27 Ağustos 2012 Pazartesi

Kartal Kaçtı Aslan Tuttu




             Derbinin dış etkenlerden bağımsız olduğunu söylemiştim. Beşiktaş Galatasaray önünde tüm eksikliklerini tüm çelişkilerini bırakarak galibiyete çok da yaklaştı aslında ama olmadı. Zaten favori olan Galatasaray da kabul etmese de 1 puana razı geldi.

            Maçta topla oynama yüzdeleri %68-%32 gibi uçuk bir oranla Galatasaray'ı gösteriyor. Bunda şüphesiz maçın 22.saniyesinden itibaren artarak çoğalan Galatasaray baskısının etkisi büyük. Beşiktaş ilk yarıda bu baskıdan afallamış şekilde bir amatör takım gibi top çeviremedi pas yapamadı uzun süre. İlk golü 8.dakikada bulmasına rağmen o istediği futbolu sahaya yansıtamadı. O gol sadece Galatasaray ataklarının bir nebze azalmasına neden oldu. 20.dakikada Elmander'in şutunu yalvar yakar kaleye sokan Cenk'in yardımıyla maç 1-1'e gelince işler yine Galatasaray'a döndü.

           İşler yine ters giderken Beşiktaş'ın yetenekleri tartışılır ama mücadelesi tartışılmaz orta saha oyuncularının yoğun çabaları sonucu Holosko önünde kalan topa çaprazdan topa nasıl vurulur dersi verircesine şık bir vuruşla Beşiktaş'ı yine öne geçirdi. Ama bu golden sonra dönen ilk pozisyonda korner kazandı Galatasaray. Bu kornerde sanırım Cenk'in Rüştü'den öğrenebildiği tek şey olan hatalı çıkma meselesiyle karambol anında Galatasaray'ın gerçek "golcüsü" Umut durumu 2-2'ye getirdi.

           İlk yarının tablosu şöyleydi: Galatasaray baskılı rahat, Beşiktaş endişeli çalışkan. Bu endişeyle iki pası üst üste yapamayan bir takım görüntüsü çizen Beşiktaş kendi evinde İstanbul takımına karşı oynayan Anadolu takımı hüviyetindeydi. İkinci yarıya baskılı ekip Galatasaray kendi kalesine gol atan Melo'yu çıkararak başladı oyuna. Beşiktaş ise aynı kadro ile sahadaydı.

          İkinci yarı sanırım Beşiktaşlı futbolcular soyunma odasında korkaklıklarını atmaları gerektiğini konuşmuşlar. Öyle olmasa durduk yere üst üste paslar yapıp rakiplerinin üstlerine gitmeye kalkmazlardı. Sahanın mecburi iyilerinden Fernandes takıma katkısını maksimuma çıkarmıştı adeta. Neden mecburi? Beşiktaşlı oyuncular topu alır almaz onu arıyorlar ve o günahlarıyla sevaplarıyla mecburen oyuna damga vuruyor. Yine Fernandes'in Olcay'ı arkaya sarkıtması ile başlayan atakta Hakan Balta'nın ve Olcay'ın ortak ısrarı sonucu Holosko ikinci golünü atıyordu.
          Bu dakikadan sonra maç Beşiktaş'ın kontrolünde Galatasaray'ın kontrolsüz baskısının altında geçiyordu. Amrabat ve Aydın'ın taze kan görevi gördüğü ataklarda zorlama pozisyonlardan başka bir şey üretilmiyordu. Bu dakikalarda Beşiktaş açık alanlar bulsa da beceriksizlikle bu pozisyonları harcıyordu.

        Beşiktaş için gecenin bir önemli olayı da Pektemek'in sakatlığıydı. Dizi dönen oyuncu yerini Batuhan'a bırakıyordu ama bu bırakış kısa süreli olmayacaktı maalesef. Pektemek yaklaşık 6 ay sahalarda yok. Kariyerindeki ikinci büyük sakatlığını yaşayan oyuncu zor ama umarım yeniden bu günlerine geri dönerek futbolu yalnız bırakmaz.

        Galatasaray da son kozunu Burak ile oynamıştı. Burak ceza sahası çevresinden "aldırdığı" faullerle takımı adına tehlikeler yaratıyordu. Beşiktaş'ta ise Veli-Toroman-Olcay  orta sahası yorgunluktan düştükçe Beşiktaş geri yaslanıyordu.85.dakikada içeri doldurulan bir topta Burak havadan gelen topa bakarken "rüzgara takılınca" düştü ve hakem penaltı verdi. Penaltıyı gole çeviren Selçuk skoru 3-3 olarak tayin ediyordu.

       Maça damgasını vuranlar diye sıralarsak da bir kaç nokta göze çarpıyor. Beşiktaş kamuoyunda yaratılan havadan epey etkilenmiş ve Galatasaray'dan çok korkmuş. Bunu Samet Aybaba'nın maç önü röportajında da hissedebiliyorsunuz. Olcay geldiğinden beri hazırlık kampı dahil en verimli maçını oynadı. Holosko Beşiktaş'a tahmin edilenden çok daha fazla şey katacak bu sezon bunu gösterdi. Özellikle Almeida'nın gidişi ve Pektemek'in hazin sakatlığından sonra. Öte yandan taraftar takımı maçta tuttu desem sanırım kimsenin itirazı olmaz buna. 12. adamdan ziyade aksayan bölgelere kademe elemanı gibi girdiler adeta. Yönetime ders olması gereken bir maçtı. Fahiş bilet fiyatları inerse Beşiktaş kazanır.

        Galatasaray da oturmuş takım havası var fakat sahaya yansımadı bu maçta. Hamit ve Melo özellikle çok sırıttı. Hakan Balta'yı saymıyorum bile. Umut Galatasaray'ın kulübe için düşündüğü ama bu sezon hiç oturmaya niyeti olmayan forveti olduğunu bir kez daha kanıtladı. Burak ise aynı Burak...Trabzonspor'da aldığı penaltıları yine alma peşinde ve alıyor da...

          Maçta Beşiktaş ilk yarıdaki  korkaklığının cezası olarak 1 puanla yetinmek zorunda kaldı. Galatasaray ise kolay sandığı maçı orta sahadaki tembelliğiyle zora soktu ve hakem hayal gücü ve Burak'ın kişisel becerisiyle 1 puana razı oldu.
     
         Hakem Bülent Yıldırım ve yardımcıları kötü maç yönetti. Kartlarını yerinde kullanamadı, yardımcıları yanlış yönlendirdi ve böylelikle tüm haftaya yayılacak bir gündem yarattı.

         Beşiktaşlılar oynanan futbolla gurur duyduklarını takımlarını çağırarak "bu taraftar sizinle gurur duyuyor" diyerek gösterdiler. Maçın sonucuna direk etki eden eski oyuncuları Burak'a da uzun süre "Hırsız Burak" diyerek seslendiler. Beşiktaşlıyım diye demeçler veren birinin belki de bu "profesyonel" hareketi üzdü onları kim bilir... Aslında işin özeti, Kartal kaçtı Aslan tuttu. Beşiktaş galiptir bu yolda berabere diyerek ümit verdi, Galatasaray mağluptur bu yolda beraber diyerek sinyal verdi.

     

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder