yumağını ve Ercan Taner’in artık ölümsüz olacağından şüphe duymayacağımız “Sergen attı, Sergen attı şampiyonluk geldi” cümlesini kim unutabilir?

Kimine göre yeteneklerine ihanet eden basit bir futbolcuyken kimine göre Salvador Dali’nin resimlerine taş çıkartacak dahilikte “gerçek üstü” tablolara imza atan bir efsaneydi o. Hep Avrupa’ya gidemediği için eleştirilere o cevabı veriyordu yıllar sonra futbolu bıraktığında “Almanlar beni Almanya maçından sonra Münih için isteyeceklerdi sonra bir araştırmışlar…” Gülüp geçiyordu yine! Derdi para değildi, kariyerde değildi sadece keyif almak istiyordu yaptığı işten ve sırf o nedenle de başkası bırak dediğinde değil kendi bırakmak istediğinde bıraktı bu işi!

Şimdi yorumculuğu, yaptığı işler iyi ya da kötü… Ama geçmişini hiçbir şey gölgelemesine izin vermeyecek kadar büyülüydü o yüzden hala Sergen o yüzden hala 10 numara deyince akla gelen ilk isimlerden…

İşin özetini yine onun efsaneleşmiş bir anısıyla bitirelim:
Tigana: Sendeki futbol zekası Platini’de yoktu…
Sergen Yalçın:Biliyorum… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder