15 Ekim 2012 Pazartesi

Milli Takım ve Sonu Gelmeyecek Polemikler...



Milli Maç araları başka ülkelerde nasıl geçer İstanbul dışına çıkmakta dahi zorlanan benim için kestirmek çok güç! O yüzden ülke geneliyle ilgili bir kaç diyeceğim var...

Biz de milli maç arası vatan millet edebiyatının çok pompalandığı ama "ben" ego yetmezliğinin hüsranı ile geçen bir süreç oluyor. Bol polemikli az dayanışmalı geçen günlerde önce biz "Türkiye" diye başlayıp sonra bilmem nereli oyuncu bilmem kimin oyuncusu moduna dönüyoruz. Buradaki "biz" kastı ülke genelinden ziyade başka bir şey değil aslında. Yani ben ve mahalleden arkadaşlarım diye dar bir alan değil!

Aday kadrolar açıklanır açıklanmaz başlayan tartışmalar insanların kafasındaki kişinin yerine tercih edilen oyuncunun yaptığı hata ile zirveye varıyor. Unutmayalım Şenol Güneş'i kenarda karizması yok diye eleştiren bir eleştiri kültürü olan bir toplumun içinde nefes alıp veriyoruz. Karizmaya değil de iktidara taptığının farkına varamayan insanlar o karizma sahiplerinin ilk hatasında ilk eleştiri hançerlerini de saplamayı unutmuyorlardı maalesef. Öncelikle eleştiri ile hakareti ayırmakta fayda var halbuki...

Futbolcularda da benim yetiştiğim jenerasyonlardaki gibi bir hava kalmadığını görmek üzücü. Yaşım itibariyle bir kaç jenerasyonu yakından görebildim ama bunun deforme olma süreci sanırım bizim 2002'den sonraki sürecimize hatta tam da o döneme denk geliyor biraz da... Burada endüstriyel futbol parantezinin ayrı bir tartışma konusu ve geniş bir yer kaplamasını da es geçmemek gerekiyor. Kulüp takımlarının ön plana çıkmasından bahsediyorum biraz da...Kulüp takımlarının milli takımlara futbolcusu sakatlandığı için tazminat davası açmayı tartıştığı günlerden geçiyoruz. Türkiye'de bunu hangi baba yiğit yapabilir şimdilik kestirmek güç! Dediğim gibi bu kadar vatan millet edebiyatından sonra sen-ben kavgasına dönen milli takım ortamında ona da sıra gelecektir ama bu kadar "liberter" bir ortam oluşmadı henüz futbolumuzda...Hepsi gizli "liberal"...

Basın ayağında ise ne kadar çok polemik o kadar çok reyting-tiraj olarak görülüyor olay. Milli maç arası kulüp takımları maç yapmıyor çarmıha gerilecek hoca-futbolcu ya da tahta çıkarılacak hoca-futbol bulmak da güçlük çeken basın bunu milli takım ile doldurmaya çalışıyor. Orada da malzemenin azlığı basını başka arayışlara itiyor ya da elde olan malzemeyi kaşıdıkça kaşıyor. Kişisel ve toplumsal siyasetin olabildiğine at koşturabildiği ortamın sadece basına hayrı olması iyi niyet arayışlarımızı da baltalıyor. Hakan Şükür kadroda yokken hocayı dar ağacına çekenler sonraki hocaların sonraki kararları için "hocanın kararıdır" ana fikirli yazılar yazabiliyorlar.

Hiç kimse ve hiç bir konu nazarımda eleştirilmez el sürülmez değildir. Ama adamına göre muamele, hakaretle gözden düşürme, karalama kampanyaları iki yüzlülüktür. Bu kişiler milli mutabakatla getirdikleri hocalara dahi bunu yapıyorlarsa varın siz düşünün diğer tercihlerin kaderini...

Kısacası milli maç arası bizde bir çok polemiğin hortlaması ya da birilerinin iç birikintilerini ilk fırsatta kusma arası olarak kullanılıyor. Vatan Millet Sakarya durumu ise sadece söylemlerde yer alan bir kavramdan öte bir şey değil. Herkesin diline kolay alabilmesi de bu deyim için değer düşürücü etkenlerden. Her şeyden önce bir spor müsabakasından bir oyundan bahsederken takınılan bu tavır zaten hatalı geliyor bana. Bakınız Alpay'ı n İsviçre maçından önce söylediği İstiklal Marşı şekli...Bağıra bağıra ve tüm mantıksal detayları es geçerek...Sonucu malum!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder